Anasayfa
GAZETE BEŞİKTAŞ SAYI:35
BİRİNCİ SAYFA
Kartal’ın marşı hazır
Gazete BEŞİKTAŞ’a konuşan
Mustafa Sandal, 100. yıl nedeniyle aralıksız çalıştığını ve marş için sözlerin
yavaş yavaş belirlendiğini ilk kez açıkladı.
Siyah-Beyaz tutkunlarından biri Mustafa Sandal ile bu ay yoğun temposu arasından
sıyrılarak Beşiktaş’ı konuştuk. İlk yarıyı tamamlayan Beşiktaş’ı Mustafa Sandal’ın
gözüyle değerlendirdik. Sandal, sevdiği oyuncudan Beşiktaş için bestelediği
marşa kadar bir çok soruyu Gazete BEŞİKTAŞ için yanıtladı. Sandal, 100. yıl
için özel bir marş hazırladığını, bu marşın sözleri üzerine kafa yorduğunu söyledi.
DEVAMI 4. SAYFADA
Kahraman Oğulcan
Taşıttayken, yaşlı birinin
aniden düştüğünü ve yerinden kalkamadığını gördünüz, ne yapardınız? Çevrenizde
olup bitenlere karşı, ne kadar gözünüz kulağınız açık? Ya siz yol ortasında
aniden düşüp bayılsanız?.. 16 yaşındaki Oğulcan Sözen, böyle bir durumla karşı
karşıya kaldı. O esnada taşıttaydı, araçtan indi ve yaşlı adamın yanına gitti.
Büyük bir cesaret örneği göstererek ilk yardımda bulundu.
DEVAMI 4. SAYFADA
ÜÇÜNCÜ SAYFA
Tam sırası
Dünya barışı adına, barışın
sağlanması ve korunması için Beşiktaş’ta görkemli bir açılış yapıldı. Ortaköy
Feriye Sineması’nın karşısındaki duvara resmedilen temalar, savaşın gündeme
oturduğu bir dönem için farklı bir yanıt oldu. Kalıcı Barış adını taşıyan 600
metrekarelik duvarda saygı, yüksek arzu, denge, eşitlik, strateji, uyum, işbirliği,
disiplin, emek, üretim unsurları yer alıyor.
Halkın yoğun ilgisiyle açılan organizasyon, Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf
Namoğlu’nun konuşmasıyla başladı. Namoğlu, dünya barışı için bir mesaj oluşturduğunu
ifade ederek şunları söyledi:
‘İnsanların yaşama özgürlüğünün yok edilmesi, insan hak ve özgürlüklerinin içinde
‘özgürce yaşama hakkı’ en önemli ve anlamlı olanıdır. Özgürlük, insanların yüzyıllardır
süren çetin bir mücadelesinin sonunda elde edilmiştir. Biz Beşiktaş’ta, Türkiye’de
ve dünyada barışın kalıcı olmasından yanayız. İki yıl önce
Ihlamur’da 33 ülkenin temsilcilerinin ve dini liderlerinin diktikleri barış
ağaçları ile ‘Dünya Barış Parkı’nı oluşturduk. Bugün burada kalıcı barış için
neler gerektiğini resmettik. Çağdaş insan, gerek beyin gerek temel hak ve özgürlüklerini
geliştirdikçe evrenselleşecektir.’
Duvarın yapımında emeği geçen ressam İhsan Ardal’a teşekkür ettikten sonra,
mikrofonu Ardal devraldı. Savaş, tutumlar, insanlar arası ilişkilere ve barışın
önemine değinen Ardal, konuşmasının ardından gerçekleştirdiği çalışmanın önünde
Başkan Namoğlu’ndan plaketini aldı. Kalıcı Barış Duvarı’nın diğer destekçileri
ise, Türkiye İş Bankası ve Anadolu Hayat Sigorta. Açılışa her iki kurumun da
temsilcileri katıldı ve Başkan Namoğlu, Kaymakam Mehmet Emin Avcı’nın elinden
plaketlerini aldılar.
Yoksullara Yardım Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü de açılışa
katıldı. Mehmet Ali Alabora’nın da katıldığı açılışta, kurdeleyi başkan, kaymakam
ile birlikte kesti. ‘Savaşa Hayır’ kampanyasını destekleyen Alabora, bu açılışta
yer aldığı için memnuniyetini dile getirdi.
Organizasyon, Kalıcı Barış Duvarı’nın önünde Başkan Namoğlu’nun, İhsan Ardal’ın
ve çalışma ekibi ve açılışa katılan çocukların birlikte basın mensuplarına verdiği
pozla sona erdi.
Şairler sofası ünlüleri ağırladı
Necati Cumalı’nın doğumunun
82. yılı nedeniyle Şairler Sofası Parkı’nda anma töreni düzenlendi.
İki yıl önce kaybettiğimiz Türk edebiyatının unutulmaz isimlerinden Necati Cumalı
anma törenine yazarlar katıldı.
Cumalı’nın eşi Berin Cumalı’nın da katıldığı tören, saygı duruşu ile başladı.
Tören, Yazarlar Sendikası Başkanı Cengiz Bektaş’ın konuşmasıyla devam etti.
Beşiktaş Belediyesi Başkanı Yusuf Namoğlu, konuşmasında Necati Cumalı’nın edebiyattaki
yerinin önemine değindi. Namoğlu, gerek tiyatro gerek sinemada ve kitaplarıyla
büyük bir miras bıraktığını vurgulayarak bu günde biraraya gelen herkese teşekkür
etti.
Törende Necati Cumalı’nın eşi Berin Cumalı’nın yanı sıra, Yazarlar Sendikası
Başkanı Cengiz Bektaş, Pen Kulübü Başkanı Üstün Akmen, Cumhuriyet Gazetesi’nden
Sami Karaören, yazar-eleştirmen Konur Ertop, sinema yazarı Resim Teksoy katıldı.
Şairler Sofası Parkı’ndaki tören, heykeltraş Gürdal Duyar’ın imzasını taşıyan
heykelin önünde hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.
DÖRDÜNCÜ SAYFA
Kartal’ın marşı hazır
Siyah-Beyaz tutkunlarından
biri Mustafa Sandal ile bu ay yoğun temposu arasından sıyrılarak Beşiktaş’ı
konuştuk. İlk yarıyı tamamlayan Beşiktaş’ı Mustafa Sandal’ın gözüyle değerlendirdik.
Sandal, sevdiği oyuncudan Beşiktaş için bestelediği marşa kadar bir çok soruyu
Gazete BEŞİKTAŞ için yanıtladı.
Türkiye Ligi’nin ilk yarısında Beşiktaş’ın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşiktaş’ın nihayet doğru antrenörü bulduğuna inanıyorum. Lucescu çok iyi ve
başarıyı getirebilecek bir teknik adam. Sinan Engin ve Feyyaz’ın ise gerek tecrübeleri
gerekse bir ağabey gibi olan yaklaşımları ile başarıdaki payları büyük. Lucescu,
Sinan ve Feyyaz muhteşem üçlüsü ile birlikte iyi bir çıkış yakaladılar. Bu sene
Beşiktaş’ın şampiyon olacağına inanıyorum. Maçlardaki performansları çok iyiydi.
Takımdaki istikrarı çok beğeniyorum.
Beşiktaş maçlarını takip ediyor musunuz, bu sezon oyununu çok beğendiğiniz bir
maç oldu mu?
Maçları fırsat buldukça izliyorum. Dinoma Kiev’i İnönü’de 3-1 yendiğimiz maç
da bu sezonun en iyi maçlarından biriydi.
Takımda sevdiğiniz ve beğendiğiniz oyuncular bulunuyor mu, zengin olan forvet
kadrosunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pancu ve Zago çok yerinde ve doğru yabancı transferler. Beşiktaş bu sezon takım
ruhunu yakaladı. Her oyuncunun ayrı ayrı özelliği var. Alt kadrodan yetişen
oyunculara daha çok dikkat edilmesi lazım. Altyapı konusunda Türkiye birinci
liginde en çok dikkat eden Beşiktaş Jimnastik Kulübü. Beşiktaş’ın bu davranışı
diğer kulüplere örnek teşkil ediyor. Çok çalışan çok kazanır.
Taraftarların sevgilisi olan Pascal’ın futbolunu ve taraftarların sevgisini
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pascal her maçın kaderini değiştirebilecek bir oyuncu karakteri ile taraftarın
sevgilisi oldu. Bunu içinde yaşattığı küçük çocuğa borçlu.
Futbolda fair-play ile ilgili mesajlarınız var mı? Holiganizmin önlenmesi için
sizce neler yapılabilir?
Sahada huzur, tribünde huzur...
Sizce futbolun Türkiye’de bu denli sevilmesinin, medyada spor hakkında yazılanların
sadece futbolla ilgili olmasının nedenleri neler?
Kulüpler ve milli takım bazında alınan başarılı sonuçlar futbol sevgisinin artmasına
yol açtı. Bir çok ebeveynin çocuğuna aldığı oyuncakların başında futbol topu
gelir, mahalle aralarında, hatta evde salonda hep maç yapar çocuklar, dolayısıyla
kanına işlemiştir Türk milletinin futbol.
Sizce futbolun felsefesi nedir? Sizin inandığınız takımın ölçüleri neler olmalı?
Futbolun felsefesi bir takım oyunu olduğunu unutmamak. Birlikten kuvvet doğar.
As ve yedek oyuncuları, antrenör ve tüm yönetim kadrosu taraftar gücünü de arkasına
alırsa başarıyla uzun bir dostluğunuz olacak demektir.
Beşiktaş’ın yüzüncü yılı ile ilgili neler düşünüyorsunuz?
Sürekli neler yapabilirim diye rüşünüyor ve çalışıyorum.
Beşiktaş’ın 100. yılı için marş besteleyecek misiniz?
Evet, böyle bir çalışmamız var. Ben size bu marşın ilk satırını söylemek istiyorum.
Şu anda bu marşın kısa versiyonunu statlarda dinliyoruz.
Siyahla beyaz
ortak olmuş
Kartalın aşkı
böyle doğmuş.
Tarihi, doğal güzelliği ve bir çok kültürü bünyesinde barındırması ile Beşiktaş
semtini nasıl buluyorsunuz?
Beşiktaş semtinde Boğazın nadir güzelliklerini, saraylarını, tarihi eserlerini
görmek mümkün, bu değerlere sahip çıktığımız ve yaşattığımız için mutluyum.
Yüzyıllar sonra da torunlarımız bu güzellikleri görebilecek.
Beşiktaş’ın eğlence, tarih, kültür yönlerinden en çok hangisi sizi ilgilendiriyor?
Bir futbol takımı misali hepsi bir bütün, hepsi birbirini tamamlıyor.
Kahraman Oğulcan
Taşıttayken, yaşlı birinin
aniden düştüğünü ve yerinden kalkamadığını gördünüz, ne yapardınız...
Çevrenizde olup bitenlere karşı, ne kadar gözünüz kulağınız açık?
Ya siz yol ortasında aniden düşüp bayılsanız?..
16 yaşındaki Oğulcan Sözen, böyle bir durumla karşı karşıya kaldı. O esnada
taşıttaydı, araçtan indi ve yaşlı adamın yanına gitti. Büyük bir cesaret örneği
göstererek basit bir ilk yardım müdahalesiyle birinin hayatını kurtardı. Orada
yatanın kimliği ne olursa olsun Oğulcan, inandığı bir felsefe için dişini tırnağına
taktı, ‘insan hayatı’...
Oğulcan Sözen yaklaşık 3 yıldır Beşiktaş İlçesi Sivil Savunma Teşkilatı’nda.
Oğulcan’ın hareketli yaşamı, küçük yaşlarda 17 Ağustos Depremi öncesinde Sivil
Savunma Teşkilatı’nın bir üyesiyle tanışmayla başlıyor. Uzman bir kadro tarafından
eğitim alan ve gönüllü katılımcıların oluşturduğu Beşiktaş Sivil Savunma Teşkilatı’nda
aktif olarak görev yapıyor. Basit ilk yardım tekniklerinden sel, deprem, yangın
gibi durumlarda arama-kurtarma eğitimine ilişkin bir çok konuda eğitim programından
geçiyor. Hayatı ciddiye alın, diyorlar ve ‘olası günler’ için bizlerin gözleri,
kulakları olmada büyük bir sorumluluğu taşıyorlar. Oğulcan da, bu sorumluluğun
hissedarlarından.
Beşiktaş İlçe Sivil Savunma Müdürü Ertuğrul Atasoy, Oğulcan’la gurur duyuyor.
Bingül Erdem Lisesi’nde okuyan ve Sivil Savunma Kolu Başkanı Oğulcan’a yürüyen
malzeme torbası diyen Ertuğrul Atasoy, çocuk yaşta girdiği teşkilatta küçük
olmasına rağmen gösterdiği çabayı, takdirle karşılıyor.
Oğulcan, omuzlarının üzerinde cenin halinde uzanır vaziyette tutarak, başının
muhafaza edilmesini sağlayarak bir kişinin yaşamının kurtarılmasında büyük bir
rol oynuyor. Oğulcan Sözen, ilk yardım bilincinin oluşmasının büyük bir önem
taşıdığını vurguluyor. Özellikle, aniden yere düşen birinin yanlış müdahale
sonucu felç olma riski, bilincini yitirme riski çok fazla. Bu büyük bir dikkat
ve özen gerektiyor. Elbette, sosyal bir bilincin de gerekliliği söz konusu.
Oğulcan, panik yapılmaması gerektiğini söylüyor ve ilk yardım müdahalesi yapılmasının
önemini vurguluyor. Aksi halde karga tulumba yapılan müdahaleler, yaşam kurtarmak
yerine kişinin ölmesine neden olacak acı sonuçaları doğurabiliyor. Uzman bir
kişi ya da ekibi beklemek ya da çağrılmasını sağlamak bir başka önemli adım.
“Kişinin yaşamını riske atamazsınız, bu bir kumar değildir” diyor, Oğulcan.
Teşkilat içinde yer aldığı önemli olaylar da var. Teşkilatın önemli çalışmalarından
bazıları şöyle sıralanabilir; Düzce depremi, Afyon depremi, Çankırı depremi,
Sarıyer Sel Felaketi, Beyoğlu’nda ve Aksaray’da çöken ev, Beşiktaş su baskınları
müdahalesi gibi. Atasoy, birinci görevimiz can kurtarmaktır diyerek üstlenilen
görevin ne denli büyük bir sorumluluk getirdiğine dikkat çekiyor. İçişleri Bakanlığı
Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün Gönüllü Yönetmeliği Hükümleri’ne uygun olarak
bir takım komutanı ve alt birimlerinden oluşan teşkilatta, 4 ana kol çalışmaları
yürütüyor:
Operasyon timleri, lojistik destek timleri, haberleşme timleri ve ilk yardım
ekipleri.
Aktif bir saat içinde gelecek 60 kişi, 8 saat içerisinde gelecek 400 kişi ve
bunu güne yaydığımızda 24 saatte bin kişi üzerinde insanı, Beşiktaş Sivil Savunma’da
bulmak mümkün.
Atasoy, olaylarda aktif rol edinmeleri bakımından ve teşkilatta fonksiyonalitelerini,
‘Meslek sahibi, ünversiteli, liseli gönüllü katılımcıların çoğunlukta olduğu,
devlet ve sivil inisiyatifin birbiriyle bütünleştiği sınırlı örneklerden biri’
tanımlıyor.
Hedefleri ise, geniş... ISO 9002’yi alabilecek sağlam bir ekibin olduğunu ancak
yeterli maddi desteğin olmamasından dolayı kapsamlarını henüz genişletemediklerini
belirtiyor. Atasoy, bu durumu şöyle dile getiriyor:
“Amacımız bir kurum olabilmek. Fakat kurum olabilmek için sivil insiyatiften
sivil kuruluşlardan desteklenmesi gerekiyor. Mesela ben isterim ki, Beşiktaş
Sivil Savunma Arama - Kurtarma Ekibi ve Afet Eğitim Merkezi’nin bir ISO 9002’yi
alması hedefimdir, idealimdir. Bunun için özel kuruluşların desteğine ihtiyacım
var. Çünkü 9002’nin bazı kıstasları bunlar benim tek başıma yerine getirmem
veya gönüllü arkadaşlarımın bu kadar büyük bir yükümlülüğü tek başına yapabileceği
bir durum değil. Zaten tamamen kendi bütçelerinden harcayarak yapıyorlar. Öyle
bir durum söz konusu olduğunda tüm Türkiye çapında çalışmalarımızı sürdürebileceğiz.”
Çocuklar hasta olmasın
Beşiktaş Sağlık Grup Başkanlığı,
‘Çevre Gönüllüleri’ projesini kapsamlı bir şekilde yürütüyor.
Beşiktaş İlçesi’ndeki okulları kapsayan projede, çocuklar çevre sağlığını tehdit
edenleri gözlemliyor ve gerekli mercilere rapor ediyor. Sağlık bilincinin yerleşmesinde
etkin bir rol oynayan proje, geçen seneden bu yana bir çok alandaki müdahalenin
konusu.
Sağlık Grup Başkanı Ufuk Demiralp, bu konuda oluşturulan bir komisyon tarafından
çalışmaların yürütüldüğünü söylüyor. Komisyon, hazırlanılan programa göre ilk
etapta okul müdürleri, rehberlik öğretmenlerini bilgilendirme hususunda çalışmalara
koyuluyor. Ardından asıl iş, minik sorumlulara kalıyor.
Ufuk Demiralp, Greenpeace görevlisinin bile katılmış olduğu bu proje için, gönüllülük
kavramının altını çiziyor ve şöyle devam ediyor:
‘Hazırlanan program çevre sağlığının korunması ve çevre sağlığını tehdit eden
unsurlara karşı yaşınız kaç olursa olsun duyarsız kalınmaması idi. Okullarımızda
yürütülen proje ile de çocuklarımız büyük bir sorumluluk örneği göstermişlerdir.
Gönüllü olarak küçük yaşlarına rağmen önemli gözlemlerle çevre gönüllüleri olarak
sorumlu bir birey olma örneğini göstermektedirler.’
İlk ve orta dereceli okullarda gönüllü öğrencilerin ikamet ettikleri veya çevrede
gözlemledikleri çeşitli olaylar birer ihbar niteliği taşıyor. Buna göre değerlendirmeler
yapılıyor ve tutanaklar tutuluyor. Bu çalışma içerisinde yüzü aşkın gözlem belgeleri
bulunuyor. Tüm bildirilerin dikkate alındığı bu projede, çocukların gösterdiği
özen ise takdire değer. Yola akan kirli sudan çöplerin birikmesine neden olan
market, lokanta gibi yerlerin çevre temizliğindeki hassasiyetine kadar bir çok
konuda bildirim mevcut. Bu konuda, öğretmenleri ve çevre sağlık komisyonları
ile haberleşerek çalışan grup, ayrı okullarda da olsa takım çalışması halinde.
Bu da bir ekip ruhunu oluşturuyor. Bu konuda Demiralp, gönüllü olmanın ne denli
zor olduğunu ancak gereken önem ve destek verildiğinde başarılı bir çalışma
sonucunun elde edileceğini vurguluyor.
‘Gönüllü kuruluşların çalışmasında önemsenmesi gereken bir düzen var. Bu bilişsel
bir süreci de beraberinde getiriyor. Zincirleme öğreti söz konusu. Sosyal bilincin
varlığını da bu konuda hissedebilirsiniz. Çocuk bu gözlemleri yaparken ebeveynlerini
de bilgilendiriyor, karşılıklı bir etkileşim söz konusu. Bu konuda çocuklarımızın
gösterdiği duyarlılıktan dolayı onur duyuyoruz.’
Okullarda çocuk sağlığı konusunda ise, Beşiktaş Sağlık Grup Başkanı Ufuk Demiralp,
komisyonlarla gerekli gözlemlerin yapıldığını söyledi. Buna göre, bulaşıcı bir
hastalık ihtimalinde, hekim ihbarı ile her hastanın durumu başkanlığa rapor
ediliyor. Ardından, araştırma yapılıyor ve yerinde de bu durum tetkik ediliyor.
Ancak, araştırmalar yapılması sadece olası bir hastalık durumunun oluşmasını
gerektirmiyor. Okullar, belirli periyotlarla ziyaret ediliyor. Sömestr tatillerinde
okul kantinleri, tuvaletler dolaşılıyor. İçme sularının temizliği, okulların
su depolarının bakımdan geçip geçmediği kontrol ediliyor. Bu gözlem turuna ise,
çevre sağlık komisyonundan bir yetkili, okul müdürü veya adına yetkili biri,
ayrıca da Milli Eğitim Şube Müdürü katılıyor. Yapılan araştırmalar sonucu gerek
görüldüğünde uyarı veriliyor. Yapılması gerekenler aciliyete göre yetkiliye
aktarılıyor ve takibe alınıyor. Yakın geçmişe kadar çok ciddi bir vaka ile karşılaşılmadığını
söyleyen Demiralp, bir kez nezle salgınında sayıca fazla öğrencinin etkinlenmesinden
dolayı okulun tatil edilmesi kararı alınmış.
BEŞİNCİ SAYFA
İskele Meydanı kartpostal gibiydi
Beşiktaş’taki iskeleler arasında mimari değer taşıyan tek yapı olan iskele, 1913 yılında, Şirketi Hayriye tarafından mimar Ali Talat Bey’e yaptırılmıştır. 1941’deki planına göre deniz cephesine dik üç bölümden oluşan zemin kattaki bekleme salonu, 1948’de bölmeler kaldırılarak, tek mekan haline getirilmiştir. İlk yapıldığı yıllardan yaklaşık 1950’lere kadar düğün salonu olarak kullanılan geniş teraslı üst kat ise 1979’da kısmen camlı bölmelerin kapanmasıyla bina, bugünkü halini almıştır. Diğerlerinden farklı olarak iskele binasının yola bakan cephesinin dışında, iki yanda simetrik olarak yerleştirilmiş ikişer katlı, iki bina yer almaktadır. İskele binasından daha sonraki bir tarihte yapılan bu binalardan solda bulunan, 1961’de Denizcilik Bankası’nın Beşiktaş şubesi olarak kullanılmaya başlanmış, sağdakinde ise bir muhallebici ve kahvehane açılmıştır. Günümüzde, soldakinde memur odaları ve bürolar, sağdakinde ise jeton satış gişeleri ile yine memur odaları bulunmaktadır.
AKP’liler yemekte buluştu
AKP Beşiktaş Kadınlar Kolu,
Arnavutköy’de bir yemek verdi. Belediye Tesisleri’nde düzenlenen yemeğin amacı
yeni üyelerle tanışmak ve değişik semtlerde oturan üyelerin kaynaşmak şaklinde
açıklandı.Yemeğe katılım oldukça büyüktü.
Önümüzdeki aylarda bir de kermes düzenleyeceklerini söyleyen AKP Kadınlar Kolu
Başkanı Feden Topçu, kermeste sağlanacak gelirin yoksul çocuklara verileceğini
belirtti.
Medya ile ilişkileri yürüten Müşerref Şişik ise, son günlerde basında çıkan
yazılar konusunda, “eleştiriler için henüz çok erken. Medya bu eleştirileri
yapmadan önce bize 6 ay süre tanımalıydı” dedi.
SORUNLAR-ŞİKAYETLER
Sprcular Parkı bizi sevindirdi
Mahallemize yeni bir park yapılıyor: Sporcular Parkı. O yüzden çok mutluyuz.
Oyak Sitesine de yeni bir park yapıldı. Orası için de çok iyi oldu, eskiden
karanlık bir yerdi şimdi gayet aydınlık bir görünümde. Salı günleri pazar kuruluyor,
ancak çok karman çorman bir durumda daha düzenli olabilir.
Oya Çolpan-Konaklar Mahallesi
Sokak lambaları kırılıyor
Şu an sadece sokak lambalarından şikayetçiyiz. Biri takılıyor biri takılmıyor.
Geceleri çok karanlık oluyor, yürümek bile imkansız neredeyse. Mahalle sakinlerimiz
ilgililerin en kısa zamanda konuyla ilgilenmelerini bekliyor. Onun dışında memnunuz.
Sorunumuz yok.
Mustafa Erdoğan-Vişnezade Mahallesi
İETT bizimle ilgilenmiyor
En büyük sorunumuz İETT ile. Hiç ilgilenmiyor bizim şikayetlerimizle. Bütün
işlerini taşeronlara devretmiş durumdalar. Biz de İETT’nin santralına ulaşamıyoruz,
bir türlü cevap vermiyorlar. Onun dışında parklarımıza çok güzel elektrik direkleri
diktiler ancak ne yazık ki hiç biri yanmıyor.
Aydın Onar-Bebek Mahallesi
Sokaklarımız işgal altında
Yollarımıza çakılan demirler yüzünden sokaklarımız işgal ediliyor. Ayrıca çöplerimizin
daha erken saatlerde alınmasını istiyoruz. Çünkü insanlar sabah işe gitmek için
evden çıktıklarında etraflarını temiz görmek istiyorlar. Çöp toplama işletmesi
özelleştiği için biraz daha zorluk çekiyoruz.
Sabit Akgün-Mecidiye Mahallesi
Kanal sorununu çözmeliyiz
Şikayetçi olduğumuz işler yapılıyor gayet güzel bir şekilde. Örneğin elektrik
direkleri değiştiriliyor. Temizlik işlerinden, parkların durumundan memnunuz.
Sadece Mısırlı Bahçe’nin kanal sorunu var, onu da İSKİ ile halledeceğiz.
Ahmet Bayraktar-Türkali Mahallesi
Akmerkez yolu ne zaman bitecek?
Son 15-20 gündür sık sık elektriklerimiz kesiliyor, günün belli saatlerinde
birkaç saat olmak üzere. Parklarımızın bakımı yapılmalı ağaçlarımızın budanma
zamanı geldi. En memnun olduğumuz konu temizlik. Akmerkez yolunun ise hemen
yapılması gerekiyor. Bu arada Akatlar’ da Karanfil köyüne İETT çok yetersiz.
Bize bile şikayetleri geliyor.
Edip Umar-Nispetiye Mahallesi
Esnaf kaybediyor
Bozuk yollar nedeniyle bir çok esnaf, araçla gelen müşterilerini kaybetti. Çamur
ve tozlar yüzünden vatandaşımız çok sıkıntı çekiyor. Belediyenin bu işi bir
an önce bitirmesini istiyoruz.
Zeki Bölükbaşı-Sinanpaşa Mahallesi
Otobüs istiyoruz
Otobüs en büyük sorunumuz lütfen artık bir çözüm bulunsun. Parklarımıza bakılmıyor.
Çünkü bakıcıları gitti; özel sektör olduğu için. Fen işleri hiç ilgilenmiyor
yollarımız çok sorunlu.
Şeref Boyacı-Dikilitaş Mahallesi
OKUYUCU KÖŞESİ
Trafik felç olmasın!...
GAYRETTEPE- Gayrettepe Barbaros Bulvarına bağlayan yolun tekrar yapılacağı,hatta
yonca şeklinde ele alınacağını öğrendik. Oraya dikilen tabelayı gördüm. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak olan bu çalışmanın ne zaman ve ne
kadar süreceğini merak ediyorum. Çünkü burada aylar sürecek bir çalışma trafiği
felç eder. Burası, Barbaros Bulvarı Etiler, Levent, Gayrettepe ve Beşiktaş’ın
ana damarıdır. Köprüye giriş, Topkapı, Bakırköy ve Havaalanına gidiş de bu yol
üzerinden yapılmaktadır. Çalışmanın en fazla iki üç ay içinde acilen bitirilmesi
gerekmektedir. Yoksa sonuç köktü olur.
Adil Korkut-Avukat
Karakol kurulsun
4.LEVENT- Olayların önüne geçilmesi için acilen bir karakol kurulması gerekmektedir.
Özellikle Koza sitelerinde ve civar sitelerde hırsızlık ve yollarda kapkaç olayları
artmıştır. Burada bir karakolun olması caydırıcı olacaktır. Son zamanlarda burada
sürekli bir polis otusu duruyor. Ancak bu geçici çözümdür.
Sabit Duman-Araş. Gör.
Sporcular parkına dikkat
4.LEVENT- Sporcular parkını dört gözle bekliyoruz. Buraya bir yürüyüş parkı
yapılacağını öğrendik ve çok sevindik. Parkı çevreleyen duvarların örüldüğünü
izliyorum,ama federasyonunun karşısında duran tanıtım panosu duvarın geçtiği
güzergahta kalmış. Onun oradan kaldırılacağını umuyorum. Yoksa sonradan bu sorun
olacaktır. Ağaçları da kesmesinler.
N.A.Kabuk-Öğretim üyesi
ALTINCI SAYFA
Kim savaş ister?
Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin
Avrupa Birliği’ne alınması konusunda görüş veren AKP Beşiktaş İlçe Başkanlığı
ve CHP Beşiktaş İlçe Başkanlığı, 74 sonrası durumları masaya yatırdı, bugünü
eleştirdi ve Denktaş’ın desteklenmesi gerektiğini ifade etti. ADD Beşiktaş Şubesi,
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve üniversiteler konu ile ilgili bilgi verdi.
AKP Betiktaş İlçe Başkanı Necdet Dursun
“Masaya Oturmadan Bu İş Olmaz... “
‘Çözümsüzlük çözümdür, mantığını bir kenara bırakmak gerek. Çözüme ulaşmak gerekli.
Karşılıklı menfaatlerle oturup bir pazarlık masası oluşturup Kıbrıs’ın da Türkiye’nin
de çıkarlarının ön planda olduğu bir anlaşma zemini aranabilir. Kıbrıs’ta yapılan
mitingte çok yoğun bir katılımın olması ise, ekonomik sıkıntılardan dolayı açıklanabilir
veya senelerin verdiği çözümsüzlüğün çözüme ulaşması psikolojisi de olabilir.
Hepsi etken.’
Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin yürüttüğü dış politikanın nasıl olduğuna ilişkin
değerlendirmesi ise şöyle;
‘Bu konuda Türkiye’nin pasif kaldığını ben kabul etmiyorum, şu ana kadar olmayan,
Ak Parti ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ilk defa Yunanistan’la güzel
ilişkiler içinde bulundu. Zannediyorum şimdiye kadar çözüme yakın bir zaman
dilimi olmadı. Kıbrıs meselesindeki ortamını irdelemek gerekirse, bir kışkırtma
söz konusu olamaz, ama AB, Güney Kıbrıs Rum kesimini almak istediğini açıkça
beyan ediyor. Güney Kıbrıs’ın AB’ye girdikten sonraki çözüm süreci daha da zorlaşıyor.
Şimdiden ön koşul sunmak çok da doğru değil, masanın iki tarafına oturduktan
sonra hangi koşullarda anlaşılabiliyor hangi koşullar bizim lehimize... Burada
en önemli göstergelerden birisi, karşınızdakine çok şey verildiği izleniminden
kendinizi almanızdır. Dikkatli olunmalıdır. Bu konuda halen görüşmeler devam
ediyor’
Ya Savaş Sonrası...
‘Irak’la savaşa girilmesi, bir kere ekonomik olarak Türkiye için yıkımdır. Bunun
değeri olarak kimileri 25, kimileri 100 milyar dolar gibi rakamları telaffuz
ediyor, bu Türkiye için darboğazdan geçtiği bir dönemde etkileyici bir rakam.
Bu maddi boyutu. Bu doğu ve güneydoğu da bir çok şehrin ölü kent haline dönmesine
neden olur. Ayrıca göç olayları söz konusu olabilir, ancak bugün itibariyle
Amerika’ya şartlı destek vereceğini söyleniyor. Fransa Cumhurbaşkanı da Birleşmiş
Milletler Raporu’nun beklenmesi gerektiğini, rapor da çok kötümser bir bakışla
hazırlanmıyor yani. Ne çıkacağı tam olarak belli değil ama yani. Kitle imha
silahlarına dayandırılarak yapılan denetlemenin tek amacı, petrol kaynaklarının
üstüne oturmak. Asıl neden petrol. Savaş Türkiye’nin çıkarına değildir. Bizi
kavgalı konumuna getirecekler. Bir bataklık, girdikten sonra nasıl ve ne zaman
çıkılabileceği hiç kimse için belirli olmayan bir bataklık. Biz, savaş çıkmamasını
istiyoruz. Bu konuda yürütülen kampanyaları destekliyoruz. Maddi kayıpların
yanı sıra duygusal kayıplar da söz konusu olacak, bunu kabullenmemiz mümkün
değil.’
CHP Beşiktaş İlçe Başkanı Müslim Eriş
‘1974’te Rumlarca girişilen soykırım hareketi barış hareketiyle sona erdirildi.
Rumlarla Türkler iki ayrı bölgede yaşamaya başladılar. Her ikisi ayrı birer
devlet kurdu. Ancak batılılar özellikle Avrupa, Kıbrıs Rum devletine Kıbrıs’ın
bütünlüğünü temsil eden bir anlayışa sahip. Oysa Kıbrıs Devleti, Kıbrıs Rumları’nın
yaptıkları ihtilal ve giriştikleri soykırım sonucu yok oldu, o devletin Cumhurbaşkanı
ise Türk ve Rumlardan oluşmaktaydı. Nerede Türk cumhurbaşkanı yardımcısı? Madem
Kıbrıs tek bir devlet ise, o zaman orada çift meclis vardı. Bu meclisin bir
tanesi de Türklerden oluşmaktaydı, bugün Kıbrıs diye tanıdıkları devletin meclisinde
Türk yok. İki ayrı, fiilen kurulmuş iki ayrı devlet var. Ancak batılılar nedense
Kıbrıslı Rumlara dönük sempati besliyorlar, kendi çocukları olarak görüyorlar.
Bize zenci gözüyle bakıyorlar, ki zenci olmak da suç değil. İnsan derisinin
veya etnik kökeni nedeniyle hor görülmesi bir insanlık suçu. Bunun kabulü mümkün
değil. Ayrıca, Londra ve Zürih anlaşmaları gereği Kıbrıs Devleti’nin bir başka
devletle anlaşma yapması veya başka gruba girmesi Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin
açık iznine bağlı. AB bu anlaşmaları da hiçe sayarak Kıbrıslı Rumları AB’ye
almaya dönük son noktayı koymak üzereler. Soydaşlarımıza bu yönde psikolojik
baskı yapıyorlar, Türkler orada fakir kalacaklar, geleceğiniz yok diye.’
Bu düşüncelere Kıbrıs’taki bazı Türklerin de saflıkla inandıklarını dile getiren
Eriş, giden bir özgürlüğün kazanılacak bir zenginlikten çok daha zor, hatta
imkansıza yakın bir şekilde elde edileceğini vurguladı. Bu konuda Türkiye’nin
siyasi, sosyal ve siyasi gücünün önemine dikkat çeken Eriş, Denktaş’ın tutumuna
destek verilmesi gerektiğini açıkladı.
‘Unutulmamalı ki Yugoslavya’da 40lı yıllardan 2000’li yıllara kadar birlikte
yaşayan topluluklar Hırvat, Sloven, Slovak, Arnavut’u, Makedon’u, Kosovalı’sı
Boşnak’ı birbirine girdiler, 60 sene sonra. Milyonlarca insan öldürüldü, ses
çıkarmadılar. Çağımızda kardeşlik en güzel duygu, ancak zayıf düştüğünüz anda
o duygular yok oluyor. Sizi yok etmek istiyorlar. Bunun bilincinde olunması
lazım. Barış sürdürülebilir olmalı, ileride bu bozulmayacak koşullarda olmalı.
Denktaş’a destek verilmesi lazım. Denktaş ömrünü bu mesele içinde geçirmiş,
geçmişteki bütün görüşmeleri de bilen bir devlet adamıdır. Aldatılması çok zordur.
Çünkü geçmişten bugüne bütün müzakerelerde vardır, detayları çok iyi bilir,
tuzakları da onun kadar iyi bilecek bir başka devlet adamı düşünemiyorum. Diğer
tarafın barış yanlısı tavırlarını da görmüş, daha sonraki olumsuz tavırlarını
da görmüş, o nedenle Denktaş’a destek verilmesi lazım. Ama, çözümsüzlüğün de
çözüm olarak sunulması son derece yanlış. Kıbrıslı soydaşlarımızı aldatan en
önemli şey bu. İleriki dönemlerde Kıbrıs, tümüyle Girit Adası gibi, oniki ada
gibi gidecek...’
Savaş büyük risk...
Müslim Eriş, olası bir Irak Savaşı hakkında Türkiye’nin ne denli etkileneceğini
şöyle dile getiriyor:
‘Irak’la bir savaşa dahil olmamak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekir.
Yani, geçmişte 50’li yıllarda Filistin ve Cezayir olayında, Süveyş Kanalı olayında
yapılan yanlışlarımız nedeniyle 50 seneyi aşkın zaman geçmiştir. Arap ve İslam
dünyasında ülkemize negatif bir bakış vardır. Arap dünyası ise, bugün Kıbrıslı
Rumları desteklemektedir. Bunun temelleri Filistin Süveyş Kanalı’nda ve Cezayir’deki
Fransız zülmünde, Arap dünyasının yanında yer almayışımızdır. Bugün Irak’ta
da böyle bir şeyin önümüzdeki yıllarda faturası çıkacaktır, ki dünyada Amerika’yla
savaşa giren kimse yok ki. Olumlu ilişkisi süren doğru dürüst bir komşumuz yok.
Komşularıyla kavgalı bir ülkenin gelişmesi de zor. Bu bir risk.’
Atatürkçü Düşünce Derneği Beşiktaş Şube Başkanı Uğur Seten ise, bu konuda şunları
söylüyor:
‘Kıbrıs masaya yatırılıp rumlaştırılmak istenirken ABD küreselleşmenin getirdiği
azgınlıkla Irak’a karşı gayri resmi bir savaşı başlatmak girişimindedir. İçine
itildiğimiz bu bölgesel savaş ve kıbrıs meselesi türkiyenin geleceği açısından
hayati önem taşımaktadır.’ Kıbrısta iki ayrı devletin varlığına dikkat çeken
Seten, bu durumu yokmut gibi hareket edildiğini vurguluyor, ve hatırlatıyor:
‘Kıbrısta iki ayrı millet ve devlet vardır. Bu gerçeği görmezden gelerek Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Denktaşı tasfiye etmek ve Annan planını olduğu gibi kabul etmek
Kıbrıs’ın tamamen Rum adasına dönüşmesine yol açacaktır. Unutmayalım ki, Rumların
adadaki soykırım girişimleri barış harekatı ile noktalanmış olup Türkiye’nin
teminatıyla Kıbrıs Türk halkı barış ve güven ortamında yaşamaktadır. Annan planı,
bu ortamı bozabilecek maddeler içermekte, Türk varlığını tehdit eden unsurlar
taşımaktadır.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin ve bir çok sivil örgütün de kabul etmediği
savaş için, Uğur Setenöne sürülen nedenlerin altında başka sebepler yattığını
vurguluyor.
‘Savaş eğer zorunlu savunma nedeni değilse cinayettir. Peki ABD niye ısrarla
yıllardır ezilen fakir ırakı vurmak istemektedir. ne ırakın saddam hüseyin diktasındaki
anti demokratik rejimi, ne ırakın sahip olduğu iddia edilen kimyasal ve nükleer
silahlar bu savaşın gerekçesi değildir. olamaz, savaş çığlıklarının tek nedeni,
ortadoğu’nun haritasının yeniden çizilmesi ve en başta abd, ingiltere olmak
üzere bölgedeki zengin petrol kaynaklarının paylaşılmasıdır.’
Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim
Üyesi Fuat Aksu, Türk dış politikasındaki ikilemlerini şöyle değerlendiriyor:
‘Uluslararası ilişkilerde temel aktör konumunu hala koruyan ulus devletlerin
dış politikalarındaki inandırıcılıkları ve kararlılıkları, uygulamak istedikleri
stratejilerin tutarlılıklarını büyük ölçüde etkilemektedir. Bu bakımdan değerlendirildiğinde
Türkiye’de güncel dış politika sorunlarına ilişkin yaklaşımlarının bu inandırıcılığı,
kararlılığı ve tutarlılığı tam anlamıyla yansıtmadığı görülmektedir. Gerek Avrupa
Birliği, gerek Irak, gerekse Kıbrıs’ta yaşanan diplomatik süreçte Türkiye’nin
izlemekte olduğu dış politikanın belirsizlik ve çok başlılığı, savunulan tezlerin
inandırıcılığını olumsuz etkilemektedir.’
Annan politikaları konusunda da şöyle devam ediyor:
‘BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde yürütülen toplantılar arası görüşmelere
koşut olarak Genel Sekreter Kofi Annan tarafından hazırlanan çözüm planı ve
AB’nin Güney Kıbrısı tek yanlı olarak AB üyeliğine alma kararını açıklamış olması
Türkiye’yi Kıbrıs konusunda politika değişikliğine gitmeye zorlamaktadır. Kıbrıs
Türk yönetimi ya Annan planını tüm olumsuzluklarına karşın olduğu gibi kabul
edecek ya da AB dışında kalmayı, dolayısıyla -uzlaşmaz- taraf olarak tanıtılmayı
kabul ederek çözümler üretecektir. Bu “çözüm arayışları” sırasında KKTC’nin
ve Türkiye’nin ulusal ve uluslar arası baskılara ve tepkilere karşı koyabilmeleri
ise kolay olmayacaktır. AB’nin GKRY’ni tam üye olarak kabul edeceğini açıklamasının
ardından KKTC’ninde Annan planının kabul edilmesine ilişkin olarak yürütülen
kamuoyu oluşturma çabaları müzakereleri yürüten Denktaş’ın müzakerelerdeki gücünü
zayıflatacak boyuta ulaştırmıştır. Kamuoyu desteğinden yoksun bir siyasal iktidarın
çözümün önünde bir engel olarak gösterilmeye çalışılması gerek KKTC yönetiminin
gerekse Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin stratejilerinin ekonomik ve siyasal boyutunu
somut projelerle güçlendiremediğini ortaya koymaktadır. Diğer yandan, medya
desteği ile yürütülen propagandalarla barış ve refahın çekim merkezinin AB ve
GKRY olduğu belirtilirken KKTC yurttaşlarının “kimlik” ve “güvenlik” kaygılarının
yerine refahın paylaşılmasına dönük kaygılara öncelik verdikleri; söz konusu
planın kabul edilmesi halinde planın uygulanması ile yaşanacak güçlüklere yeterince
dikkat etmedikleri görülmektedir.’
Işık Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yaşar Onay, Güney Kıbrıs’ın AB’ye girişinde,
Zürih ve Londra anlaşmalarını hatırlatarak, Türkiye’nin bu konuda önemli bir
rolü olduğunun altını çizdi.
Zürih ve Londra anlaşmalarına ek olarak Kıbrıs, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan
arasında ayrıca bir Garanti Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın birinci maddesinde
“Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devlete tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi
veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir devletle
birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolayısıyla teşvik edecek
her nevi hareketi yasak ve ilan eder” denilmektedir. İleride daha da detaylı
olarak tartışılacak olan bu maddeye göre adanın, Yunanistan, Türkiye veya AB
ile birleşmesi mümkün değildir. Garanti anlaşmasının ikinci maddesi ise “Yunanistan,
Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu anlaşmanın birinci maddesinde
gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını,
toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve aynı zamanda Anayasanın temel maddeleriyle
kurulan düzeni tanırlar ve garanti ederler.’
Kuzey kısmının güney kısma oranla daha az gelişmesi hakkında Onay, 70li yıllarda
Türk güvenliğinin sağlamadığı adada dış yardımların Rum liderliği tarafından
ele geçirilmesi olarak açıklanıyor. Onay, araştırdığı bu konu hakkında görüşlerini
şöyle açıklıyor:
‘1 Ocak 1964’de Makarios 1960 anlaşmasını tek yanlı olarak feshettiğini açıkladı,
ardından da Arpalık, Limasol, Baf, Mağusa ve Poli’de Türkler saldırıya uğradılar.
Bunun üzerine Türkiye 13 Şubat 1964’te Güvenlik Konseyine başvurdu. Konseyde
alınan karara göre adaya BM Barış Gücü’nün gönderilmesine karar verildi. Ancak
adaya gönderilen BM Barış Gücü, saldırıya uğramaya devam eden Kıbrıs Türklerine
yardım edeceğine, adadaki Rum liderliğe yardımcı bir tavır içine girmişti. Adada
Birleşmiş Milletlerin tek müdahalesni, Erenköy bölgesinde sıkıştırılmış Türklere
karşı son darbeyi indirmek için harekete geçen Rumları durdurmak için adaya
sınırlı bir hava harekatı geliştiren Türkiye’ye yönelik oldu. Rum saldırıları
devam ederken onları durdurmak için herhangi bir girişimde bulunmayan BM’in
bu davranışı tarafsız davranmadıklarının ve adadaki Türk halkının güvenliğini
sağlamayacaklarının bir kanıtıydı.’
‘Ada Türkleri için 1964-1974 dönemi tam anlamı ile yoksulluk ve acılarla dolu
geçen 11 yıllık bir dönemdi. Bu dönem içinde Rum liderliği Türk halkının bütçedeki
hakkını, dış yardımların tümünü gasbetti. Toplanan vergilerden Türk bölgelerine
yönelik hiçbir yatırım yapılmadı. Kıbrıslı Türkler, yok, su, elektrik ve sağlık
hizmetlerinden yararlandırılmadı. Bu dönemin akıllarda kalan en önemli özelliği
37 çeşit malın Türk bölgelerine girişinin yasaklanmasıydı. Bu dönemde Kıbrıs
Türkü’nün yiyecek, doktor ve ilaç ihtiyacının bütünü, Türk Kızılay’ı tarafından
karşılanmıştı.’
Bu konuda 74 sonrasında ve Denktaş’ın yaşadıklarının ne denli önemli bir yeri
olduğuna belirten Onay, bu ve benzeri girişimlerle verilecek mücadelenin doğru
tarih bilgisi ile donanma ve sorunun tarihsel gelişimini çok iyi bilerek hareket
etmekle mümkün olabileceğine vurguluyor.
Buna göre, dış politikada Türkiye’nin rolü büyük. Bu durumda Rum Kesiminin AB’ye
başvurusu uluslararası hukuk açısından değerlendirildiğinde çıkan sonuçlar ise
şöyle:
1. Rum yönetimi 1960 anlaşmaları ile Kıbrıs Anayasası’nın öngördüğü meşru bir
idare değildir. Tüm adayı temsil edemeyeceği gibi Türk halkı adına konuşma hak
ve yetkisi de yoktur. Bu nedenle Kıbrıs adına AB’ye başvurmaya hakkı ve yetkisi
de yoktur.
2. Eğer Kıbrıs Anayasası geçerli ise, Türk tarafının da onay yada veto hakkı
geçerlidir.
3. Garanti antlaşmaları Rum tarafının iki anavatanın birlikte üye olmadığı herhangi
bir siyasi, ekonomik birliğe üyeliğini engellemektedir. Kıbrıs Anayasası’nın
50. Maddesi bu konuda Türk tarafına veto hakkı tanımaktadır.
Suçlulara göz açtırmıyorlar
Yeni hükümet, ekonomide
hareketlilik, beklentiler, yeni yıl ve umutlar, karamsarlıklar, geçinme telaşı
derken sosyal açıdan bir çok konuda belirgin eylemsel değişiklikler meydana
geldi. Bu konuda Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü Hasan Türk, gözlemleri ve çalışmalarını
ele alarak sosyal yaşamı değerlendirdi. Ekonomik alanda yaşanan sıkıntıların
durumu çok etkilediğinden yaşanan vakalara kadar açıklamada bulunan Türk, teşkilatın
merkezileşmesi hakkında değerlendirmede bulundu.
Gerçekleşen olayların başında hırsızlık olduğunu söyleyen Türk, bu konuda artış
olduğunu ifade etti. Yürürlüğe yeni giren uyum yasalarının polisi kısıtladığını,
çoğunluğu 17 yaş ve grubundakilerin karıştığı hırsızlık olaylarında yasal yetersizliklerden
dolayı sıkıntı çektiklerini belirtti.
Oto hırsızlığı ve benzeri olayların gerçekleşmesindeki sosyo - ekonomik sebeplere
dikkat çeken Türk, maddi sıkıntıya düşen insanların bu konuda eğilimlerinin
gün geçtikçe arttığını dile getirdi. Türk, iş imkanı olmalı, aksi halde bu tip
durumlar sokaklarda çoğalır, diye konuştu.
Bir başka görüş ise, dilenenler hakkında;
“Sokakta satış yapan kişilerin duyguları sömürerek belli bir kazanç elde etmesi
bakımından, dikkatimiz son safhada. Yüksek meblağda ödenen, maliyetinden yüksek
alınan bir ürün, satıcı için cazip bir ortam oluşturuyor. Dilenciler ya da duyguları
acıta ederek haksız kazanç sağlayanlar için vatandaşların değerinden fazla ödeme
yapmamalarını öneriyoruz. Vatandaşların rahatsız olmaması için sokakta satış
yapanlar takibimizdedir. Gerektiğinde müdahale ederek topluyoruz”
Bunun yanı sıra vatandaşların çekinceleri olmadan polis merkezlerini araması,
olaylara müdahalede gecikilmemesi açısından büyük bir önem taşıyor. Bu konuda
Hasan Türk, şunları söylüyor:
“Polis merkezlerine, polislere ulaşılmasında vatandaşların herhangi bir çekince
duymasını istemiyoruz. Çekinmesinler. Şüpheli her hangi bir durumda bize ulaşsınlar.
Bu açıdan sosyal bir duyarlılık bekliyoruz. Sıkıntımız bu yönde büyük”
Binlerce Polis Sokağa Döküldü
Emniyet teşkilatı, artık merkezleşerek hizmetini sürdürüyor. Bebek, Ortaköy,
Dikilitaş, Etiler’deki polis karakolları yerine üç polis merkezi hizmette. Merkezlerin
isimleri ise şöyle; Levent, Merkez, Arnavutköy. Bununla birlikte Gezici Karakol
Aracı ile ve ekip araçları ile desteklenen çalışmada binlerce polis dışarıda
çalışıyor. Gezici karakollar, Etiler, Dikilitaş ve Arnavutköy’de dolaşıyor.
Merkezleşmenin amacını ise Emniyet Müdürü Hasan Türk, kaliteyi artırmak, diye
nitelendiriyor.
‘Şu anda 3000-4000 polis dışarıda. Sokakta bir hakimiyetin olması da önemli
böylelikle. Önemli olan, olay olmadan caydırıcılığı artırmak.’ diye sözlerine
devam eden Türk, hedefin suçtan alıkoymak olduğunu vurguluyor. Bu düzenin bir
sonucu da gücü aktif olarak kullanabilmek.
Dışarıda çalışmanın örneklerinden biri olan Bisikletli Polisler benzeri bir
başka proje daha hayata geçmeyi bekliyor. İleriki dönemlerde motosikletli timler
projesinin hayata geçilmesi söz konusu. Proje gerçekleştiğinde, gezici karakollarla
birlikte sokaklarda güvenliğin sağlanması için hızlı ve etkin bir tim daha çalışmalara
koyulmuş olacak.
YEDİNCİ SAYFA
Kayak sezonu açıldı
Bir kayak meraklısının,
komple kayak malzeme takımı için 850 milyon lira 1 milyar 600 milyon lirayı
gözden çıkarması gerekiyor. Malzeme seçiminde ithal ürünlere yönelenler ise
bu rakamın iki katını ödemek zorunda.
SPORTİNG KIŞA HAZIR
Sporting’de birçok marka bulunuyor. Trespass’in 2002-2003 koleksiyonu, yüksek
teknolojiyi estetikle buluşturarak hem güvenli ve keyifli kayış, hem de yüksek
performans sağlıyor. Snowboard tarzı kıyafetlerin çoğunlukta olduğu Trespass’ta
montlar, salopetler, polar fleece, kaz tüyü montlar, şapka, bere gibi geniş
ürün yelpazesi sergileniyor. Nakit ya da kartla tek ödemede fiyatlar üzerinden
yüzde 40 indirim de yapılıyor. Sporteng Outlet: (0216) 499 01 99, Uludağ: (0224)
285 21 81
YKM’DE KAYAK ZEVKİ
YKM, kayakseverlere çok avantajlı fırsatlar sunuyor. YKM Galleria’da satışı
yapılan Sporting kayak malzemeleriyle de çok şık giysi ve aksesuarları, bütçeleri
zorlamayan fiyatlar ve uygun koşullarla alabilirsiniz. Salomon marka bağlama
99 milyon-212 milyon lira arası, O’Neill marka montlar 296 milyon-523 milyon
lira arası, Elan çocuk kayakları ise 175 milyon liraya satılıyor.
Galleria: (0212) 661 72 40
ÇARŞI SEZONU AÇTI
Çarşı Mağazaları, kayakta kullanılan malzemeler ile giysileri, reyonlarında
sunmaya başladı. Reyonda yer alan kayak takımları istenilen özelliklerdeki bağlama,
ayakkabı ve batonla tamamlanarak 550 milyon liradan başlayan fiyatlarla oluşturulabiliyer.
Ayrıca Çarşı, Anahtar sahibi müşterilerine, yüzde 20 indirim de uyguluyor. Capitol:
(0216) 651 20 54, Maslak: (0212) 286 27 22, Carrefour: (0216) 448 03 63
DERİMOD’DA TAKSİT
Derimod birbirinden şık deri tasarımlarına etiket fiyatı üzerinden 6 taksit
imkanı sunuyor. Tüm Derimod mağaza ve Depolar’da ürünler Bonus, Akıllı Kart,
Yahı Kredi Kartları, Kart Finans ve Galaxy Kart ve Axess Card kullanıcılarına
6 taksit yapılıyor.
Nişantaşı: (0212) 247 74 81
PUMA BİR BAŞKA GÜZEL
Puma, “Genç Yaşayan ve Genç Kalanlar” için çok sçenekli ve şık bir koleksiyon
sunuyor. Özellikle kış ayları için düşünülen Isı Ayar Teknolojisi; soğuğu ve
rüzgarı kumaşın dışında tutup vücut ısısının dışar çıkmasını engellemek üzere
geliştirilmiş. Ayrıca Puma’da kış indirimi de başladı. Akmerkez: (0212) 282
08 00, Bağdat Cad:
(0216) 467 10 73
BENETTON ÜŞÜTMÜYOR
United Colors of Benetton’un, 2002-2003 kış koleksiyonunda, renklerin albenisine,
şimdi fiyatların cazibesi de eklendi. Koleksiyonda kentli şıklığı yansıtan,
sezonun gözdesi kadifelerin yanısıra triko, mont, eldiven, atkı, bere ve aksesuarlar
da bulunuyor. Triko 37 milyon 950 bin, pantolon 47 milyon 950 bin, etek ise
37 milyon 950 bin liradan başlayan fiyatlarla satılıyor.
İndirimsiz gün yok
Alışveriş yapmak için indirim
günlerini beklemenize gerek yok. Türkiye’deki pek çok markanın outlet mağazalarında
yılın her günü indirimli ürünler bulabileceğinizi unutmayın.
İÇ ÇAMAŞIRI
Marks&Spencer: Olivium Outlet Center’in içinde yer alan Marks&Spencer’ın
indirim mağazasında iç çamaşırı ağırlıkta olmak üzere bay ve bayan giyim, aksesuar
ve çorap gibi ürünler yer alıyor. Mağazada Marks&Spencer kartının dışında
Cardfinans sahiplerine de 3 taksit yapılırken, nakit alışverişe de yüzde 5 indirim
uygulanıyor. Olivium: (0212) 679 42 39
Ten: İç çamaşırı, gecelik ve sabahlık gibi ürünler satan Ten’in indirim mağazalarında
defolu kilot ve korseler yüzde 50 indirimli olarak satılıyor. Ten mağazalarından
yapacağınız alışverişinize Taksitcard, Bonuscard ve Worldcard’la 3, Akıllı Kart’la
ise 2 taksit yaptırabiliyorsunuz. Yenibosna: (0212) 552 95 75, Merter: (0212)
482 91 78
GİYİM VE AYAKKABI
Polo Garage: Geçmiş sezonun yanısıra yeni sezon ürünlerinin yer aldığı Olivium
Polo Garage’da Maximum, Worltcard, Bonuscard, Access ve İdealcard’a 6 taksit
yapılıyor. Nakitte ise yüzde 15 indirim var. Olivium: (0212) 415 55 40
Park Bravo: Bir çok ürünün yer aldığı Park Bravo indirim mağazalarında Advantage
Card’a 3 taksit, nakit alışverişe de yüzde 20 indirim yapılıyor. Olivium: (0212)
665 87 50, Carrefour Vega Ümraniye: (0216) 525 11 00, Gültepe: (0212) 280 90
86
Nike: Seri sonu spor ayakkabıların yanısıra tişört, kaban ve çanta gibi ürünler
de satan Nike’da spor ayakkabılar normal mağazalara oranla yüzde 25, tekstil
ürünleri ise yüzde 30 indirimli olarak satılıyor ve tüm kartlara taksitlendirme
yapılıyor. İkitelli: (0212) 549 95 12
Smart: Benetton, Sisley, Limon Company ve Altimod ürünlerinin batıldığı Smart
mağazalarında kazaktan pantalono, monttan ayakkabıya, ev tekstilinden mutfak
eşyasına kadar birçok çeşidi bir arada bulabilirsiniz. Ayrıca alışverişlerinizde
Advantage Card ile taksit olanağına da sahip olabiliyorsunuz. Zeytinburnu: (0212)
679 24 05, Yenibosna: (0212) 451 18 30
Koton: Koton’un ihracat fazlası ve ikinci kalite ürünlerinin satıldığı indirim
mağazalarında Advantage Card’a 3 ya da 6 taksit yapılıyor. Kağıthane: (0212)
321 28 69
Damat: Damat’ın sezon sonu ürünlerinin satıldığı Olivium, Kadıköy ve Okmeydanı’ndaki
mağazalarında 200 milyona kadar alışveriş yapanların Advantage Card’ına 2 taksit,
200 milyonun üzerine ise 3 taksit yapılıyor. Olivium: (0212) 547 53 80, Okmeydanı:
(0212) 222 30 65, Kadıköy: (0216) 414 19 02
Vakko: Vakko’nun seri sonu ürünlerinin satıldığı Merter ve Beyoğlu’ndaki mağazalarında
ürünler yüzde 50 indirimli satılıyor. Ayrıca mağazalarda Advantage Card’a 3
taksit yapılıyor.
Merter: (0212) 481 63 00,
Beyoğlu: (0212) 251 40 92
Muhteşem nişan
Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Levent Erdoğan’ın kızı Cansen Erdoğan ile genç işadamı Murat Sürel’in nişanı adeta düğün havasındaydı. The Ritz Carlton Otel, renkli bir nişana ev sahipliği yaptı. Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Avukat Levent Erdoğan’ın kendisi gibi avukat kızı Cansen Erdoğan, Eskişehirli sanayicilerden Metin-Ülkü Sürel’in oğlu Murat Sürel ile evliliğe ilk ciddi adımı atarak nişanlandılar. Çiftin Mayıs ayında nikah masasına oturacakları öğrenildi.
En çok satanlar
KİTAP
1. Osman Müftüoğlu, Yaşasın
Hayat, Doğan
2. İnci Aral, Mor, Epsilon
3. Ayşe Kulin, Nefes Nefese, Remzi
4. Tuna Kiremitçi, Git Kendini Sevdirmeden, Doğan
5. Zülfü Livaneli, Mutluluk, Remzi
En çok satanlar
KASET
Yerli
1. Yaşar/Sevdiğim Şarkılar
2. Kayahan/Ne Oldu Can
3. Çeşitli/Dinle Sevgili Ülkem
4. Zerrin Özer/Ölürüm Ben Sana
5. Ahmet Özhan/2003 Rüya
Yabancı
1. Vonda Shepard/A. McBeal for once...
2. Anjelika Akbar/Bach a l’orientale
3. Vonda Shepard/Songs from A. McBeal
4. Eminem/8 Mile
5. Taxim/Beyoğlu
Tarihte bu ay
GERÇEK OLAYLAR
13 Şubat 1804, BUHARLI OTOMOBİL:
Richard Trevithick, buharlı taşıt yapmak için çalışıyordu. Trevithick’in yaptığı
ilk buharlı araba da 13 Şubat 1804’te çalışmaya başladı. Trevithick arabasına
“Catch Me Who Can” 8Elinden gelen beni yakalasın) adını koymuştu.
23 Şubat 1440, MATBAA: Değerli taşların yontulması ve aynacılık işi yapan Gutenberg,
bir şubat sabahı hazırladığı kurşun harflerin üzerine mürekkep sürerek üstüne
beyaz bir kağıt koydu ve yaptığı baskı makinesinde sıkıştırdı. Artık matbaacılık
doğmuştu.
SEKİZİNCİ SAYFA
Bir ilki gerçekleştirdiler
Bekart’ın üç ay gibi kısa
bir zamanda 20 binlere ulaştığını açıklayan Finansbank Genel Müdür Yardımcısı
Bülent Özer Gazete BEŞİKTAŞ’A yaptığı açıklamada kart kullanıcısının yanı sıra
indirim ve ödeme kolaylığı sağlayan üye esnaf sayısının da hızla artış kaydettiğini
sözlerine ekledi.
Özer konu hakkında şu bilgileri verdi;
“Kartları 2002’de vermeye başladık ve 3 ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 20
bin rakamını yakaladık. Bu bir rekordur. Bunun dışında üye işlemleri sayıları
hızla devam ediyor. Bu hem Beşiktaş Belediyesinin sağladığı destekler hem de
bizim buradan verdiğimiz desteklerle oluyor . İş yerlerinin sayısı da kısa sürede
yaklaşık 127 adet oldu. Bunun dışında bizim burada yapmış olduğumuz müşteri
aramaları var ve hızla devam ediyor. Bunun dışında vergi tahsilatlarımızda sürüyor.
Mayıs ayında yine bir vergi tahsilatı dönemi olacak. Bu konuda alt yapı çalışmalarımız
hızlı bir şekilde yürütülüyor. Ayrıca, internetten de artık vergi ödemesi yapılması
için birtakım çalışmaları başlattık. Beşiktaş bölge sınırları içerisinde ATM
ile ilgili çalışmalarımız da devam ediyor. Yeni bölgelerin arayışı içindeyiz,
nerelere kurulabilir, onlara bakıyoruz. Merkezi yerler olsun istedik, bu nedenle
öncelikle Ortaköy’de çok belirgin bir noktaya koyduk Etiler’de Akmerkez’in karşısındaki
yola koyduk. Görünür yerde oldukları için insanların dikkatini çekiyor.”
Finansbank Genel Müdür Yardımcısı Bülent Özer daha sonra konu hakkında şunları
söyledi;
“Hedefimiz ilçedeki birçok işyerini Bekart üyesi iş yeri yapmak. 3 ay gibi yoğun
bir çalışma yapılacak. Biz de Belediyeye gerek eleman gerekse diğer konularda
buradan destek veriyor olacağız. İnsanlar da artık gelmeye başladı. Bizleri
arayıp “ ben artık Bekart üye iş yeri olmak istiyorum” diyorlar. Şu ana kadar
kartı anlatıyorduk şimdi biliyorlar kartı. Bekart’ı duyan İstanbul içinden de
çok fazla talep geldi. Birçok ilçe böyle bir çalışmayı bizle de yapın diyor
ama biz bir kısmına bilgi verdik,bir kısmına ise, görüşmeye dahi gitmedik. Yanlış
anlama olmasın istedik. Beşiktaş Belediyesi’ne söylemedik
bile, çünkü, etik olarak doğru bulmuyoruz. Biz Beşiktaş Belediyesine söz verdik.
İstanbul’da başka bir ilçede uygulamayacağız. Kartın avantajı çok büyük, ondan
rağbet görüyor. Örneğin, kart belediye’nin vatandaşlarına sağladığı bir olanak
olarak görülüyor. Vatandaşlar indirim ve ödeme kolaylığından yararlanıyor. Vergi
ödemesini kolaylaştırıyor. Ayrıca, bütün kredi kartı özelliklerini taşımasının
yanında ek avantajlar da sağlıyor. Altyapıyı çok iyi kurduk. Bir de çok güzel
çalışıldı. İlk ekstrenin basılacağı gün ben dahil birçok arkadaş 02.30’a kadar
işin başında idik. Ayrıca sürekli işi takip ediyoruz, geliştiriyoruz. Bundan
sonra daha da iyi olacak.
Ahmet Ercan kitap yazdı
Köşe yazarlarımızdan Prof.
Dr. Ahmet Ercan, “Türk Dili ve Arıtma Kılavuzu” adını taşıyan teknik ve konuşma
terimlerini içeren bir kitaba imza attı. 1975 yılında giriştiği çalışmaların
bugüne yansıması olarak nitelendirilebilecek bir oluşum.
Bu konuda Ahmet Ercan, İTÜ, İstanbul Uran Bilimtay’ı, Tözül Yetiltayı (Maden
Fakültesi) Jeofizik Uygulayım (Mühendislik) Bölümü’nde eğitime katılması sonrası
konu ile ilgili bakış açısını şöyle aktarıyor:
“Bölüm başkanı Prof. Dr. Kazım Ergin’in vermemi önerdiği ilk ders; Komputer
Programlama ve Nümerik Analiz dersi idi. Ben bile bilmiyordum çarpık çurpuk
yabancı terimlerin Türkçesini. Ancak vardığım kanı şuydu: Öğrencilerin başarısızlığında,
kendi öz dillerinde eğitim görmemeleri ile öncelikle ve bununla baş etmemdi.
İşte o düşünceyle dil savaşım 1975’te başladı.”
Buna göre, dersin adını “Bilgisayarla İzlence ve Sayısal Çözümleme” diye değiştirdi.
Öğrencilerin başarı performansında kendi dillerinde öğrenmenin büyük bir önem
taşıdığını şöyle belirtiyor:
“Bu esnada TDK’nın çeşitli mühendislik kolları için çıkartmış olduğu sözcükleri,
bu arada sayın Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun fizik ve kimya terimleri sözlüklerine
eriştim. Sonraları büyük türk emekçisi Orhan Hançerlioğlu’nun ürünleri ile tanıştım.
O terim varsıllığı ile kendimden geçtim. Bölümden değerli yoldaşım Prof. Dr.
Hüseyin Özdemir bu savaşa katıldı. Artık öğrenciler operatör değil ulak, indüksiyon
değil irgitim, kompüter değil bilgisayar, loop değil çevrim, imajiner değil
sanal, reel değil gerçek terimini kullanıyorlardı. Türkçe anlatılan aynı eski
dersten yıl sonunda başarı yüzde 100’e erişti. Çünkü bilgiler Türkçe idi.”
Yazarımız Vahe Kılıçarslan son anda kurtuldu
Feci uçak kazasından köşe
yazarımız Vahe Kılıçarslan son anda kurtuldu. Diyargaleria Alışveriş Merkezi’nin
açılışına davetli olan Kılıçarslan, son anda işiyle ilgili bir gelişme olması
nedeniyle uçuş saatini iptal etti. Tüm milletimizin başı sağolsun diyerek kazada
yakınlarını yitiren ailelerin üzüntüsünü paylaştı, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Diyargaleria Alışveriş Merkezi’nin hem açılışına hem defilesine davetliydim.
Çoğunlukla işlerimiz Antalya, Adana, İzmir ve Ankara’dadır. Bu açıdan biraz
farklı bir durumdu. Uçak korkum vardı ki, 1998 yılında İzmir-İstanbul seferinde
de bir kaza geçirmiştim. Ciddi bir kalkış sorunu yaşamıştık. Ondan sonra 2,5
sene uçağa binememiştim. Bu konuyu da bilet alacağım gişedeki görevli ile paylaşmıştım.
Benim ardımdan, 20 dakika kadar sonra düşen uçağın yolcuları önümde, kuyruktaydı.
Tüm milletimizin başı sağ olsun. Uçağa binen insanlarla bir aradaydım ve kaza,
çok acı. Benim defilem 15.00’de olsaydı, ben de o uçakta olabilirdim.’
DOKUZUNCU SAYFA
ÜÇÜNCÜ TÜRden Yakın İlişkiler
Evinize uzaylılar gelip
yerleşse... Evinizi kendi evleri gibi benimsese... Başınıza çöreklenen bu olaydan
sonra sevgiliniz gezegeni terk etme kararı alsa... Ya da siz böyle bir olayı
kahkaha ile sahnede izleseniz.
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler, Akatlar Kültür Merkezi’nde devam oyunuyla sahnelenmeye
devam ediyor. Aynı adı taşıyan oyun, bu sefer duygusal sahneleriyle dikkat çekiyor.
Aile kavramına değinen ama espri dozajını da yüksek tutan oyun, farklı bir çizgisiyle
adından söz ettiriyor.
Oyunun yazar ve yönetmeni olan Uğur Uludağ, önce Espri Standartları Enstütüsü
Kurumunu sonra oyunu hakkında konuştu.
‘ESEK, espri standartları grubu anlamına gelip söyleyebileni gruba alıyoruz.
Gökhan Semiz, Uğur Uludağ tarafından 1990 yılında Bakırköylü gençlerin boş zaman
geçirgeçleri olarak kuruldu. Bir beş senelik aradan sonra profesyonel yaşama
merhaba dedi. Bu oyunla birlikte 8 oyunumuz sahnelendi. Üçüncü Türden Yakın
İlişkiler ESEK’ in profesyonel anlamda büyük kitlelere ulaştığı ilk oyun. Ardından
oyun çok beğenildi ve devamını yaptık. Ortalama 40 bine yakın izleyiciye ulaştı.’
Uludağ, iki oyunda da esprili tutumdan vazgeçmiyor. Ancak ikinci oyun ilkinden
biraz farklı. Bu sefer, oyundaki duygusal sahneler, güldürdüğü kadar hüzünlendiriyor
da. İlk kez dizi şeklinde karşılaştığımız bu oyunun içinde ne kadar siz varsınız,
denildiğinde Uludağ şöyle yanıtlıyor:
‘Biri bir şey yazıyorsa kaçınılmaz bir durum ki, kendi hayatından izler taşıyor.
Ama kendi hayatımda bire bir dersek elbette uzaylılarla bir ilgim yok. Ancak
her karakterde kendimden mutlaka bir parçam, bir izim var. Birinci oyunda söylemek
istediğimiz, aslında idealler hiç bir zaman hiç bir şey için satılmamalı idi.
Bunu bir aşk ilişkisinde anlatıyorduk. İkinci oyunda ise, aile kavramı var.
Hayatta bize ailemizden daha yakın kimse yoktur, ifade etmeye çalışıyoruz. Karakterlerden
kendime yakın olanı elbette ki Koray. Sadece kendimi yazdım kadınlarla olan
ilişkimi, başarısızlık sebeplerim. Bu da Koray’ın başarısızlık sebepleri. Bunları
da gülme ile ağlama kavramları hissettirerek vermeye çalıştık. İkinci oyunda
ağlatmayı seçiyor değiliz konu farkı var. Yine esprilerle dolu.’
Oyunun akademik kökenli yorumcularından biri, ilk oyunda liseli kız edasıyla
sevimli bir portre oluşturduğunu söyleyen Gülden Avşaroğlu. Üçüncü Türden İlişkiler
adlı oyunun ilkinde anketör bir kızı canlandırıyor. İlişkilerin sorgulanmasını
sağlamada bir etken. uzaylılar eve alenen yerleşirken içten içe bir sorgulamayı
seyirciye de oyunculara da yaşatan bir anketör. Oyunun ortaya çıkmasında pek
kaygılı olmadığını söylüyor ama rolü ile çelişkiler yaşadığını da itiraf ediyor.
Farklı bir oyunda olduğunu vurgulayan Avşaroğlu, bizim işimiz yorumlamak diyor.
Kaygılarımız olduğunda bunları gidermeye çalışırız ve devam ederiz diye bu konudaki
azmini ortaya koyuyor.
Tatlı Kaçıklar, Canlı Hayat, Böyle mi Olacaktı dizisinden izlediğimiz Ceyda
Düvenci, ekibe katılması hakkında şunları söyledi:
‘Ben bir zorluk çekmedim. Her zaman var olmak istediğim ve tiyatroya başlamak
istediğim ekip ESEK’ti. Yosi’yi çok eskiden tanıyorum. Sizinle tiyatroya başlamak
istiyorum diye her defasında ekibe bunu iletiyordum. Ortamımız çok iyi. Aile
kavramı olan bir yer. Ne yabancılık çektim diyebilirim ne zorlandım. Böyle bir
ortamda, üç ayda iki tane oyuna hazırlandım ben.
Düvenci ve Yosi Mizrahi oynadığı ilk oyun ile ikinci oyun arasındaki farklı
masaya serdi. Gülmek ve ağlamak kavramlarının iç içe olabileceğini düşündüğünüz
bir oyunu şöyle anlattılar:
‘Birinci oyunda sizin kendi yaşadığınız ilişkiden bir an görebiliyordunuz, o
size komik gelebiliyordu. Çok derinlere götürmüyordu sizi. Sizi hayatınızdaki
problemlerden arındıran kendi hayatınızdan bir şeyler bulduğunuz, kendi gerçeğinizi
de gördüğünüz yalın bir oyundu. Bence en derin, ben sevgilimle ilişkimde bunu
yapmamalıyım, diye düşünürdünüz. İkinci oyun ise, hem güldürüyor hem derinlere
götürüyor. Hayat komediden itibaret değil. İkinci oyunu da komik bir oyun yapabilirdik
ama çok fazla kolaya kaçmak olurdu. Hemen arka arkaya komik oyun yapmakla moda
olursunuz ki bu da geçici bir şeydir. Biz tarzımızla oturduk.’
Birinci oyunda ağlanacak halinize güldünüz ikinci oyunda gülenecek halinize
ağlayın, görüşünü savnuyor Düvenci ve Mizrahi. Oyunu evirip çevirip irdelediklerinde
seyircilerin kendilerinden çok şey bulduğu oyundan onlar da nasiplerini alıyorlar.
Yosi Mizrahi: Aslında düşünüldüğünde kadın öyle bunalmış ki evi değil ili değil
gezegeni terk ediyor. Bu çok acı bir durum. Buna gülebilirsiniz ama bu denli
bir tepki, adamın ne denli acınası bir halde olduğunu gösterir.
Ceyda Düvenci: Bu kadın aşkta öyle bir şeyler bulamamış ki, 680 ışık yılı terk
etmiş. Gezegeni terk etmiş. Adam ise peşinden geliyor. Bu komik ama altında
çok ciddi acılar barındıran bir durum. Hiç kimse aşkı için o kadar uzaklara
gitmez ama içten içe o kadar uzaklaşır sevdiğinden aslında. Ben bile Ceyda Düvenci
olarak Pelin ile Koray’da eski evliliğimi görüyorum. Ortada büyük bir sevgi
var ama adamın yapamadıkları yüzünden biten bir evlilik. Tıpkı benim eski evliliğim
gibi.
Bu alanda on seneyi aşkın yer alan Hakan Bilgin de oynadığı karakter ve oyun
hakkında şunları söylüyor:
‘Oyunu elimizden geldiğince yorumlamaya çalışıyoruz. Bu konuda bazen başarısız
oluyoruz bazen başarılı oluyoruz, çünkü Türk tiyatrosunda hep bildiğimiz tarzları
oynuyoruz. Burada farklı şeyler yapılmaya çalışılıyor. Epey emek ve enerji harcandı.
Oyun içinde interaktif ilişkiler var, seyircinin yorumları var. Her gün başka
bir diyologun oluşma ihtimali var, bunların hepsi hesaplandı ve bunların çok
kolay anlaşılan ama derinlemesine çalışması yapıldı. Kısa zamanda istediğimiz
noktaya geldik, ilerleyeceğiz. Koray karakterini canlandırırken sadece ilk oyunda
zorlandım şöyle, klasik bir Türk erkeğinin uçlarında olan bir erkeği canlandırıyordum.
Bir kadına seni seviyorum diyemeyen bunu bir erkeklik gururu olarak algılayan
bir karakter...’
Oyun, dünya dışı varlıklar, insanlar, insanlar arası ilişkileri irdeleyip sizi
gıdıklıyor. Farklı bir oyun izlemek isterseniz, Üçüncü Türden İlişkiler Akatlar
Kültür Merkezi’nde gösterimi deval ediyor.
Ayda Kantar resimlerini sergiliyor
Ressam Ayda Kantar, tahta
üzerine karışık teknikle yaptığı resimlerini Akatlar Kültür Merkezi’nde sergiliyor.
Kantar’ın farklı bir teknik ve anlatım dili ile oluşturulmuş 36 çalışması 27
Ocak - 3 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Geçtiğimiz yıllarda ilüstrasyon ile ilgili birçok karma sergilere katılan Ayda
Kantar, resim dünyasındaki yolculuğunu şöyle anlatıyor:
“Resim yapmak her zaman yeni bir serüvene başlamak gibi oldu benim için. Yaşamdan
algıladıklarımı, hiçbir akımdan ve tarzdan etkilenmeden, en saf haliyle resimlemek
istedim. Bazen resimleri ben yönlendirdim, bazen de onlar beni bir yerlere götürdü.
Çevrenize bakıp algıladıklarınızı, tekrar kendi içinize dönerek belleğinizdeki
imgelerle birleştirmek ve onları yaratıcı çalışmalara dönüştürmek, sınırsız
bir boşlukta kaybolmak gibi bir şey. Kaybolurken keşfetmek ve değişmek... Bu
resim serüveninde her şeyin değiştiğini, farklılaştığını ve değişmeyenin yalnızca
zaman olduğunu fark ettim.”
AYDA KANTAR; İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (M.Ü.G.S .F)
Grafik Sanatlar Bölümü’nde eğitim gördü. 1977-1978 döneminde mezun oldu. Bir
süre basın ve reklam alanında çalıştı. Afiş, çocuk kitapları ve kartpostal tasarımı
gibi konularda çalışmalarını serbest olarak sürdürdü. 1978 İstanbul Festivali
Afiş Yarışmasında üçüncülük ödülü ve 1988 yılında ENKA Holding’in düzenlediği
“Türkiye” konulu afiş yarışmasında da üçüncülük ödülü var. 1996 yılında ise
Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği Çocuk Kitapları yarışmasında mansiyon ödülü
aldı. Çok sayıda çocuk kitapları ve kartpostal resimledi. Son iki yıldır sadece
resim alanında çalışmalarını sürdürüyor.
Ayda KANTAR
GSM: 0532 455 26 23
0216 651 04 22
Akatlar Kültür Merkezi
Zeytinoğlu Caddesi (Akmerkez’in karşısındaki cadde) No: 8 Akatlar/Etiler
Tel: 0212 351 93 88
351 93 89
Kültür Merkezi Programı
AKATLAR KÜLTÜR MERKEZİ
Tel: 0212 351 93 94
1 Şubat Cumartesi
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
Tiyatro Ayna
Saat 15:30
“Mutlu Ol Nazım”
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
2 Şubat Pazar
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
3 Şubat Pazartesi
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-1
5 Şubat Çarşamba
Tiyatro Oyuncuları
Saat 21:00
“Neden Güldün?”
6 Şubat Perşembe
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
8 Şubat Cumartesi
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
9 Şubat Pazar
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
15 Şubat Cumartesi
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
16 Şubat Pazar
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
17 Şubat Pazartesi
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-1
19 Şubat Çarşamba
Masal- Gerçek Tiyatrosu
Saat 11:00
Çocuk Oyunu
Tiyatro Oyuncuları
Saat 21:00
“Neden Güldün?”
20 Şubat Perşembe
Tiyatro Panaroma
Saat 11:00
Çocuk Oyunu
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
21 Şubat Cuma
Sihirli Kutu Organizasyon
Saat 11:00
Tiyatro Ayna
Saat 21:00
“Mutlu Ol Nazım”
22 Şubat Cumartesi
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
23 Şubat Pazar
Pınar Çocuk Tiyatrosu
Saat 11:00
“Küçük Kız Ve Yıldız”
Tiyatro Mie
Saat 13:00
“Komik Tavşan Hopi”
ESEK
Saat 17:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
24 Şubat Pazartesi
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-1
25 Şubat Salı
Tiyatro Panaroma
Saat 11:00
Çocuk Oyunu
Tiyatro Ayna
Saat 21:00
“Mutlu Ol Nazım
26 Şubat Çarşamba
Kids Academy
Saat 11:00
Çocuk Oyunu
Tiyatro Oyuncuları
Saat 21:00
“Neden Güldün?”
27 Şubat Perşembe
ESEK
Saat 21:00
Üçüncü Türden Yakın İlişkiler-2
LEVENT KÜLTÜR MERKEZİ
Sinema Türsak
Tel: 0212 325 43 31
07 Şubat-27 Şubat
Bowling For Columbine
Benim Cici Silahım
Seanslar:
12.35-14.55-17.10-19.30-21.50
İŞ SANAT
1 Şubat “Mızrabın Nefesi”
- Konser
2 Şubat “Kuşlar: Kanatlı Uygarlık”
Sinema
3 Şubat “Sonsuz Döngü” - Tiyatro
6 Şubat “Büyük Ustalar Barış İçin Buluşuyor” - Nagaokakyo Oda
Orkestrası Konseri
7 Şubat “Yaşamın Üç Yüzü”-Tiyatro
16 Şubat “Kuşlar: Kanatlı Uygarlık”
Sinema
17 Şubat “Yaşamın Üç Yüzü”-Tiyatro
21 Şubat “Beatles Alaturka”-Konser
22 Şubat Berg Oda Ork. Konseri
25 Şubat “All Star” - Konser
27 Şubat “Aşk Var Unutulmamak
İçin” - Şiir Dinletisi
28 Şubat Michel Camilo ve
Üçlüsü Konseri
ONUNCU SAYFA
‘Girişimcileri destekleyelim’
Tuşlarına basıp bir çok
işimizi hallettiğimiz bilgisayar yaşamın zorluklarını en aza indirirken bir
yandan da yaılan araştırmalar geleceğin reel dünyasını sorgulamamıza neden oluyor.
Zamanın ve maddiyatın tasarrufu açısından nitelendirebileceğimiz bilişim sektöründe
yarınını, Işık Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selahattin Kuru ile konuştuk.
Bilgisayar Mühendisliği Profesörü olan Selahattin Kuru, Amerika’da Carnegie
Mellon Üniversitesi’nde doktora yaptıktan sonra Boğaziçi üniversitesi’nde Boğaziçi
Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalışmalarıyla birikimli bir
geçmişe sahip. Uzun süre bölüm başkanlığını yürüten Kuru, son iki yıldır Işık
Üniversitesinde akademik görevine devam ediyor. Mart ayı içinde Dünya’nın en
büyük fuarı olan Sebit’e katılmak için çalışmalarını yürüten Kuru, Bilişim konusunda
ilginç açıklamalar da bulundu.
Bilişim alanında Türkiye’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ve bazı ülkeler için şunu söyleyebiliriz, bilgisayar teknolojisinin
gelişiminin ilk yıllarına göre şimdi gelinen nokta, bir çok Türkiye de bu konuda
öne çıkan ülkeler gibi atılım yapma potansiyeline sahip bir ülkedir. Bu bir
anlamda, bilgisayar teknolojisinin zaman içerisinde doğasının değişmesinden
ileri gelmiştir. Bilgisayarın donanımı, ana öğelerinin üretimi, dünyada pazar,
bunların üretimin faaliyet gösterdiği ülkeler tarafından paylaşılmıştır. Orada
esasen iş bitmiştir, başka ülkelerde önemli bir iş düşmesi aşağı yukarı olanaksızdır,
ancak önde olan ülkelerin firmaları bazı başka ülkelerde yatırım yaparlarsa
ancak o zaman o ülkelerin de o anlamda şansı olabilir.
Malta da İntel firması son zamanda böyle bir üretime gitmiştir, dolayısıyla
orada böyle bilgisayarı oluşturan ana öğelerden işlemci dediğimiz üretim yapılmaktadır.
Önde gelen firma Türkiye’de yaparsa şartlar uygun olduğunda bu anlamda bir değişiklik
olabilir. Biz ortamı bu açıdan cazip bir iklime kavuşturabilsek, gidip İnteri
veya Motorola’yı gidip yakalayıp böyle bir üretim yaptırabiliriz. Her an böyle
bir potansiyelimiz var. Ama bunun için fırsat kollayan bir çok ülke var.
Donanım öğelerini birleştirip bilgisayar yapmak mümkün ki bu yapılıyor. Bu rafa
kitap koymak gibi bir şey ve Türkiye’de de bu yapılıyor zaten. Türkiye’de önemli
bir yerli üretim bu anlamda yapılıyor zaten. Ancak bu bir teknoloji üretme sayılamaz.
Donanım dışında Türkiye’nin bu konuda potansiyeli olduğunu söylediğim diğer
bir alan da yazılımdır. Çeşitli uygulamalar için yazılım geliştirmedir. uygulama
alanları önemlidir. Uygulama dışı sistem yazılımı dediğimiz alanlarda da köşe
başları tutulmuştur. Onlarda da ancak yer almak örneğin Microsoft’un Türkiye’de
bir üretim organizasyonuna gitmesi için ikna edilmesidir. Hindistan’da yapılıyor
mesela. Uygulama yazılımı dediğimiz yazılımın üretilmesi yetişmiş insan gücü
olan genç bilişimci gücü olan her ülke için mümkündür. Türkiye de bunlardan
biridir. Bu potansiyelin olması bunun harekete geçmesi anlamına gelmiyor. Bu
konuda itici güç gerekli.
Pazar payında itici gücü sağlayan etken nedir?
Bir takım mekanizmalar var, bu işin harekete geçmesi için. Bunlar sır değil,
bu mekanizmaların kurulması, işletilmesi lazım. Bunlar, büyük oranda finansman
meseleleridir. Mesela, girişimci genç bilgisayar mühendisleri, girişimci ruhuna
sahip olan kişilerin desteklenmesi gerekli. Bunun için, yöntemler vardır.
İnsan gücünün de bu alana biraz daha kanalize edilmesine bağlı. Bu ülkemizde
önemli boyutta ama bunun arttırılması gerekli. Bunlar kolayca yapılabilir. Bunların
politika olarak benimsenmesi gerekli.
Işık Üniversitesi’nin bu konudaki tutumu nedir?
Işık Üniversitesi bilgi teknolojilerine odaklanmış durumdadır. Bizim 7-8 tane
bölümümüzün yarısı bu alandadır. Şu anda bu alanda en fazla kişi yetiştiren
bir kurumuz biz. Bu alanı önemsiyoruz ve programlı bir şekilde çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Doğrudan bu alanda olmayan alanlarda ara kesitler bularak bilgisayar
alanıyla barışık ve destekler bir şekilde çalışıyoruz. Mesela, mühendislik fakültesinde
bilgisayar, elektronik, endüstri bölümleri var. Bunlar hepsi bu alanda sayılabilir.
Fen - Edebiyat fakültesinde bilgi teknolojileri adında program var. Yönetim
Biçim Sistemleri programımız var. Lisans düzeyinde. Matematik ve fizik programını
bu yana ağırlıklı hale getirmiş durumdayız. Bunlar bazı örnekler.
Bu konuda araştırma ve uygulama alanında çalışmalarımız var. Özellikle, lisans
üstü çalışmalar ciddi anlamda devam ediyor. Tez çalışmaları ile bunlar gerçekleşiyor.
Lisans düzeyinde de öğrencilerin bazı çalışmaları vardır. Bir anlamda işin altına
ellerini koymak suretiyle yetişmeleri söz konusu. Bilgisayar Mühendisliği Yüksek
Lisans yapan öğrencimizin bir tez çalışması şu yönde, aşırı programlama diyebileceğimiz
yeni bir programlama yaklaşımı var. Programlamanın nasıl yapılacağı hususundaki
bilimsel disiplinleri de ele almakta.
Bilişim, bilgisayar görünümü bunun bir yanı. Bilişim’in yaygınlığı hakkında
ne söyleyebilirsiniz?
Bütün alanlara yayılan bir uygulamadır. Hatta biz şimdi biz, bilgi toplumu diyoruz.
Bilişim’i belki bunun teknik tarafı diye nitelendirebiliriz. Toplumsal, ekenomik
yaşamın bütün alanlarıyla ilgili tarafı var. Böyle bir geçiş var, yol alıyoruz.
Bir takım durumlar bu anlamda karşımıza çıkıyor, internet ortamında alış veriş
yapılması gibi. Müzik dinliyoruz, televizyon seyrediyoruz... Yerel idare hizmetleri
açısından vergimizi bile bu yolla bilgisayarla entegre bir şekilde verebiliyoruz.
Bankalar mesela. Karşımızda ekran görmeye başlıyorsunuz, insansız bankacılık
da denilebilir. Bir adım sonrası, bankalara gitmeden işlemleri gerçekleştirmek.
Bu bir yaşam biçimi, çeşitli fonksiyorları değiştiren bir faktör halinde.
Yaşamımıza dahil olan bilgisayar başka hangi konumlarda karşımıza çıkabilir?
Bilgisayar dediğimiz cihazın şu anda bir şekli var. Ekran, klavye gibi genel
olarak bildiğimiz bir şekli var. Başka şekillerde de, örneğin üretim, fabrikalarda
tamamen başka şekillerde görülür. Bir kaç tuştan ibaret olabilir, bir ekran
olabilir, hesap yapan bir elektronik devre olarak görünebilir. Bilgisayarların
gelişmesinde aslında trendlerden bir tanesi, yaşamın içine dahil olması anlamını
içermesindendir. En başta da bunun insanın üzerinde çeşitli formlarda gözükmesi
söz konusu. Buna giyilebilir bilgisayar denilebilir. Bir palto düşünelim, sıcak
havalarda da giyilebilen. Rüzgara karşı beni korur, beni serinletir ve soğuk
havada da beni ısıtabilir. Bunu dış sıcaklığı benim vücut ısıma göre dengeleyebilse
gibi. Bu gerçekleşimlere, giyilebilir bilgisayar diyoruz ve bunları ilerleyen
dönemlerde göreceğiz. Bilgisayarın bir sonraki aşaması karşımıza, salt bir cihaz
olarak değil de yaşamın çeşitli ortamlarında ve bedenimizde dahil olmak üzere
bütünleşmiş olarak çıkabilir.
Bu gelişmelerin sonucunu Yapay Zeka’nın varoluşuna bağlayabilir misiniz?
Bu mümkün veya mümkün olmakta. Bu alanda bir çok çalışmalar yapılıyor. Yazılım
ajansları denilen yazılım teknolojisi var. Bunlar, kendi başına öğrenebilen,
gelişebilen, örneğin network üzerinde bir yerden bir yere hareket edebilen yazılım
ürünleridir. Kendi aralarında koordine olabilme özelliklerini taşıyabilirler.
Bunların uygulama alanlarında bir tanesi, kişiye hizmet verme. Kişinin zevklerini,
duygularını, hislerini kavrayıp ona göre hareket etme. Bir makineye başka bir
deyişle roboto yüklenebilir. Yani bir fiziksel donanıma yüklenebilir. Bu konuda
olumsuz bir teori geliştirirsek, insanların oluşturduğu düzenin ele geçirilmesi
anlamında bir durum söz konusu olabilir. Bu kontrol edilemeyen bir durumda söz
konusudur veya bu kasıtlıdır. Verilerin, bilgisayarların genel bir ifadeyle
makinelerin zekileştiği düşünülürse, potansiyel bir tehlike oluşabilir. Burada
kullanım alanında kötü bir niyet olup olmadığı önemlidir. Buna karşı, önlemler
alınır. Tekniğe ve teknolojik ortama hakim olmak gerekli. Etik yaklaşım önemlidir.
Örneğin, genetik alanında gerçekleşen çalışmalar halen tartışılmaktadır.
Işık Üniversitesi’nden kültür ve sanata destek
Işık Üniversitesi’nin 2003 yılı ilk resim sergisi büyük ilgi gördü. Nazan Kuşçu’nun; “Yol Bin, Kapı Bir” temasını işleyen üçüncü kişisel sergisinin açılışı yapıldı. Işık Lisesi’nden mezun olduktan sonra, 1972-73 yıllarında Cours Annuel, Basençon ve 1973-75 yıllarında ise Poncellet, Paris atölyesinde desen çalışan Kuşçu’nun asıl mesleği iç mimarlık. Yaptığı birbirinden güzel tablolarla da sanata düşkünlüğünü ortaya koyan sanatçı, daha önce de pek çok kişisel ve karma resim sergisine de katılmış. Işık Üniversitesi kampusunda sergilenen sergi gelirinin %10’u Sokak Çocuklarını Koruma Vakfı’na, bir resmin satış bedeli de UNICEF’e gönderilecek.
ONBİRİNCİ SAYFA
Bunları biliyor musunuz?
DİPNOT
BEBEK: Fatih Sultan Mehmet’in, buraların muhafazasına atadığı bölükbaşı, “bebek” lakaplı olduğu için bu adı aldı. Diğer bir rivayete göre ise, bir şehzade bahçede gezerken yılan gördü, ne olduğunu sorunca padişah, şehzadeyi korkutmamak için “bebek” dedi. Şehzade bahçeyi “bebek bahçesi” diye anmaya başlar. Sonraları semtin adı “Bebek” kaldı.
FIKRA
Şansa bak
Doktor telefonda yakaladığı
hastasına:
- Tahliller belli oldu, demiş, sana bir kötü, bir de daha kötü haberim var.
- Nedir kötü haber?
- Maalesef 1 günlük ömrünüz kaldı.
- Peki daha kötü haber nedir?
Size 24 saattir ulaşmaya çalışıyorum, anca buldum...
Soğuk Şakalar
BİLMECE
Adamın biri çok yüksekten
düşmüş ama ölmemiş. Neden?
Çünkü Pamukbank’a düşmüş.
Hiç terlemeyen kişiye ne denir?
Noter
Adamın biri yeni arabasını sürerken hep gülüyormuş, neden?
Adama yeni arabanı güle güle kullan demişler de ondan.
SPOR YAZILARI
ONALTINCI SAYFA
Beşiktaş, bu yıl üç cephede birden savaşıyor. Gazete BEŞİKTAŞ, UEFA Kupası’nda Kartal’ın ne yapabileceğini bir anketle taraftara sordu. www.gazetebesiktas.com ve www.besiktasgazetesi.com adresinden internet sitesine giren taraftarlar “Beşiktaş UEFA Kupası’nda final oynar mı?” sorusuna cevap verdiler. Gazete BEŞİKTAŞ’ın internet sitesine giren 2930 kişiden 2580 kişi “Beşiktaş UEFA Kupası’nda final oynar” derken, 350 kişi “Beşiktaş, UEFA Kupası’nda final oynayamaz” şeklinde cevap verdi. Buna göre “Beşiktaş, UEFA Kupası’nda final oynar” diyenlerin oranı %88 gibi rekor bir sayıya ulaşırken, Beşiktaş’ın UEFA Kupası’nda final oynayamayacağını söyleyenlerin oranı ise %12 gibi küçük bir rakamda kaldı.
ONBEŞİNCİ SAYFA
Milli takıma göz kırpıyor
Beşiktaş’ta “rüzgarın oğlu”
diye tanımlanan İbrahim Üzülmez ile konuştuk. Galatasaray’a atttığı o önemli
golden sonra önemi daha bir anlaşılır olan İbrahim sorularımıza açık yüreklilikle
cevap verdi. İbrahim’in daha önce yaptığımız röportaj da ol duğu gibi yine milli
takıma çağrılmayı beklediğini de gözlerinden okuduk!..
İşte İbrahimin yanıtları;
Ligin ilk yarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk yarıda istediğimiz sonuçları aldık diyebilirim. Üç kulvarda da iyi neticeler
aldık. Önemli olan sezon sonuna kadar bu istikrarlı durumu sürdürmek. İlk yarıda
sürdürdüğümüz başarıyı, ikinci yarıda da devam ettirirsek inanıyorum ki alacağımız
şampiyonlukla camiayı sevince boğarız.
Kendi performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? “Yapabileceğimin en iyisini
yaptım” diyebilir misiniz?
Ben elimden geleni her zaman sahada vermeye çalışıyorum. Terimin son damlasına
kadar sahada her şeyi yapmaya çalışıyorum. Ama iyi, ama kötü bu tartışılır,
tartışılıyor da zaten. Ama önemli olan sahaya çıkıp Beşiktaş formasına terimin
son damlasını akıtmak. Ben bunu yaptığıma inanıyorum ve yapacağım da...
Galatasaray maçında sağ ayağınızla attığınız golün sizin için önemi nedir?
Benim için sadece bir gol ama sonuçta Ali Sami Yen’de Galatasaray’ın yenilmezlik
rekorunu kırıyorsunuz, 3 puan alıyorsunuz. Bunlar önemliydi tabii, ama sonuçta
maç geride kaldı. Golü benim atmam benim açımdan sevindirici, ama sonuçta galip
geldik. Şimdi önümüzdeki maçlara bakmak lazım.
Önümüzdeki maçlarda da, sizden böyle bir sürpriz gol gelebilir mi?
İnşallah. Ben golcü değilim tabii, ama böyle pozisyonlara girdiğimizde oluyor.
Tabii ki atmaya çalışacağım.
İkinci yarıya nasıl hazırlanıyorsunuz?
Antrenmanlarımız yorucu geçiyor. Ama hiçbirimiz de bundan şikayetçi değiliz.
Beşiktaş camiasının bizden beklediklerini takım olarak biliyoruz. Özellikle
bu yıl bizim için çok önemli. Bunun bilincindeyiz. Onları düşünerek biz ikinci
yarıya hazırlanıyoruz. Birinci yarıda bunu gerçekleştirdik, umarım ikinci yarıda
da aynı performansı göstereceğiz.
İkinci devrede nasıl bir İbrahim izleyeceğiz?
Ben sahada her şeyimi veriyorum. Kaçak da oynamıyorum. Bir ikili mücadelede
gösteriş olarak da mücadeleye girmiyorum. Bundan önce de verdim, bundan sonra
da bu takım için her şeyimi vereceğim.
Taraftarın da bu samimiyeti gördüğüne inanıyor musunuz?
Onlar da kimin yürekten mücadele ettiğini anlıyorlar. Gerçek Beşiktaş taraftarı,
kimin takım için ne yaptığını, kimin mücadele ettiğini, takım için çırpındığını
biliyor. Ben gerçek Beşiktaş taraftarının benim futbolumu sevdiğine inanıyorum.
İnanıyorum ki ikinci yarıda takıma daha çok katkıda bulunacağım.
Hüsnü Güreli’nin Galatasaray maçında giydiğiniz formayı 1 milyar 500 milyon
liraya almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunlar güzel duygular. Sizin formanızın açık arttırmada satılması hoş bir duygu.
Ama futbolda dün yok. Futbolda hep bugün var. Her zaman iyi olmak zorundasınız.
Her zaman iyi olmak için de çok çalışmak durumundasınız. Galatasaray maçında
attığım golü bundan sonraki maçlarda da yapmam gerekiyor. Hepimiz Beşiktaş’ın
başarısı için buradayız. Formanın da açık artırmada Hüsnü ağabey tarafından
alınması da ayrı bir gurur. Buradan sizin aracılığınızla da ona teşekkür ediyorum.
Evlenmeyi düşünmüyor musunuz?
Yok, ben böyle iyiyim. Evlenmeyi düşünmüyorum.
Ailenizden baskı gelmiyor mu evlenin diye?
Tabii onlarda görmek istiyor benim evlendiğimi. Ben de inşallah çok yakın zamanda
evleneceğim. Ama her şeyden önce Beşiktaş’ı şampiyon yapacağız. Ciddi bir ilişkim
var, sözlü gibiyim. İnşallah Beşiktaş’ın şampiyonluğuyla beraber ben de evleneceğim.
Taraftara mesajlarınız var mı?
Ben gerçekten Beşiktaş taraftarını çok seviyorum. Öyle bir şey ki bazen oyuna
başladığımız zaman, oyunun başında 3-5 dakika maçı bırakıp seyircinin yarattığı
o atmosferi o coşkuyu izliyorum. İlk yarı desteklerini bize fazlasıyla gösterdiler.
İkinci yarı onlara daha çok ihtiyacımız olacak. Onlarda bunun bilincindeler.
Zor maçları taraftarla birlikte atlatıp, beraberce şampiyonluğu yaşayacağımıza
inanıyorum.
ONDÖRDÜNCÜ SAYFA
Kartal’ı gençler uçuracak
Beşiktaş’ın genç oyuncularından
Eser ve Ali Cansun, Kartal’ı uçurmak için sırada bekliyorlar.
Almanya’dan gelen Eser ile, Beşiktaş altyapısından yetişen Ali Cansun, tecrübe
kazanarak, Beşiktaş ilk 11’inde yer almak için mücadele ediyorlar. Tatil döneminde
de durdurak bilmeden çalışan iki genç futbolcu Beşiktaş’taki hedeflerinin büyük
olduğunu söyledi.
Genç bir futbolcu olarak kadroya alınmak için ne gibi hazırlıklar yapıyorsunuz?
Ali Cansun: Ben genç olduğum için ağabeylerimden biraz daha fazla çalışmam gerekiyor,
çünkü önümde çok iyi futbolcular var, özellikle benim mevkiimde. Bu seviyeye
gelmek için çok çalıştım ama bunu ileriye götürmek için daha çok çalışmam gerekiyor.
Eser: Ben tatilde daha çok çalıştım. Genç olarak daha çok çaba sarfetmemiz gerekir.
Başka oyuncular daha tecrübeli, siz o kadar değilsiniz. Onun için hem antrenmanda
çalışmamız hem de antrenman dışı hazırlık yapmamız gerekir. İdmandan sonra Evren
ile çalışıyoruz. Evren orta yapıyor ben de santraforum. Ortaları çalışıyoruz.
Hoca da bu çabayı ve iyi oynadığınızı görünce size kadroda yer veriyor.
Kadroda bir yer edinebilmek için kendinize ne kadar süre tanıyorsunuz?
Ali Cansun: Tecrübe kazanmam lazım bu benim performansıma da bağlı tabii ki.
İnşallah gereken tecrübeyi kazandıktan sonra kadroda yer alacağıma inanıyorum.
İlk defa Beşiktaş forması ile sahaya çıktığınızda neler hissettiniz?
Ali Cansun: Ben küçüklüğümden beri Beşiktaşlıyım. Babamla devamlı maçlara giderdik.
Formasını giydiğiniz maçta da gol atmak beni çok mutlu etmişti. O gün çok sevinmiştim.
Eser: Stada gitmeden önce korkarım diye düşünmüştüm. O kadar seyircinin önünde
heyecanlanırım demiştim. Hoca bana “cesaretli ol” dedi. Maç boyunca hocanın
o sözü kulağımdan çıkmadı.
Lucescu ile çalıştığınız için kendinizi şanslı hissediyor musunuz?
Eser: Onun bize çok büyük yardımı dokunuyor. Onun gibi bir hoca ile çalıştığımız
için gerçekten çok şanslıyız. Deneyimli ve çok iyi bir hoca, verdiği kararlara
da saygı duyuyoruz. Sana çalıştığın an, iyi idman yaptığın zaman kadroya alınabileceğini
hissettiriyor.
Örnek aldığınız futbolcular var mı?
Eser: Örnek aldığım futbolcular var. Kendi takımımdan bütün forvetler bana yardımcı
oluyor. İdmanlarda Pascal Nouma, İlhan ağabey bana yardım ediyor. Ahmet Dursun
ile aynı odada kalıyoruz. İdmandan sonra bana neyi, nasıl yaptığımı anlatıyor.
Pancu da yardım ediyor. Onlar da geçti, bunu yaşadılar.
Ali Cansun: Örnek aldığım futbolcular tabii ki var. Barcelona’daki Kluivert’ı
çok beğeniyorum.
Avrupa’daki mücadelenizi nasıl değerlendiriyorsunuz, bu mücadelenin içinde olmayı
ister miydiniz?
Ali Cansun: Bu sene çok tecrübeli bir takımız. Herkes bu tecrübesini Avrupa’ya
da yansıtıyor. Çok başarılıyız. İnşallah gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz.
Ben de yer almak isterim tabii ki. Burada olan bütün futbolcular oynamak için
burada. Ama bazıları sırasını beklemekte, biz de bunlardan biriyiz, genç olduğumuz
için. Sıramız gelince bizde bu takım içinde mücadele edeceğiz.
Eser: Avrupa Kupası’nda oynamak isterdim tabii ki ama bizler için şimdi zamanı
değil. Ama zamanla ben de Beşiktaş’ta Avrupa Kupası’nda oynayacağıma inanıyorum.
Kadroya alınmayan futbolcuların küskünlüklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ali Cansun: Bunları tabii ki yaşıyoruz, her takımda var, bizim takımda da var.
Futbolcular oynamayınca biraz üzülüyor ve kırılıyor. Bence hiç kimsenin üzülmesine,
darılmasına gerek yok, hepimizin çok çalışması lazım. Hoca zaten hak edene formayı
veriyor.
Okula devam ediyor musunuz?
Ali Cansun: Açıköğretime bu sene kayıt yaptırdım. Futbol daha önde geldi benim
için. Okul zamanlarında da futbol takımlarında oynardık. Türkiye şampiyonluğumuz
var. Dünya Kupası’na gitmiştik.
Eser: Almanya’da okudum. Şu anda, istediğim an üniversiteye girebilecek durumdayım.
Hem futbol hem okulu devam ettirmek çok zor.
Altyapıdaki genç oyunculara tavsiyeleriniz neler?
Ali Cansun: Aslında benim tavsiye etmeye hakkım yok, sadece birkaç şey söyleyebilirim.
Onlar zaten en iyisini biliyorlardır. Aileleri onları oraya büyük bir umutla
götürüyor. Çünkü benim ailem öyle götürmüştü. Çok çalışsınlar, o toprak sahanın
da kıymetini bilsinler. Çünkü o kadar kolay değil Beşiktaş’ta oynamak.
Beşiktaş’taki hedefleriniz neler?
Eser: Beşiktaş’ta oynamak, devam etmek benim en büyük hedefim. Yavaş yavaş ilk
11’e girmek istiyorum. Genç olduğum için biraz daha zaman lazım, bu zamanı da
hoca biliyor.
Ali Cansun: Öncelikle burada kadroda oynayacak bir oyuncu olmak istiyorum. Sıram
gelince bunun olacağını da biliyorum. Beşiktaş’ta bazı şeyleri tamamladıktan
sonra da yurt dışında oynamak istiyorum.
Taraftara, sizden beklentileri olanlara mesajlarınız var mı?
Ali Cansun: Beklentileri boşa çıkaracağımı düşünmüyorum. Çünkü kendime çok güveniyorum.
İnşallah bana şans verildiği takdirde bütün beklentileri karşılayabilecek yetenek
ve kalitede olduğuma inanıyorum.
ONÜÇÜNCÜ SAYFA
Rıza el üstünde
Denizlisporun UEFA’daki
serüvenini Gazete BEŞİKTAŞ ’a anlatan Rıza Çalımbay, bu başarının lig şampiyonluğuna
bedel bir başarı olduğunu söyledi. “Türkiye’ye ve dünyaya bir Anadolu Takımı’nın
neler yapabileceğini gösterdik” diyen Çalımbay, Porto’yu zorlayacaklarını amaçlarının
da finale kalmak olduğunu belirtti.
Türkiye’de bir Anadolu takımı ilk defa UEFA’da bu başarıyı elde etti. Bu başarıya
ulaşmak için hangi adımları attınız?
Ben bekliyordum ama kimse bu başarıyı beklemiyordu. Bizim imkanlarımız kısıtlı
üç büyükler gibi her şeye sahip değiliz. Buna rağmen şu anda bu yaptığımız çok
büyük bir başarı. İyi bir kadrom var. Çoğu da benim tanıdığım oyunculardan oluşan
bir kadro. Aralarında arkadaşlıkları çok iyi. Yönetimle ilişkilerimiz gayet
iyi. Taraftarlarımız destek oluyor. Bunların hepsi birleşince bu başarı meydana
geliyor. Geçen sene ben takımı aldığımda, Denizlispor küme düşüyordu. Sonra
tarihinde ilk defa 5. bitirdi. UEFA Kupası’na katıldığımızda herkes ne zaman
elenecek diye bekliyordu. Büyük takımlarla oynadık ve maçlara konsantre olduk.
Takım olağanüstü mücadele etti. Kapasitesinin çok üstüne çıktı. Son elediğimiz
iki takımdan bir tanesi Çek’lerin en iyi takımı Sparta Prag biri de Fransa şampiyonu.
Bunu yenip elemek büyük bir olay. Amacımız Porto’yu elemek.
Takıma takviye yapacak mısınız?
Mutlaka takviye yapmamız lazım. Eğer yapabilirsek bana sorarsanız her yere adam
lazım. Ama kulübünde belli bir bütçesi var bunun dışına çıkmak mümkün değil.
O yüzden eğer öyle bir bütçe sağlayabilirsek daha iyi işler yapacağız.
Aynı başarıyı ligde göremememizin sebebi nedir?
Ligde istediğimiz yerde olamadık. Bu da UEFA’ya çok önem vermemizden kaynaklandı.
Ona konsantre olduk.
Çeşitli yorumlar var. Kimileri Denizli gelebileceği en iyi yere geldi derken
kimileri daha ileri gidebilir diyor. Siz ne diyorsunuz?
İkisinde de haklılar. Denizlispor kimsenin beklemediği bir şeyi yaptı. İkisi
de olabilir. Bu son maçımız olabilir. Hedefimiz daha da ileri olabilir. Takviye
yapabilirsek daha da ileri gidebiliriz. Şu anda Beşiktaş ile aynı yerde mücadele
ediyoruz. Beşiktaş’ın imkanları ile bizim imkanlarımızın karşılaştırırsak hiçbir
şey yok. Beşiktaş kadrosu zengin maddi açıdan çok iyi şartları var. Manevi açıdan
bütün basın arkalarında. Bizde onların yarısının yarısı yok. Onların bir oyuncusu
ile takımı yapıyoruz. O yüzden Beşiktaş bize göre daha şanslı. Bir de bize çıkan
takım daha güçlü bir takım,onlara çıkan takım o kadar güçlü değil. Onlara çıkan
en güçlü takımla biz oynadık, Çeklerle. Beşiktaş’ın şansı daha fazla. Söylenenlerde
haklı olunabilir ama biz sonuna kadar zorlayacağız. Belki finale gitmek, o olmazsa
Porto’yu zorlamak bizim amacımız.
Sizce final maçında Beşiktaş yer alacak mı?
Beşiktaş’ın bu koşullarda final oynaması lazım. Bu bütçe ve bu kadro ile final
oynaması lazım. İyi bir antrenörü var. Oynamamaları için bir nedenleri yok.
Zaten Denizlispor’un başarısı buradan geliyor. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın
buralara gelmesi normal ama bir Denizli’nin buralara gelmesi büyük başarı. Beşiktaş’ın
hedeflerinden biri de final. Galatasaray nasıl final oynadı. Artık bu bir düş
değil.
Aldığınız başarıların medyada az yer bulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben onu zaten kabulleniyorum. Üç büyüklerin UEFA’da ya da Şampiyonlar Ligi’nde
oynarken hakemlerini yazıyorlar, Denizli’nin hakemini bile yazmıyorlar. Ya da
bir takım eliyoruz. Ufacık bir köşeye koyuyorlar: “Denizlispor Lion’a hazırlanıyor”
Ama biz öyle bakmadık. Biz buralarda çok yaşadığımız için futbolculara anlattım,
neden böyle olduğunu, kafalarına takmamaları gerektiğini. Ama sonra başarı bizimle
gelince onlar da yazmaya mecbur kaldılar.
Anadolu takımlarının da büyük başarıları imza atabilmesi konusunda da öncü olduğunuzu
hissediyor musunuz?
Bizim şu anda yaptığımız Anadolu’da da futbolun oynandığını göstermek. Türkiye
Dünya Üçüncüsü olduğu zaman “Büyük bir Avrupa Takımı ile oynamadı, Asya takımları
ile oynadı” dediler. Biz Türk futbolunun ne kadar kalkındığını göstermek istedik.
Üç büyüklerden biri değiliz. Türkiye’nin orta sıralarında olan bir takımız ve
biz gidip Fransa şampiyonunu eliyoruz. Başarı tesadüf ya da şans olamaz. Tek
bir maç değil, bir tane oynuyorsun bir daha oynuyorsun. Lion’u Lion’da yendik.
Hepsinde de oynayarak yendik. Çok büyük mücadele gösterdik.
Futbolcuların morali nasıl?
Benim onlara söylediklerim kendilerine güvenmeleri, her şeyi bırakmaları sadece
kendileri için oynamaları. Onlar için Avrupa Kupası’na gelmek çok önemli her
futbolcuya nasip olmaz. Şu anda Türkiye’nin en iyi futbolcuları arasındalar.
A Milli Takım’a 3 oyuncumuz var. Bu muhteşem bir şey. Anadolu takımının Türkiye’de
sesini duyurması için ya 3 büyüklerden birini yenmesi lazım ya da Avrupa’da
tur atlaması lazım. Bizimkisi bana göre lig şampiyonluğuna bedel bir başarı.
Bu parayla ölçülebilecek bir şey değil. Bunları yaşatan da futbolcular. Benim
istediğim kendilerine güvenmeleriydi. Onlar da mükemmel bir şekilde mücadele
ederek her şeyi hak ettiler.
Takımına ömrünü verdi
Zamanın golcü futbolcusu
Recep Adanır, Beşiktaş camiasının ona verdiği isimle “Baba Recep” hala Beşiktaş
ile içiçe yaşıyor. Gününün büyük bir kısmını Beşiktaş Kulüp binasında geçiren
Adanır, Şükrü Gülesin’le aynı odayı paylaşmasından duyduğu heyecandan, oğullarının
tribünden “baba istifa” diye bağırmasına kadar iyi kötü bir çok anısını bizlerle
paylaştı.
Beşiktaş tarihine adını yazdıran, frikik ustası olarak anılan bir futbolcu olmak
nasıl bir duygu?
Beni yaralayan bir konudur bu. Yalnız frikik atışı ile anılmam bana cazip gelmiyor.
Ben sadece frikik atan, topa vuran insan değilim. Oyunun kaderini değiştiren
bir tekniğe sahibim, topu istediği gibi kullanabilen bir yapıya sahibim. Attırdığım
goller çok önemliydi. Üç beş tane frikikle anılmak istemiyorum. Ama böyle konuşuluyor.
Beşiktaş serüveninizden bahseder misiniz?
1929 senesinde Ankara’da doğdum. 17 yaşımda Ankaragücü genç takımına bir tavsiye
ile geçtim. Ankaragücü’nün kaptanı bizim mahallenin ağabeyiydi. O yüzden o takımı
tutuyordum. 3 ay sonra A Takımı’na girdim. 1949-50 senelerinde Ankara şampiyonu
olduk. Türkiye Şampiyonası’na iştirak ettik. Ankara’da oynandı. 4 takım katıldı.
İstanbul’dan Galatasaray, Eskişehir’den Eskişehir Demir Spor, İzmir’den Altay.
Altay ve Eskişehir maçlarını kazandık. Galatasarayla final oynadık. İki sıfır
mağluptuk. İkinci yarıda bir gol daha yedik. Takım kaptanımız Fikret ağabey
vardı. O iki gol attı, iki gol de ben attım. Bu maçın sonrasında beni Beşiktaş’a
tavsiye etmişler. Düşünmeden Beşiktaş’a “evet” dedim. Beşiktaş’a Nisan ayında
geldim. Mayıs ayında Amerika’ya gidilecekti. Ama Ordu Milli Takımı ile bir deneme
maçı yapıldı. O gün de 3 gol attım ve Beşiktaş’la Amerika’ya gitmeyi garantiledim.
Düşünmeden verdiğiniz “evet” cevabından dolayı hiç pişman oldunuz mu?
Hiçbir zaman pişman olmadım. Hayalimde yaşattığım çok sevdiğim bir ağabeyim
olan Şükrü Gülesin vardı. Onun hayranıydım. Aynı odada yattık. Heyecandan üzerimdeki
yorgan düşmüş farkında değilim sabah kalktım ki nezle olmuşum. Her gittiği yerde
neşe saçan bir insandı. Beşiktaşlı olmamın en büyük etkenlerinden biri de oydu.
Ve ondan sonrada ben hep Beşiktaşlı kaldım.
Yıllar geçmesine rağmen hala kulüp binasındasınız. Bunun anlamı nedir?
Beşiktaş’ta 10 sene kaldım. Beşiktaş’a geldim hiçbir zaman 2. sınıf adam olmadım.
Beşiktaş ailemin ve benim her şeyimiz. 52 senesinde evlendim, eşim doğma büyüme
Beşiktaşlıydı. İki oğlum fanatik Beşiktaşlı. Hatta bir maçta Altay’la berabere
kaldık, şampiyonluğu kaybettik. Tribünden bağırıyorlarmış “baba istifa” diye...
Beşiktaş bizim her şeyimiz demek. Ben camiye gider gibi mutlaka buraya, kulübüme
geliyorum. Eski günleri yad ediyorum. Bekarlığımda burada kalırdım, şimdi o
günleri anıyorum.
Sizin zamanınızdan bu yana değişen neler var? Bugünün futboluna baktığınızda
neler gözlemliyorsunuz?
Bütün zahmeti biz çektik zamanında. Bir insan mesleğini yaparken kendisinin
de zevk alması lazım. Ama biz hiçbir zaman zevk alacak şartlara kavuşamadık.
Benim yırtık ayakkabı ile gezdiğim bile oldu. Biz bunları yaşadık. Eşim hasta
olduğunda o zaman ki menajerimiz Arap Sadri’den 100 Lira avans istemiştim, vermeyince
de bit pazarına gidip damatlık giysimi 90 Lira’ya satıp doktora gitmiştik. Şimdiki
gençlerimiz hasta olduklarında doktora Amerika’ya gidiyor.
Şimdiki gençlere gıpta ediyorum. Hiçbir zaman kıskanmıyorum. Çünkü bu rahatlık,
huzur, imkanlar içinde kötü oynamak için hiçbir sebepleri yok. Yapılan istatistiklere
göre yapılan 10 maçtan 6 maçın kesin iyi geçmesi gerekiyor. 2 maç vasat oynayabilir.
2 maç da kötü oynayabilir. Ama 6 maçın bugünkü imkanlarla çok iyi geçmesi gerekir.
Bugün Beşiktaş maçlarını izlediğiniz de tekrar sahada olmayı istiyor musunuz?
Tabii ki isterdim. O formayı giymenin zevki çok başkadır. O forma altında başarıya
ulaşmak çok keyiflidir. Yarım yamalak da olsa şampiyonluklara ulaştık. O zaman
Avrupa olayı bu kadar fazla değildi. Senede 2-3 tane milli maç vardı.
Futbolu bıraktıktan sonra ne yaptınız?
Futbolu 63’te bıraktım. 60-62’de Galatasaray’da oynadım. Sonra Kıbrıs’a antrenör
olarak gittim. Ama Kıbrıs’ta çıkan olaylar nedeniyle fazla duramadım. 64 senesinde
Manisa’da ilk antrenörlük kursu açıldı. Orada kursu bitirdim ve oradan mezun
oldum. Ondan sonra Nazilli’de, Balıkesir’de çalıştım. Beşiktaş’ta tabii teknik
direktör, menajer, antrenör olarak çok uzun senelerimiz geçti.
Beşiktaş’taki lakabınız da Baba Recep. Bu ünvanı nasıl aldınız?
Taraftar futbolcunun samimi olduğunu, iyi hizmet verdiğini görürse seviyor.
Futbolcuyu sahanın içinde olduğu kadar sahanın dışında da takip ederler. Biz
dedikodulara mahal vermemek için semtimizden çıkmazdık, görünmezdik hiçbir yerde.
Uygun gördükleri, sevdikleri insanlara böyle lakaplar takarlar. Mesela Lefter
vardır. Profesör Lefter derler. Bana da evine bağlı, evini seven, üstünde taşıdığı
formayı seven, çırpınan biri olarak bu lakabı uygun görmüşler.
ONİKİNCİ SAYFA
Voleybola takviye
Yeni transferler ve yeni
antrenör Cengiz Göllü Beşiktaş Bayan Voleybol Takımı’na hız kattı.
Beşiktaş Bayan Basketbol Takımı yeni antrenörü ve transferleri ile ikinci yarıya
başladı. Lig başlarken transferlerinde geç kalan ve ilk yarıda 13 maçta bir
galibiyet sağlayarak parlak bir tablo çizmeyen takım, uzun soluklu bir başarı
dönemine hazırlanıyor. Takımın, yıllarca voleybol camiasına emek veren tecrübeli
antrenörü Cengiz Göllü, kadronun Türkiye Ligi için yeterli olduğunu ve bu kadro
ile uzun vadeli bir başarı sağlayacaklarını söyledi. Göllü, üç yabancı ve üç
yerli oyuncu transferi yapan takımın birbirine uyum sürecini atlatmaları gerektiğini
söyledi ve şöyle devam etti:
“Şu anki kadromuz bence Türkiye’de oynanan lig müsabakaları için yeterli. Ancak
kollektif sporlarda takımdaki oyuncuların uzun süre yanyana oynaması zorunluluğu
vardır. Birbirlerina adaptasyonları, alışmaları çok önemlidir. Hele voleybol
gibi topun bir anda karşılanıp ikinci hareketin onunla birleştiği spor dallarında
bu uyuma çok ihtiyaç duyulur. Başarılı gibi gözüken takımlar zaten en az 2 sezondur
birarada oynayan elemanlardan oluşuyor. Bizimde bugüne kadar başaramadığımız
konu buydu. Bu sıkıntılar aşmak için yoğun bir çabanın içindeyiz. Sabah akşam
çalışıyoruz. Ben iyi bir yola girdiğimiz kanısındayım.”
Aynı zamanda takım kaptanı Arzu Göllü’nün babası olan Cengiz Göllü, takıma gelişinde
Arzu Göllü’nün etkisi, uyum süreci ve hedefleri ile ilgili sorularımızı içtenlikle
yanıtladı:
Takımın uyum süreci ne kadar sürecek sizce?
Ben bütün antrenörlük hayatımda kısa devreli bir iş yapmadım. Ama şu mevcut
takımın bana bir sezon için sabır gösterilirse önümüzdeki sezon çok iyi noktalara
geleceğinin tahhahütünü verebilirim. Birkaç senelik bir zaman değil, ben gelecek
sene bu takımın çok iyi olacağının şimdiden garantisini veriyorum.
O halde bu çalışmalar uzun soluklu bir dönemi mi kapsıyor?
Kesinlikle. Ben çok uzun süreli, belirli bir yerde çalışarak devamlı oyuncu
yetiştirerek ve o yetişen oyuncularla başarıya ulaşarak geçti. Sağdan soldan
transfer edilecek oyuncularla kısa dönemli başarılarda hiç bulunmadım. Öyle
bir şeyi yaşamayı düşünmem.
Şu anda takımın kaptanı, kızınız olan Arzu Göllü’nün de sezon başında Beşiktaş’a
gelmesinin sizin seçimizinde bir etkisi var mı?
Bir sezon burara bütün şubenin sorumluluğunu taşıdım. Arzu o sırada 2 sezon
bebeği olması dolayısıyla voleyboldan uzaklaşmıştı. Hem Milli Takım’ın hem de
Eczacıbaşı’nın kaptanı olan bir oyuncu. 2 senelik araya rağmen çok iyi bir fiziğe
sahip olduğu için çalışmalarını sürdürdü. Beşiktaş’taki benim talebem durumunda
olan antrenörlerin ısrarı ile de Arzu’yu bu takıma verdik. Benim gelmemdeki
etkenliği şu: kendisi aynen benim gibi hayatı hep başarı ve şampiyonlukla geçmiş
bir oyuncunun bu yıl Beşiktaş’ta yaşadığı üzüntü ve tatsız müsabakalardan dolayı
onunla üzüntülerini paylaşmak istedim. Zaten aslen Beşiktaşlı da olduğum için
Beşiktaş voleybol şubesinin iyi bir yere gelmesi için gayret veriyorum.
Hedefleriniz neler?
Beşiktaş büyük bir camia, voleybol şubesinin de en az futbol kadar başarılı
olması ve bunun devamlılığı benim en büyük hedefim. Bunu başka kulüplerde başarmış
bir insan olarak niye Beşiktaş’ta gerçekleştirmeyelim. 1. ligde kalmanın kesin
garantisini vermek mümkün değil. Durumumuz çok kötü ama ben iyi bir takımımız
olduğuna bu takımın ligde kalırsa gelecek sene de Avrupa kupalarına kadar ilk
4-5 takımın arasında yer alacağına inanıyorum. 2. lige düşülürse bu bizim ileriye
dönük projelerimizde aksama oluşturur. O zaman ne yapacağız diye plan yapacağız.
Yönetimin görüşleri doğrultusunda hareket edeceğiz. Çalışmalarımızı sabırla
iyi takım olma yolunda sürdürüyoruz.
Taraftara özel radyo programı
Türkiye için futbolun ayrı
bir önemi vardır. Futbolla üzülür, futbolla seviniriz biz, futbol konuşup futbol
dinleriz. Popülaritesi hiç düşmeyen bu spor dalı, ülkemiz insanının tek eğlencesi
olur kimi zaman. Televizyon ekranlarından, gazete köşelerine kadar bir çok yerde
bir çok yorumla karşılaşırız. Açık Radyo’da Pazar günleri yayınlanan “Libero”
adlı program da başka bir bakış açısıyla yaklaşıyor, önemini hiç yitirmeyen
bu spor dalına. Program yapımcılarından Tan Morgül’ün bir otobüs yolculuğunda
aklına geliyor bu programı yapmak. Sonra Barış Münevveroğlu katılıyor ona. Bu
programı Açık Radyo’da yapabileceklerine karar veriyorlar. Onlara göre futbol
bütün konulardan sıyrıldıkları anda “hava alma yerleri”, ama popüler yönü değil.
“Futbolun kültürel tarafı, alt kültür yapısı yaşama çok dokunduğu yerler önemli
bizim için. Toplumun da her kesiminin en demokratik ve eşit şekilde paylaştığı
kültürel öğelerden biri futbol. Arabesk çok fazla ‘in’dir belki ama futbol kadar
demokratik bir şekilde işlemez toplum içinde” diyor program yapımcılarından
Tan Morgül. Barış ile Tan’a, Görkem ve program dinleyiciliğinden program yapımcılığına
yükselen Bağış da eklenince kadro tamamlanıyor. Haftalık maç analizlerine, teknik-taktik
bilgilere ve kriminal konulara rastlayamayacağınız programda, futbolun kültürüne,
tarihine, coğrafyasına, kimyasına, sosyolojisine ait birçok tat alabilirsiniz.
Libero ekibinin deyişiyle onların amaçları bu, tabii tevazuyu elden bırakmadan,
akademizme saplanmadan, nostaljiye batmadan...
Futbol muhabbetinde maço iktidarı
Dinleyici portföylerini sorduğumuzda Görkem bize bir örnekle cevap veriyor:
“Bir program çıkışı otobüste giderken üniversiteli genç bir grup yanımda oturuyordu.
Futbol tartışılıyordu. Programlardan bahsetmeye başladılar. Biri de “Açık Radyo’da
Libero diye bir program var. O da çok iyi” dedi. Burada normal Açık Radyo dinleyicilerinin
dışında dinleyenler de oluyor. Üniversiteli gençler arasında bir yaygınlığımız
var.”
İlk tepkilerini futbol ile ilgilenmeyen bayanlardan aldıklarını söyleyen Tan
ekliyor:
“Futbol diye bir olgu var, yoğun olarak yaşanıyor. Anlamıyor, bilmiyorsanız,
anlayabileceğiniz bir mekanizma yok. Herkesin konuştuğu belli ve artık eklentiye
de müsaade etmiyor. Bunun dışında kalan da bir daha giremiyor. Galatasaray Avrupa
Kupası’nda yenerse ya da milli maç olursa seviniyor. Biz başka türlü bir muhabbet
yapıyoruz. Onların hayatlarında futbolla ilgilendiğini tahmin edemeyecekleri
kişileri çıkarıyoruz buna da çok şaşırıyorlar. Futbolla nasıl ilgilendiğini
dinleyince, futbolda başka yaşamsal bir hikaye görünce merak ediyor. Futbol
muhabettinde maço iktidarı, başka türlü bir hava vardır ve saldırgandır.”
Açık Radyo’da bir tribün lideri: Alen
Program yapımcılarından Görkem, Tan ve Barış Galatasaraylı, Bağış ise Fenerbahçeli.
Taraftarların yaptığı ve taraftarlara yakın bir program yaptıklarını savunuyorlar.
Programı futbolseverler için yaptıklarını söylüyorlar ve ekliyorlar: “Bu programa
hiçbir tribün lideri gelmedi” Burada karşımıza, programa katılan ilk taraftar
lideri olarak Alen çıkıyor. Beşiktaş’ın amigosu Alen’in programa katılma nedenini
şöyle anlatıyorlar: “Buraya bir tribün lideri olarak tek bir kişi geldi o da
Alen. Bunun çok açık ciddi bir sebebi var. Süleyman Seba döneminde yıllarca
bu insanlar, yani Çarşı, kulüpten hiçbir maddi destek almadan o takımı desteklediler.
Bu önemli bir şey. Taraftar deplasmana gidiyor, giderken bilet parasını alıyor,
otobüsü yönetim kaldırıyor. Beşiktaş Seba döneminde bunların hiçbirini yaşamadı.
O dönem son derece kavgalı bir dönemdi. Buna rağmen o insanlar takımlarını desteklediler.
Bu nedenle Beşiktaş taraftarına ayrı bir saygımız var. Bu işin zor olduğu bir
dönemde hiçbir çıkar beklemeden sırf Beşiktaş’ı sevdikleri için bu insanlara,
diğer adamlarda ortadayken saygı duymamak elde değil.”
Beşiktaş’a bu kadar saygı duyan Libero ekibi, bu seneki Beşiktaş’a baktıklarında
eski kolej takımını göremediklerini söylüyor. Beşiktaş’ta bu sene 100. yıl psikolojisi
ile farklı davranışlar olduğunu, sanki bunu federasyon, hakemler herkese kabul
ettirilmiş gibi göründüğünü iddia eden ekip, Sinan Engin’in demeçlerini ve özellikle
Denizlispor maçının neticesini bildiren demecini onaylamadıklarını belirtiyorlar.
Ekipten Tan, şöyle devam ediyor:
“Beşiktaş’ın bir andaki bu çıkışı bendeki mesafeyi artırdı. Bu sene farklı bir
Beşiktaş çıktı. Metin-Ali-Feyyaz döneminde ben gıpta ederdim o takıma. Kendimi
bildim bileli Galatasaraylıyım ama UEFA Şampiyonu olmuş bir Galatasaray’ı başarı
anlamında demiyorum ama saha içi davranışı, takım ruhu anlayışıyla “Kolej Takımı”
denilen Beşiktaş ile kıyaslayamam. Orada bambaşka bir hikaye var.”