Aralık 2002 - Sayı 33
BİRİNCİ SAYFA
Kartal devletin tepesine kondu
Yeni başbakan Abdullah Gül,
sıkı bir Beşiktaş taraftarı ve aynı zamanda siyah-beyazlı kulübün kongre üyesi.
Gül’le birlikte Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Hilmi
Özkök’ün de Beşiktaşlı olması, “kartal devletin tepesine kondu” şeklinde tanımlamalara
yol açtı.
Başbakan Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan’a Başbakanlık yolunun açılması durumunda
istifa edip etmeyeceğini “Şu anda Türkiye’nin başbakanı olarak yetki bende.
Demokrasinin eksikliklerini düzeltip yolumuza devam edeceğiz. Aksi takdirde
istifa edecek değilim.” sözleriyle açıkladı. Gül, öncelikli hedeflerinin ekonomide
reformist ve yenilikçi politikalar olduğunu belirtti. Kıbrıs konusunda BM’nin
çözüm raporunu müzakere edeceklerini belirten Başbakan Gül, raporu inceleyeceklerini
belirterek, “Olumlu yaklaşımımız var. Ama çözüm tatmin edici olmalı” dedi. Öte
yandan AK Parti, kurulan hükümetin hedeflerini belirledi. AKP’nin hazırladığı
takvim şöyle:
Reel Sektör: Eximbank’ın imkanları artırılacak. KOBİ’lerin ISO 9000 ve CE kalite
güvence belgeleri almaları ve buna uygun üretim yapmaları teşvik edilecek. KOBİ’lerin
savunma sanayi başta olmak üzere büyük ihalelerden pay almaları sağlanacak.
Sanayi ve ticaretin önündeki bürokratik engeller kaldırılarak, yatırım ortamı
iyileştirilecek. İş kurma ile ilgili tüm bürokratik işlemlerin tamamlanması
yetkisi belediyelere devredilecek.
Sağlık - Sosyal Güvenlik: Emekli Sandığı, SSK; Bağ Kur kaldırılarak Emekli Fon
İdaresi kurulacak. Sağlık Finansman Kurumu oluşturulacak. Devlet hastaneleri
özerkleştirilecek. Devlet İhale Yasası yeniden ele alınarak, aksaklıkları giderilecek.
Memurlar: Devlet memurları için esnek çalışma modeline geçilecek. Kamu personeli
dil sınavı benzeri kamu personeli bilgisayar seviyesi tespit sınavı yapılarak,
bilgi teknolojilerini kullanan memurlara ek ödeme yapılacak.
Sosyal Politika: Yoksul vatandaşlar gelir getiren iş kurabilmeleri için mikro
kredi alabilecek. Şehirden köye dönenlere, yaşamlarını köyde devam ettirmeleri
için özel kredi kolaylığı sağlanacak.
Diğer ekonomik hedefler: Enflasyon 3 yıl içinde tek haneye (yüzde 7) indirilecek.
Kişi başına milli gelir 5 bin 500 dolara yükseltilecek. 3. yılın sonunda büyüme
performansı yüzde 7, işsizlik oranı yüzde 3 olacak.
Bölge milletvekilleri
ilk kez Gazete BEŞİKTAŞ’a konuştu
Seçimin ardından İstanbul
İkinci Bölge Milletvekilleri ile ‘İktidar ve Muhalefet Kesiminin Bakış Açısı’
çerçevesinde bir çok konuyu ele aldık. Üçüncü köprü sorunundan sosyal güvence
ile ilgili merak edilenlere üretim sahasının genişletilmesinden işsizlik sorununa
kadar bir çok konuda milletvekilleri Gazete BEŞİKTAŞ’a ilk demeçlerini verdi.
AKP
MEHMET ALİ ŞAHİN
Beşiktaş, seçim bölgemdedir, tabi ki tanıyorum. AK Parti tek başına iktidara
geldi ve hedefleri vardır. Öncelikli sorunlar, vatandaşın deyimiyle “aş ve iş”tir.
Esnaf ziyareti yaptığımız vatandaşların beklentileri; Türkiye’nin iyi yönetilmesi,
ekonomik sıkıntıların üstesinden gelinmesi, bu sorunların aşılmasıydı. AK Parti
bunu vatandaşın isteklerini en iyi şekilde karşılayacaktır.
Üçüncü köprüye sıcak bakmadığımızı daha önce ifade etmiştik. Bu tür bir ulaşım
sorununun çözümü, tüp geçit tarzında olabilir. Olası bir üçüncü köprü çok gerekiyorsa
yerleşim yeri olmayan bir yerden geçişin sağlanmasından yanayım.
HÜSEYİN KANSU
1950 Fatih doğumluyum. İki dönemdir 2. Bölgeden İstanbul Milletvekiliyim. 1995’te
Refah, 1999’da Faziletten seçildim. Şimdi kurucusu olduğum AK Partiden yine
2. Bölge milletvekiliyim. İstanbul’a Üçüncü Köprü Projesi hakkındaki düşüncem;
üçüncü köprü yerine tüp geçidin gerçekleşmesinden yanayız. Üçüncü Köprü ile,
Karadeniz’e yakın olan ormanların önemli bir bölümü gidecektir. Ben çevreciyim.
Tüp Geçit için gerekli mali kaynaklar var. Süreç içerisinde proje gerçekleşebilecektir.
MUSTAFA BAŞ
Vergi adetleri ve oranları konusunda çalışmalarımız olacak. Oranlar ve adetler
düşürülecektir. Kamu arazilerini belediye, hazine, vakıflar, milli emlak el
birliğiyle değerlendirerek satışa sunmalıdır. Oysa plansız satılmaktadır, rant
olmaktadır. Halbuki hazine, belediye belli oranlarda paylaşabilirler, buna göre
imar planlarını düzenleyerek gelir sağlayabilirler.
Kentin çeşitli sorunlarına çözüm olacak projelerimiz var. Merkezin oluşturduğu
projeler arasında köprü çalışması yer alıyor, metro çalışmaları yer alıyor.
Köprü çalışması veya tüp geçit ulaşımı rahatlatacak projeler arasındadır. Bayındırlık
Bakanlığı tarafından İstanbul milletvekillerine teknik bilgi, brifing verilmesi
sonucunda yeni bir geçişin nasıl olacağına karar verilecektir. İstanbul’da ulaşımın
rahatlaması için yeni bir geçişe ihtiyaç vardır.
Ayrıca şehir hatlarının reform edilmesi lazım. Şehir hatları belediyelere devredilebilir.
Deniz yollarının iyileştirilmesi yapılacak.
HAYATİ YAZICI
Kentleşme sorunu bütün ülkenin problemidir. Çarpıklaşmanın önüne geçilmesinde
en önemli unsur, yerel yönetimleri güçlendirmeden geçiyor. Bu bir kültür ve
eğitim meselesidir. Üç büyük kente göç edilmesinde ekonomik nedenler yatıyor.
Daha iyi yaşama isteği yatıyor. Bu sorunun çözülmesinde hem kaynak hem özerkleşme
açısından yerel yönetimlerinin güçlendirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.
EKREM ERDEM
1969 yılından beri İstanbul’dayım. İstanbul’da en önemli sorun açlık ve işsizlik.
Yerel yönetimleri devreye sokarak mevcut durumdan, Fak-Fuk Fonu’ndan da faydalanarak
yoksul olan kesim için çok geçmeden kısa vadeli tedbirler getireceğiz. İstihdam
alanlarının genişletilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Üretim kapasitesi artırılmalı,
bütün sektörler için bu geçerli. Özellikle inşaat sektörü tüm sektörleri tetikliyor.
Vergi alanında atılım olacak. Gereksiz vergiler var. Vergi oranlarını ve adetlerini
düşüreceğiz. Bunun yanı sıra sosyal güvence takibi açısından bir diğer önemli
konu, isteğe bağlı sigortalının sağlıktan yararlanması üzerine olacaktır. Şehrin
mülkiyet sorunlarına da çözüm bulunacaktır.
DR. ZEYNEP K. USLU
İlginiz için sizi tebrik ediyorum. Böyle bir fırsatı milletvekillerine sunmanız
çok yerinde. Ancak şu anda konuşmayı uygun bulmuyorum. Hükümet kurulsun. Tabir-i
caizse taşlar yerine otursun. Sonra konuşmak daha mantıklı.
NİMET ÇUBUKÇU
12 yıl Beşiktaş Ihlamur’da oturdum. Eşim Beşiktaşlıdır. Ben insan hakları ihlalinin
takipçisiyim. Tek başına kadın haklarına yönelik çalışmalar yapmış biri değilim.
Ancak kadın hakları insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır, bir bütündür.
AKP, AB hedeflerini gerçekleştirme noktasında samimiyeti olan bir partidir.
Ülkenin en önemli problemi işsizlik ve yoksulluk. Biz iktidar partisi olarak
makro ve mikro ekonomi politikaları ürettik. İlk 1 yıl içindeki hedefimiz işsizlik
sorununa çözüm bulmaktır. Yüzde 30’a düşürmeyi amaçlıyoruz.
CHP
MEHMET SEVİGEN
Şu anda çok yoğun bir dönem içerisindeyim. Diğer milletvekili arkadaşlarıma
konuşma fırsatı vermek istiyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
Beşiktaş semti tipik bir İstanbul semti. Diğer semtlere oranla okuma- yazma
oranı yüksek, sanat ve kültüre değer veren bir yerleşim. 12 yıldır İstanbul’da
yaşadığım için Beşiktaş’ı tanıyorum. CHP’nin seçim bildirgesinde belirttiğimiz
gibi işsizlik ve yoksulluğa öncelik veriyoruz. Öncelikle mecliste bunu dile
getireceğiz. Bütün sorun işsizlikte uygulanan yöntem. AKP’nin bu konudaki tavrını
bilemiyoruz. Onların projelerine göre hareket edeceğiz. Yoksulluk konusunda
ise “Aile yardımları sigortası”nı uygulamak amacındayız. Bu sigorta kapsamınca
gelir düzeyi düşük ya da yoksul ailelerin çocuklarının eğitimi sigorta kapsamına
alınacak. Çünkü AB ülkelerinde uygulanıyor. Ayrıca şunu da söylemek isterim
ki; 2. Bölge milletvekilleri olarak bölge sorunlarına daima duyarlı kalacağız.
MEMDUH HACIOĞLU
Ben Gümüşsuyu’nda yaşıyorum. Beşiktaş’a yakın bir bölgedeyim. Biz muhalefet
partisi olarak sadece hükümet icraatlarının doğru olanlarını destekleyebilir
yanlış olanlarını eleştirilebiliriz. Meclisteki iki siyasi parti olarak AB’ye
önem veriyoruz. Ülkenin AB’ye giriş tarihi alabilmesi için çaba göstereceğiz.
AB’ye girersek ülke ekonomisinin önü açılacak. Sosyal ve siyasal değişimin başlangıcı
olacak. Kentleşme sorunu çözülecek. Bu nedenle öncelikli olarak AB’ye giriş
politikası üzerinde yoğunlaşacağız.
ERSİN ARIOĞLU
Biz gölge kabine olarak çalışmalarımızı yürüteceğiz. Öncelikle, kentin güzelleştirilmesi
ve uygar seviyesine getirilmesi konusunda çalışmalar olacak. Kent kültür yaratır,
kültürel konulara önem vereceğiz. Ayrıca ulaşım ve çevre kirlenmesi konusunda
çalışmalarımız olacak.
İstanbul’a üçüncü köprü projesi ise, master planında ele alınması lazım. Maliyeti
düşük olsun diye 1.veya 2. Köprü çevre yollarına bağlayacaklar. Çevre yolu aynı
olduğu müddetçe daha çok tıkanır. Boğazın uçlarına doğru kentin dokusuna zarar
vermeyen çevre yoluyla desteklenen Trakya’ya Avrupa’ya gidecek bir köprü olabilir.
Arnavutköy’ün tarihi dokusuna zarar verilmemeli.
Ayrıca İstanbul için diğer önemli sorun çarpık kentleşme. Yerel yönetimlerin
özerkleşmesiyle bu sorun çözümlenebilir. Şehirler, stratejik planlarla olmalı
nazım planlarıyla değil.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ
Beşiktaş’ı tanıdığımı sanıyorum, o bölgede 15 yıldır politika yapıyorum. Politikada
politikacıların durumunu statüleri belirler. Bir muhalefet partisi olarak rolümüzü
yerine getireceğiz. İlk günlerdeki durumu bizim belirlememizin, yönlendirmemiz
konusu dışında yoğun anayasal tartışmaların gündeme geleceğini düşünüyorum.
Anayasayı kişisel esnetme durumlarına yönelik çalışmalarımızı yürüteceğiz.
İstanbul gerek özel gerekse genel yönetim modelleriyle klasik yöntemlerle, kurallar
içinde yönetilemeyecek bir şehirdir. İstanbul mevcut kurallarla, yönetim anlayışıyla
yönetilemeyecek büyüklüğe erişti. Aş, iş, turizm bütün sorunlar buna bağlı.
ONUR ÖYMEN
Kuşkusuz dış politikada ve Avrupa Birliği hususunda atılacak adımlara destek
olacağız. Kıbrıs gibi konularda atılacak adımlarda destek olacağız. Türkiye’nin
çıkarlarına hizmet etmeyen zarara verecek adımlar atılırsa tepkimizi vereceğiz.
İstanbul için 10 büyük proje var, hayata geçirmeye çalışacağız.
Anlamlı buluşma
Geçen sayımızda görmeyen
17 yaşındaki Tuğba Kocacenk’in hikayesine yer vermiştik. Üniversite sınavlarına
hazırlanan ve lisede okuyan Tuğba, kendisi gibi görmeyen Lokman Ayva ile buluştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ile Tuğba’yı buluşturan Gazete Beşiktaş,
görme engellilerin sorunlarını masaya yatırdı. Sıcak bir sohbet şeklinde geçen
görüşmede Tuğba Kocacenk’in dertlerini paylaştığı Lokman Ayva, konulara olan
sıcak yaklaşımını ortaya koydu.
Başka bir gelişme ise, önümüzdeki günlerde engelliler için amaçlanan bir danışma
merkezinin olması söz konusu. Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Koordinasyon Merkezi’nde
yöneticilik yapan Ayva, vazgeçmeden çalışmaya devam etmenin önemine değinirken
birlikteliğin, dayanışmanın ve mücadele kavramlarının da altını çizdi.
Kocacenk ailesi, engellilerin yapmak istedikleri konusunda nereye başvurup neler
yapabileceklerini bilemediklerini vurguladı. Bunun üzerine Lokman Ayva, bir
çok konuda eksiğin olduğu ülkemizde bu konudaki eksiklerinde gözden geçirildiğini
belirtti.
Eğitim sisteminin çürümüş yanları olduğunu söyleyen Ayva, görme engellilerin
şekil muaflığından dolayı sosyal alandan başka bir alanda okuyamadığını söyledi.
Bu konuda bakış açının büyük bir rol oynadığını belirtti. Eğitim sistemi içerisinde
engelliye bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Ayva, şunları söyledi:
“Bir sene önce görmeyen birisi milletvekili olacak desen kimse inanmazdı. Demek
ki dünya değişecek yani değişiyor. Amerika’da okuyan görme engelliler var. Kimya,
biyoloji... Kimya ve biyoloji bana çok ilginç geliyordu mesela ama yapıyor insanlar.
Hatta yedi yüzyıllı yıllarda fizik profesörleri vardı matematik profesörleri
vardı. Elbette ki şu anki durumda öğretmenlerin ve eğitim sisteminin çok büyük
bir etkisi var. Ancak şu da önemli, oradaki etki şu; Tuğba’nın kendi hakkında
karar verecek olması. Ne yapacağına karar vererek hareket edilmeli. Belki liseye
kaydederken de zorluk çıkarmış olabilirler. Ama Tuğba kararlı olduğu için, ailesi
de desteklediği için liseye girmeyi başardı”
Bu durumda olan insanlar dayatmayla mı kararlarını gerçekleştirmeliler?
Olmamalı. Bu sadece benim, senin, Tuğba’nın sorunu değil, Türkiye’nin sorunu.
Düşünün ki, lisede son üç ayda çocuklar hangi mesleği gideceklerine karar veriyorlar.
Ben de valilik zoruyla gittim. Biz ne çocuğumuzu zorla soktuğumuzu biliriz,
okulu birincilikle bitirdi. Sonra öğrencilerinden. gurur duydular. En yüksek
bölümleri bu öğrenciler başardı ve okulun da gururu oldular. Ama başlangıçta
kabul etmeme durumları yazık ki yaşanıyor, ancak bu bir süreç.
Santral memurluğunda kontenjan sorunları yaşanırken yöneticilik yapmayı istediniz
ve işletme okudunuz. Bu konuda bugüne kadar ki mücadelenizden bahseder misiniz?
Elbette. Konya’da 1966 yılında Doğarhisar Başköy kasabasında doğdum. Fakir bir
aileydik. Çocukluğum, gayet mütevazı şartlar içerisinde geçti. Benim hatırladığım
bahçemiz vardı. Orada oynardık. Babam işçiydi. Devlet Su İşleri’nde odacıydı.
Ben gözlerimi 11 yaşında kaybettim. İlkokula 7 yaşında başladım, sorun yoktu.
Son sınıfa geldiğimde 23 Nisan akşamı başlayan bir hastalıkla, menenjit sonrası
gözlerimi kaybettim. Tabi, 5 yıl kadar evde kaldım. Herhangi bir şeyle uğraşamadım.
Acı günlerdi. Çünkü hiçbir hayaliniz yok, hayal kuramıyorsunuz... Neyin hayalini
kuracaksın ki? Okuyabileceğini bilmiyorsun, inanmıyorsun. ‘Kör bir adam nasıl
okuyacak’ Olmayacak zannediyorsun. Çalışma zaten görmeyen birine kim ne iş versin
ki... Öyle düşünüyorsun sadece kendini potansiyel bir dilenci olarak görüyorsun.
Askerlik, Anadolu şartları içerisinde önemlidir. Askere gidecek oğlum, döndüğünde
evlenip yuva kurmasını istemek gibi beklentiler vardır. Onlar da yok, evlilik
yuva kurma düşünülemiyor bile. Şu an evli ve 2 erkek çocuğu babasıyım. Ancak,
o anki mantığınızı aşıp durumunuzu zorlamanız gerekli.
Buhrandan nasıl çıktınız?
O dönemlerde sürekli radyo dinlerdim. O esnada Ankara Radyosu’na yazdım. Kabartma
yazı kurslarının olduğunu öğrenmiştim ve okumak istiyordum. Nasıl faydalanacağım
hususunda yazmıştım. Kurslarla ilgili bir program yaptılar. O programda adres
verdiler, ailemden gizli olarak başvurdum. Oradan Türkiye Körler Vakfına başvurdum.
Aydınlık Evler Körler İlkokuluna başvurdum. Ardından Ankara Beşevler Körler
İlkokulu’nda o yıl kursumun açılacağını söylediler. Mektubumu oraya göndermişler
ve bana bir davet mektubu geldi. Mektubu gösterdim babama. Gittik, ve öylelikle
başladık bu işe. Çok stres yaşadım ama istediğimden vazgeçmedim. Mücadele gücünü
bularak bunalım hayattan kurtuldum. Moral çok önemli.
Kabartma kitap temini gibi bir sürü araç ve gereçlere ulaşmada ve yapılacaklar
hususunda haberleşme ve bilgi akışı nasıl sağlanacak?
Sosyolojik gelişim süreci içindeyiz. Bu bir gelişim süreci. İnsanlar daha doğal
karşılamaya çalışıyorlar. 20 senede bu noktaya geldik. Örneğin, Türkiye ilk
bilgisayar kullanan kişi oldum. Bu bir anda olabilecek hadise değil ancak bunu
hızlandırmak lazım. Basının ilgisi de bir çözümdür aynı zamanda. Topluma bir
bilgi sunuyoruz. Bakış açısını değiştiriyoruz, zorluyoruz. Diyoruz ki, senin
bildiğin özürlü, dilenci özürlü. Ama senin bildiğinde bir yanlışlık var. Kör
adam milletvekili de olabilir, o zaman işveren de diyecek ki, ben bunu işe almayı
bir düşüneyim diyebilecek.
Ancak hassas bir konu. Bazı ihtiyaçlar da önemli. Süreci bekleyemezsin ki. Bunun
için müşteri hizmetleri gibi bir merkez oluşturmaya çalışacağız. Bir çağrı merkezi.
Arayıp herkes her türlü sorununu danışabileceği bir merkez.
Danışma merkezi bu sorunun çözümlenmesinde ne gibi aşamalar kaydedecek?
Problem, conpact bir çözüm gerektiriyor. İnsanların bakış açısını bir taraftan
değiştirmeye çalışırken bir taraftan çocukların eğitimini iyileştirmemiz lazım.
Bir taraftan eğitimi iyileştirelim derken araç - gereçleri temin etmeniz gerekiyor.
Peki iş bulacak mı? Bunların hepsini düşünüyoruz. Bu sorunların çözümü de o
zaman iç içedir. Bunlar için çok kapsamlı projelerimiz var. İlk etapta bir yıl
içerisinde düşündüğümüz, 168 tane proje var. Bunların bir an önce hayata geçirilmesi
lazım.
Gezici öğretmenlik projenizden söz eder misiniz?
Biz buna kaynaşmış eğitim diyoruz. Engelli bir öğrenci ama normal bir eğitim
görüyor. Burada öğretmen sorunları baş gösteriyor. Aradaki iletişimi sağlayacak
ve neyi nereden temin edileceği hususunda rehber olabilecek bir sistem var.
Hafta bir gün ya da 15 günde bir çocuğun durumuna göre ziyaret ediyor. Öğrenciyi
gerekirse öğretmenlerle konuşuyor gerekirse ders çalıştırıyor. Türkiye sayısız
sorunları var bunlar sadece eğitimle ilgili olanlar. Çift özürlü olanlar var,
onların eğitim yok mesela. Korkunç bir durum.
Dayanışma ve inanç önemli kavramlar. Bunları toplumdaki yerleriyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Vatandaşlarımız cebimize 100 bin lira koymaktansa bize şu soruyu sorsunlar,
en son hangi kitabı okudun? Böylelikle benim bir şeyler yapabileceğime inanıyorsunuz.
Kendimi geliştirebileceğime inanıyorsunuz. Ben de bunu yapabileceğime inanıyorum.
O zaman okumuyorsam bile okumalıyım yani. Ama diğer yönden bakıldığında sen
bunu bile kazanamazsın, sen buna bile muhtaçsın intibası uyanıyor. İnsanın hayatının
toplumun hayatının hareketini değiştiren bir başlangıç, bu dediğim şey.
Üniversiteye girişte sınırlamalar kalkacak mı?
Sınırlamalar kalkacak. Şu bölümü yazamazsın şunu yazarsın diye bir durum ortadan
kalkacak. Başaramazsan atılacaksın. Özürlü olduğu için, inisiyatif olmayacak.
Kendi bilgi düzeyi, yetenekleri insanların sınırlarını belirler. Buna dışarıdan,yapay
sınırlar koyamazsınız.
Umutsuzluk söz konusu olduğunda tavsiyeniz?
Biraz gayret edeceksin, şunu unutmamak lazım tabi. Biz suları tersine akıtmaya
çalışıyoruz.
ÜÇÜNCÜ SAYFA
Kirletmeyin artık şu denizi
Gün geçtikçe kirlenen denizlerin
bir türlü önüne geçilemediğini gören Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu
“iş başa düştü” diyerek, temizlik işçileri ile birlikte adeta bir seferberlik
başlattı. Başkan, denizlerin temizliği için bir çöp toplama motorunun hizmete
sunulduğunu belirtirken, ”vatandaşlardan olumlu tepkiler alıyoruz. İsteğimiz
elbirliği ile denizlerin temizliğine katkı sağlamak”dedi.
Beşiktaş Belediyesi çöp toplama motoru, kıyı şeridi 11 km. olan Beşiktaş ilçesinin
sahilini denizden sürekli olarak temizliyor. Haftanın yedi günü faaliyette olan
çöp toplama motoru, 07.00 ile 17.00 saatleri arasında denize atılan çöpleri
topluyor. Tatil günleri dahil her gün 12 saat denizden çöp toplayan belediyenin
temizlik işçileri, günde 5-6 ton çöpü toplayarak Beşiktaş sahilini temizliyorlar.
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, herkesi doğaya ve çevreye daha duyarlı
olmaları konusunda uyararak, “Biz denizi temizliyoruz. Ancak bu yeterli olmuyor.
Çevre kirliliği konusunda daha bilinçli olmak gerekiyor. Kıyılardan, gemilerden,
yatlardan ve balıkçı motorlarından atılan çöpler denizi sürekli olarak kirletiyor.
Herkes doğaya ve çevreye saygılı olduğu zaman sorun kendiliğinden çözülecektir”
dedi.
Sanatçılar yarışıyor!.
Akatlar Mahallesi’nde ‘Sanatçılar
Parkı’ için sanatı ve sanatçıyı simgeleyen büst, objeler için kollar sıvandı.
Estetik normların yer aldığı ve son dönem sanatçıların yer aldığı park, kırk
sekiz dönümlük bir alandan oluşuyor. Bitki örtüsüyle rahatlık veren park, estetik
unsurların yanı sıra bir dinlenme alanı olarak da hizmet verecek. Sanatçılar
Parkı’nda yer alacak heykel, büst ve diğer objeler için Cumhuriyet sonrası kuşağın
sanatçıları yer alacak. Parkta, kimlerin olacağı ise gelen önerilerle belirleniyor.
Beşiktaş Belediyesi, Sanatçılar Parkı’ndaki sanatçı büstleri için kararı ilçe
sakinlerine bırakıyor. Oluşturulan anket formuna yedi sanat dalı göz önünde
bulundurularak istenilen sanatçının ismi yazılıyor. Anket neticesinde seçilen
sanatçıların büstleri, Sanatçılar Parkı’nda yer alacak.
Sinema, müzik, resim, heykel, tiyatro, edebiyat, mimari alanındaki önerilerin
yazıldığı formun teslim yerleri şöyle:
Akatlar Kültür Merkezi, Akatlar Mahallesi Muhtarlığı, Etiler Mahallesi Hizmet
Ofisi, Levent Kültür Merkezi, Kültür Mahallesi Muhtarlığı, Konaklar Mahallesi
Hizmet Ofisi, Çilekli Stadı kafetaryası.
Bekart için açık mektup
Beşiktaşlılar için hem kredi kartı hem banka kartı olan Bekart, yoğun ilgi görüyor. Bekart, alışveriş söz konusu olduğunda yurtiçi ve yurtdışı kredili alışveriş, Beşiktaş’ta indirimli ve taksitli alışveriş imkanı sunuyor. Bunun yanı sıra bir çok seçenekleri de beraberinde getirirken Emlak ve Çevre Temizlik vergilerini ödemek için kartla işlem yapmanız yeterli. Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, yoğun ilgi gören Bekart’ın daha iyi tanınması için açık mektupla açıklamada bulundu. Beşiktaş için gerek bankacılık gerek alışveriş gerek vergi ödeme için kolaylaştırıcı bir hizmet olan Bekart’ın özelliklerini şöyle anlattı: “Bugün sizinle yeni bir mutluluğu paylaşmak istedim. Beşiktaş ilçesine belediye başkanı adayı olduğumdan bugüne geçen 3 seneye gurur duyacağımız pek çok çalışmayı sığdırdık. Beşiktaşlılar için çalışırken hedefimiz yaşam kalitesi yükselmiş bir Beşiktaş’a sahip olabilmek ve seçimden önce sizlerle imzaladığım Beşiktaş Hizmet Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirebilmekti. Ve bugün Beşiktaşlılar için çok mutlu bir gün. Çünkü 3 yıldır çalışmalarını sürdürdüğümüz ayrıcalıklı yaşam kartı Bekart, Beşiktaşlının hizmetine giriyor. Bekart Beşiktaş Belediyesi’nin Beşiktaşlılara sunduğu uluslararası VISA amblemli bir kredi kartı olup Finansbank’la ortaklaşa geliştirilmiştir. Beşiktaşlılar Bekart sayesinde; Emlak ve Çevre Temizlik vergilerini belediyeye gelmeden otomatik ödeme talimatıyla ödeyebilecekler. Yurt içinde ve yurtdışında VISA amblemli her noktada kredili alışveriş yapabilecekler. Beşiktaş’ta yaşamanın ayrıcalığı ile ilçede indirimli alışveriş ve taksitli alışveriş imkanına sahip olabileceklerdir. Ayrıcalıklı hizmeti hak eden siz değerli Beşiktaşlılar, bu kart sayesinde her yerde alışveriş ve nakit kredi imkanı, kazanılan puanların harcamaya dönüşmesi, hem kredi kartı hem banka kartı, kolayca geri ödeme imkanı, sosyal ayrıcalıklar, ek kart avantajları, her şekilde kolay iletişim, acil kart yenileme ve nakit kredi imkanı, kayıp ve çalıntı sigortası, ücretsiz internet erişimine de sahip olabileceklerdir. Beşiktaş Belediyesi Bekart sahibi olmak için Finansbank Telefon Bankacılığı’nı 444 0 900’den aramanız veya Finansbank şubelerine müracaat etmeniz yeterli olacaktır. Türkiye’de ilk olan bu uygulamanın Beşiktaşlılara hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederim.”
DÖRDÜNCÜ SAYFA
Yeni yıla umutla giriyorlar
Yeni yılın gelişiyle birlikte
umutlar, beklentilerde kapımıza yığıldı. Levent’ten Ortaköy’e Gayrettepe’den
Beşiktaş’ın merkezindeki bir çok semt sakinine sorduk:
‘Yeni yılda ne bekliyorsunuz?’ Karamsarlıktan iyimser bakış açısına kadar bir
çok yanıt aldık. Peki ya siz?
Ahmet Karakeçeli
45 yaşında, evli, 3 çocuk babası, Beşiktaş
Tek başına iktidar olduğu için yeni hükümetle daha iyi olacak. Genel başkanın
aslında başbakan olması gerekiyor. Bu konuda bir beklentim var. Şahsıma yönelik
beklentilerim de var elbette. Parasal yani maddi bakımdan... Toplum açısından
ise, her yeni gelişmede toplumun bu sistem içerisindeki varlığı devam edecektir.
Hiçbir şekilde hiç kimse bu sistemi değiştiremez. Toplumun ezilmesini değiştiremezler
ama iyi olacak diye düşünüyoruz. İşler açılabilir diye düşünmüyorum, bu şekilde
olduğu gibi devam eder, daha kötüye gitmez. Üç çocuğumun üçü de okuyor emekli
maaşım da var. Biraz oradan biraz buradan idare ediyoruz. Ancak, boş durmuyoruz.
Daha iyi olması için çalışıyoruz.
Necmi Mürtezaoğlu, 57 yaşında-emekli, Beşiktaş
Benim yeni yıldan ve yeni yılın gelişiyle birlikte bu hükümetten beklentilerim
iyi olacağına yönelik. Aması yok, beklediğimiz bu... İşlerin açılması, durgunluğun
giderilmesi ve hareketliliğin gelmesni istiyorum.Ben emekliyim. Emekli olanların
koşullarını, zorluklarını biliyorum. Emeklilik refah payının yükselmesini istiyoruz
ve beklentimiz de var. Bir tane oğlum var, o da okuyor. Henüz ufak, 12 yaşında.
Geleceğe yönelik düşünceleri var, doktor olmak istiyor. Onun geleceğini için
en büyük umutlarımız, dileklerimiz. Onun istediğini okuyabildiği, eğitimde fırsatların
olduğu bir yarın, zorlukları göğüslememiz için güç verecektir.
Mikhail Güzel, 25 yaşında-esnaf, Beşiktaş
Yeni yılın öncelikle Türkiye’miz için daha sonra bütün dünya ülkeleri için sağlık,
mutluluk ve barış içinde geçmesini temenni ederim. Temenniden öteye bir şey
söyleyemeyiz. Kişisel projelerimiz var ama yeni hükümete bağlı olarak projelerin
hayata geçirilmesi hususunda ona göre aşama kaydedeceğiz. Başka bir deyişle,
yeni hükümetin başarılı olması durumunda biz ve bizim gibi esnaflarda başarılı
olacaktır. 2003 yılının başından bu yana bu denklemin nasıl bir sonuca ulaştığını
göreceğiz. Elbette ümit var. Beklentilere gelince, medyanın bu konuda yıkıcı
değil yapıcı olmasını diliyoruz. ‘Sol, Sağ, Laiklik’ karmaşasından ziyade belli
bir istikrar için tüm birimler, tüm alanlar birlikte hareket etmeli ki, kalkınalım.
Atilla Bektaş, 39 yaşında-esnaf, Ortaköy
Yeni yıldan hiçbir şey beklemiyorum. Karamsarım. Sözünü ettiğim, her şeyi oluruna
bırakmış durumda olmak değil. Bu durumdan da kolaylıkla çıkılabileceğini düşünmüyorum.
Ekonomik dengelerin sarsılması bizim de yaşamımızı alt üst etti. Zarar gördük.
Gülçin Batı, 25 yaşında-işçi, Ortaköy
İşlerimizin açılmasını daha iyi olmasını istiyoruz. Tüm çalışanların için çalışma
koşullarının daha iyi olmasını istiyoruz. Ben aileme bakıyorum ve henüz okuyan
bir kardeşim var. Maddi durumdan ötürü ben bir süre eğitimime ara vermek zorunda
kaldım. Koşulların gittikçe zorlaştığı bir dönem ve hakların eritildiği... Tüm
her şey için iyilikler diliyorum.
Tahir Bacı, 40 yaşında, Makro gazete bayi çalışanı, Kuruçeşme
Yani bugün insanlar önünü göremiyor. Ben sadece kendi adıma söylemiyorum yani
toplumdaki durum bu. Kimsenin yarından beklentisi olmadığı gibi kimse ne olacağını
bilemez durumda. Bu ekonomik açıdan da böyle, siyasi açıdan böyle. Bir çok açıdan
baktığınızda bu durum aynı, değişmiyor. Halkın bir ideali olmazsa yöneticilerin
halkı yönetmesi çok kolay oluyor. Zaten sorun buradan kaynaklanıyor. Sorun tek
de değil ki. Sorun demokrasi sorunu, mesleki alanlarında örgütlenememe sorunu...
Zaten biz örgütlü bir toplum olsak ne böyle bir siyasi yapıya maruz kalırız
ne bu kadar sıkıntı çekeriz diye düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse İsveç’in
nüfusu 8 milyon... İsveç’te derneğe kayıtlı 32 milyon insan var. Bu demek oluyor
ki, bir kişi 4 ayrı derneğe kayıt olabiliyor. Türkiye’de bunun zaten önü kapalı.
Türkiye’de sendikaların, derneklerin nasıl işlediği önemli. Kamu sendikaları
emekçilerinin başlarına gelenleri görüyoruz. Türkiye’nin en büyük sorunlarından
biri demokrasi sorunu, insan hakları sorunudur. Bireyin özgür olamama sorununudur.
Birileri gelip birileri gidiyor. Değişen bir şey yok. Ülkede yönetenler zaman
zaman değişti ancak ortada bir şey yok. Bu da halkımızın elinde. Ama bu akşamdan
sabaha değişecek bir şey de değil. Uzun bir süreç alacak. Bu halk, istediği
insanları bir gün veyahut kendisi seçecektir ve yönetecektir diye düşünüyorum.
Şükrü Akgök, 43 yaşında-memur, Kuruçeşme
Yeni yılda hükümetten beklentilerimiz var. İktidara gelen partinin genel başkanı,
İstanbul’u devralmıştı zaman içinde canlandırdı. Ayağa kaldırdı ve koşturdu.
Büyükşehir Belediyesi’nde yirmi senedir çalışmışlığım var. İstanbul’u canlandıracağına
su sorunu olsun kavşaklar yol ulaşım ve bir çok yatırım alanında iyi işler yapılabilir
mi, bu bende bir soru işaretiydi. Ben açıkçası pek inandırıcı bulmuyordum ama
başardı. Bir çok işe imza atıldı. Dürüst çalışıldı. En ufak işçisine kadar iniyordu
hal hatır soruyordu kişileri ayırmıyordu. İstanbul’u nasıl düzelttiyse Türkiye’yi
de eskilerden çok daha iyi bir yere getireceğine inanıyorum. Böyle bir beklentim
var.
Leyla Ülker, Gayrettepe
Ne olacağını göreceğiz. Yeni yılın iyi olacağını umut ediyoruz. Her şey için
çok erken. Umut elbette var, umutsuz olmaz. Kendimiz için değil de, çocuklarımızın
geleceği için... Bekleyip göreceğiz.
Firaye Ersöz, Levent
Yeni yılda sağlık, mutluluk bekliyoruz. Düzen için ise, neler olacağı konusunda
bir fikir yürütemiyorum, bekliyoruz. Çok da umudumuz var denemez.
Bahar Övünç, 21 yaşında-işçi, Levent
Daha iyi bir iş daha iyi olanaklar bekliyoruz. Umudumuz var, bekliyoruz. Yeni
yılla birlikte geleceğe dair bir çok beklentilerimizi gerçekleştirebileceğimiz
ortamın oluşması için gereken çabayı görmek istiyoruz.
Ebru Ormancı, 17 Yaşında-işçi, Levent
Karamsarlıklar oluyor. Umudum var ile yok arasında. Bekleyip göreceğiz diyorum.
Ümit Devecioğlu, 19 yaşında-işçi, Levent
Ben yakında askere gideceğim. Bir genç olarak geleceği yönelik düşüncelerim,
yapmak istediklerim var. Umudum da var. Yeni yılın iyilikler gelmesini ve ideallerimiz
için uygun ortamların oluşması için fırsatların doğmasını ümit ediyorum.
Derya Aygün, 23 yaşında-eczacı, Gayrettepe
Bir esnaf olarak sıkıntılarımızın azalmasını istiyoruz. İş sahalarının açılmasını,
üretim sahasının genişleyerek sorunların çözülmesi için atılım istiyoruz. Ben
yeni yılda, tüm evlenenler için mutluluklar diliyorum. Benim için de bu söz
konusu. Tüm herkese iyilikler getirmesini diliyorum.
Emriye Gülreyik, 22 yaşında-eczacı, Gayrettepe
Yeni yılla birlikte umut ederim ki tüm iyilikler bizimle olur. Çok sıkıntılarımız
var. Düşünülünce, zorlukların aşılması için çaba gerekiyor. Bizim beklentimiz
artık daha fazla sorunların yaşanmaması, sorunların çözülmesi için gerekenin
yapılması ve geç kalınmamasıdır.
Atatürk konulu panel büyük ilgi gördü
Cumhuriyetin kuruluşunun
79. yılına girildiği bu sene içinde Atatürkçü Düşünce Derneği Beşiktaş Şubesi
çalışmalarına devam ediyor. Dernek her yıl olduğu gibi bu yılda çalışmalarını
tüm hızıyla sürdürüyor. Gerek düzenlenen paneller gerek Atatürk kitaplığı genişletilmesi
için çalışmalar birbirini kovalıyor. Yaz dönemi boyunca panellere ara veren
dernek, Cumhuriyetin 79. yılında Küreselleşme Süreci İçinde Türkiye konulu paneli
düzenleyerek etkinlikleri arasına ekledi. Derneğin Kasım ayı itibariyle başlayan
panel çalışmaları tüm hızıyla devam ederken Küreselleşme süreci içinde Türkiye
başlıklı panelle hararetli bir dönemi atlattı.
Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen panel, sıcak konuşmalara sahne oldu. Prof.
Dr. Ahmet Ercan’ın ve Dilek Türker’in katıldığı Cumhuriyetin kuruluşunda küreselleşme
süreci içinde vatandaşlık bilincine değinilirken çeşitli konular da gündeme
geldi. Demokrasi, çağdaşlık, seçim sistemi ve propaganda kavramlarının hararetli
konuşmalara neden olduğu panel, Atatürkçü Düşünce Derneği Beşiktaş İlçe Başkanı
Uğur Seten’in konuşmasıyla sona erdi.
Panelin sona ermesinin ardından Cumhuriyetin kuruluşunun 79. yılı kutlamaları
etkinlikleri çerçevesinde ödül törenine geçildi. Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf
Namoğlu, Uğur Seten’in elinden plaketini aldı.
Muhtarların Sesi
Kapalı otopark gerekiyor
Bizim en büyük sorunumuz kapalı bir otoparkın olmayışı. Özellikle metronun yapılışından
sonra Etiler’den olsun, Sarıyer’den olsun gelen vatandaşlar, arabalarını mahallemize
parkedip ulaşım için metroyu kullanıyorlar. Bu nedenle parkedilen araçlar yolu
tıkıyor. Ayrıca bölgemizde araba hırsızlığı had safhada. Eğer mahallemize kapalı
bir otopark yapılırsa bu sorunun da önüne geçilmiş olunur. Ayrıca ring sefer
yapan mini otobüsler de yapılsa metroya ulaşımı sağlar.
Oya Çolpan-Konaklar Mahallesi
Otobüsümüzü istiyoruz
25 yıldan beri kullandığımız Ulus- Taksim otobüsünün kaldırılması vatandaşlarımızı
çok zor durumda bıraktı. Ortaköy’den kalkan Taksim-Şişli otobüsü ring yapıyor.
Ancak her 15 dakikada bir geçeceği söylenen otobüs, vatandaşların söylediği
kadarıyla 40-45 dakika boyunca gelmiyor. İETT Genel Müdürlüğü’ne talebimizi
ilettik. Ancak hizmetin bu şekilde daha iyi olduğu cevabını aldık. Biz 59U otobüsümüzü
geri istiyoruz. Bir başka talebimiz de elektrik hatlarının yer altına alınmasıdır.
Belediye ve TEK’e başvurduk. Ancak 3-4 sene geçmesine rağmen bir çalışma göremedik.
Kadir Gedik-Ulus Mahallesi
Beşiktaşımızı temiz tutalım
Ben Beşiktaşlılara ilçelerini temiz tutmaları çağrısı yapıyorum. İnsanlarımız
elindeki çöpü yere ya da denize atıyor. Herkes evinin önünü temizlese belediyenin
temizlik görevlilerine gerek kalmaz. Önemli olan sokakların temizlenmesinin
yanında temiz kalmasıdır. Bu özeni gösterelim. Beşiktaşımızı temiz tutalım.
Hepimiz çevre bilincine sahip olmalıyız.
Sabit Akgün-Mecidiye Mahallesi
Sinyalizasyon istiyoruz
Nüshetiye Caddesi ile Deryadil Sokak ve yine Nüshetiye Caddesi ile Hüsrev Gerede
Caddesi’nin kesiştiği kavşaklarda, sinyalizasyon koyulması talebimiz vardı.
Talebimiz kabul edilmişti. Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü ihale kapsamına alındığını
ve şu anda proje çalışmalarına devam edildiğini söylediğinden bu yana 1,5- 2
sene geçti. Bu kavşaklarda yaya trafiği çok yoğun olduğundan can ve mal kaybı
oluyor. Bir an önce bu sorunumuzun çözüme ulaştırılmasını istiyoruz.
Cengiz Hacıömeroğlu-Muradiye Mah.
Çalışmalardan memnunuz
Sokak lambalarımız sık sık değiştiriliyor. Asfaltlarımız yapıldı. Temizlik çalışmaları
düzenli bir şekilde devam ediyor. Belediyenin Fen İşleri ızgaraları temizledi.
Ancak Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nden bir ricamız var. Budama mevsimi yaklaştı.
Parklar ve sokakların yıllık bakımları yapılırsa çok daha iyi olur.
Edip Umar-Nispetiye Mahallesi
Çevre bilinci oluşturulmalı
Temizlik konusunda sıkıntımız yok. Ancak her şeyi belediyeden beklememeliyiz.
Vatandaş olarak çevre bilincine sahip olmalıyız. Çöpleri çöp bidonlarına atmalıyız.
Çöp bidonu yoksa çöplerimizi kalın naylon torbalara koyup atmalıyız. Sürekli
bozulan sokak lambalarımız da sorun yaratıyor. TEK’e sorunumuzu iletiyoruz.
Kalitesiz olduğundan mı bilmiyorum. Sokak lambalarının altyapısı bozuk diyorlar.
Ayrıca hala paslı direkler var.
Özden Gönül-Gayrettepe Mahallesi
Kazı çalışmaları bitmek
bilmiyor
Ihlamur Caddesi’nde kazı çalışmaları hala devam ediyor. Ne zaman bitirileceğini
de bilmiyoruz. Artık kış gelmeden bitirilmesi gerekiyor. Yoksa bir yağmur yağdığında
yollar yine çamur içinde kalacak. Olan yine vatandaşa olacak.
Ahmet Bayraktar-Türkali Mahallesi
BEŞİNCİ SAYFA
Anlamlı buluşma
Geçen sayımızda görmeyen
17 yaşındaki Tuğba Kocacenk’in hikayesine yer vermiştik. Üniversite sınavlarına
hazırlanan ve lisede okuyan Tuğba, kendisi gibi görmeyen Lokman Ayva ile buluştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ile Tuğba’yı buluşturan Gazete Beşiktaş,
görme engellilerin sorunlarını masaya yatırdı. Sıcak bir sohbet şeklinde geçen
görüşmede Tuğba Kocacenk’in dertlerini paylaştığı Lokman Ayva, konulara olan
sıcak yaklaşımını ortaya koydu.
Başka bir gelişme ise, önümüzdeki günlerde engelliler için amaçlanan bir danışma
merkezinin olması söz konusu. Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Koordinasyon Merkezi’nde
yöneticilik yapan Ayva, vazgeçmeden çalışmaya devam etmenin önemine değinirken
birlikteliğin, dayanışmanın ve mücadele kavramlarının da altını çizdi.
Kocacenk ailesi, engellilerin yapmak istedikleri konusunda nereye başvurup neler
yapabileceklerini bilemediklerini vurguladı. Bunun üzerine Lokman Ayva, bir
çok konuda eksiğin olduğu ülkemizde bu konudaki eksiklerinde gözden geçirildiğini
belirtti.
Eğitim sisteminin çürümüş yanları olduğunu söyleyen Ayva, görme engellilerin
şekil muaflığından dolayı sosyal alandan başka bir alanda okuyamadığını söyledi.
Bu konuda bakış açının büyük bir rol oynadığını belirtti. Eğitim sistemi içerisinde
engelliye bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Ayva, şunları söyledi:
“Bir sene önce görmeyen birisi milletvekili olacak desen kimse inanmazdı. Demek
ki dünya değişecek yani değişiyor. Amerika’da okuyan görme engelliler var. Kimya,
biyoloji... Kimya ve biyoloji bana çok ilginç geliyordu mesela ama yapıyor insanlar.
Hatta yedi yüzyıllı yıllarda fizik profesörleri vardı matematik profesörleri
vardı. Elbette ki şu anki durumda öğretmenlerin ve eğitim sisteminin çok büyük
bir etkisi var. Ancak şu da önemli, oradaki etki şu; Tuğba’nın kendi hakkında
karar verecek olması. Ne yapacağına karar vererek hareket edilmeli. Belki liseye
kaydederken de zorluk çıkarmış olabilirler. Ama Tuğba kararlı olduğu için, ailesi
de desteklediği için liseye girmeyi başardı”
Bu durumda olan insanlar dayatmayla mı kararlarını gerçekleştirmeliler?
Olmamalı. Bu sadece benim, senin, Tuğba’nın sorunu değil, Türkiye’nin sorunu.
Düşünün ki, lisede son üç ayda çocuklar hangi mesleği gideceklerine karar veriyorlar.
Ben de valilik zoruyla gittim. Biz ne çocuğumuzu zorla soktuğumuzu biliriz,
okulu birincilikle bitirdi. Sonra öğrencilerinden. gurur duydular. En yüksek
bölümleri bu öğrenciler başardı ve okulun da gururu oldular. Ama başlangıçta
kabul etmeme durumları yazık ki yaşanıyor, ancak bu bir süreç.
Santral memurluğunda kontenjan sorunları yaşanırken yöneticilik yapmayı istediniz
ve işletme okudunuz. Bu konuda bugüne kadar ki mücadelenizden bahseder misiniz?
Elbette. Konya’da 1966 yılında Doğarhisar Başköy kasabasında doğdum. Fakir bir
aileydik. Çocukluğum, gayet mütevazı şartlar içerisinde geçti. Benim hatırladığım
bahçemiz vardı. Orada oynardık. Babam işçiydi. Devlet Su İşleri’nde odacıydı.
Ben gözlerimi 11 yaşında kaybettim. İlkokula 7 yaşında başladım, sorun yoktu.
Son sınıfa geldiğimde 23 Nisan akşamı başlayan bir hastalıkla, menenjit sonrası
gözlerimi kaybettim. Tabi, 5 yıl kadar evde kaldım. Herhangi bir şeyle uğraşamadım.
Acı günlerdi. Çünkü hiçbir hayaliniz yok, hayal kuramıyorsunuz... Neyin hayalini
kuracaksın ki? Okuyabileceğini bilmiyorsun, inanmıyorsun. ‘Kör bir adam nasıl
okuyacak’ Olmayacak zannediyorsun. Çalışma zaten görmeyen birine kim ne iş versin
ki... Öyle düşünüyorsun sadece kendini potansiyel bir dilenci olarak görüyorsun.
Askerlik, Anadolu şartları içerisinde önemlidir. Askere gidecek oğlum, döndüğünde
evlenip yuva kurmasını istemek gibi beklentiler vardır. Onlar da yok, evlilik
yuva kurma düşünülemiyor bile. Şu an evli ve 2 erkek çocuğu babasıyım. Ancak,
o anki mantığınızı aşıp durumunuzu zorlamanız gerekli.
Buhrandan nasıl çıktınız?
O dönemlerde sürekli radyo dinlerdim. O esnada Ankara Radyosu’na yazdım. Kabartma
yazı kurslarının olduğunu öğrenmiştim ve okumak istiyordum. Nasıl faydalanacağım
hususunda yazmıştım. Kurslarla ilgili bir program yaptılar. O programda adres
verdiler, ailemden gizli olarak başvurdum. Oradan Türkiye Körler Vakfına başvurdum.
Aydınlık Evler Körler İlkokuluna başvurdum. Ardından Ankara Beşevler Körler
İlkokulu’nda o yıl kursumun açılacağını söylediler. Mektubumu oraya göndermişler
ve bana bir davet mektubu geldi. Mektubu gösterdim babama. Gittik, ve öylelikle
başladık bu işe. Çok stres yaşadım ama istediğimden vazgeçmedim. Mücadele gücünü
bularak bunalım hayattan kurtuldum. Moral çok önemli.
Kabartma kitap temini gibi bir sürü araç ve gereçlere ulaşmada ve yapılacaklar
hususunda haberleşme ve bilgi akışı nasıl sağlanacak?
Sosyolojik gelişim süreci içindeyiz. Bu bir gelişim süreci. İnsanlar daha doğal
karşılamaya çalışıyorlar. 20 senede bu noktaya geldik. Örneğin, Türkiye ilk
bilgisayar kullanan kişi oldum. Bu bir anda olabilecek hadise değil ancak bunu
hızlandırmak lazım. Basının ilgisi de bir çözümdür aynı zamanda. Topluma bir
bilgi sunuyoruz. Bakış açısını değiştiriyoruz, zorluyoruz. Diyoruz ki, senin
bildiğin özürlü, dilenci özürlü. Ama senin bildiğinde bir yanlışlık var. Kör
adam milletvekili de olabilir, o zaman işveren de diyecek ki, ben bunu işe almayı
bir düşüneyim diyebilecek.
Ancak hassas bir konu. Bazı ihtiyaçlar da önemli. Süreci bekleyemezsin ki. Bunun
için müşteri hizmetleri gibi bir merkez oluşturmaya çalışacağız. Bir çağrı merkezi.
Arayıp herkes her türlü sorununu danışabileceği bir merkez.
Danışma merkezi bu sorunun çözümlenmesinde ne gibi aşamalar kaydedecek?
Problem, conpact bir çözüm gerektiriyor. İnsanların bakış açısını bir taraftan
değiştirmeye çalışırken bir taraftan çocukların eğitimini iyileştirmemiz lazım.
Bir taraftan eğitimi iyileştirelim derken araç - gereçleri temin etmeniz gerekiyor.
Peki iş bulacak mı? Bunların hepsini düşünüyoruz. Bu sorunların çözümü de o
zaman iç içedir. Bunlar için çok kapsamlı projelerimiz var. İlk etapta bir yıl
içerisinde düşündüğümüz, 168 tane proje var. Bunların bir an önce hayata geçirilmesi
lazım.
Gezici öğretmenlik projenizden söz eder misiniz?
Biz buna kaynaşmış eğitim diyoruz. Engelli bir öğrenci ama normal bir eğitim
görüyor. Burada öğretmen sorunları baş gösteriyor. Aradaki iletişimi sağlayacak
ve neyi nereden temin edileceği hususunda rehber olabilecek bir sistem var.
Hafta bir gün ya da 15 günde bir çocuğun durumuna göre ziyaret ediyor. Öğrenciyi
gerekirse öğretmenlerle konuşuyor gerekirse ders çalıştırıyor. Türkiye sayısız
sorunları var bunlar sadece eğitimle ilgili olanlar. Çift özürlü olanlar var,
onların eğitim yok mesela. Korkunç bir durum.
Dayanışma ve inanç önemli kavramlar. Bunları toplumdaki yerleriyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Vatandaşlarımız cebimize 100 bin lira koymaktansa bize şu soruyu sorsunlar,
en son hangi kitabı okudun? Böylelikle benim bir şeyler yapabileceğime inanıyorsunuz.
Kendimi geliştirebileceğime inanıyorsunuz. Ben de bunu yapabileceğime inanıyorum.
O zaman okumuyorsam bile okumalıyım yani. Ama diğer yönden bakıldığında sen
bunu bile kazanamazsın, sen buna bile muhtaçsın intibası uyanıyor. İnsanın hayatının
toplumun hayatının hareketini değiştiren bir başlangıç, bu dediğim şey.
Üniversiteye girişte sınırlamalar kalkacak mı?
Sınırlamalar kalkacak. Şu bölümü yazamazsın şunu yazarsın diye bir durum ortadan
kalkacak. Başaramazsan atılacaksın. Özürlü olduğu için, inisiyatif olmayacak.
Kendi bilgi düzeyi, yetenekleri insanların sınırlarını belirler. Buna dışarıdan,yapay
sınırlar koyamazsınız.
Umutsuzluk söz konusu olduğunda tavsiyeniz?
Biraz gayret edeceksin, şunu unutmamak lazım tabi. Biz suları tersine akıtmaya
çalışıyoruz.
Yayınımız ses getirdi Show
TV’ye çıktı
Geçen sayımızda görme engelli Tuğba Kocacenk’in küçük yaşına rağmen verdiği
yaşam mücadelesine ve başarı öyküsüne yer vermiştik. ‘Gözleri Görmüyor Yine
de Umut Dolu’ adlı yayınımızın ardından 17 yaşındaki Tuğba, ailesi ve psikologu
Hale Gedikoğlu ile Show Tv Kadınca Programına konuk oldu. Üniversite sınavlarına
hazırlanan Tuğba Kocacenk, programda şekil muafı olmasına rağmen idealleri için
mücadelesini programda ifade etti.
‘İnsan istediği zaman her şey olur’ diyerek kendine duyduğu inancına dile getirirken
dayanışmanın ve birlikteliğinde bu konuda önemli olduğuna değindi. Tuğba Kocacenk
ve ailesi çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hayatında gözlerini yitirdiği
yaşından okumak isteğine kadar bir çok konuda kendinden söz etti.
Sivil savunma hazır
Beşiktaş ilçesinde gönüllülerin
ve çoğunu üniversiteli gençlerin oluşturduğu sivil savunma çalışmaları adından
söz ettiriyor. Uzman bir kadro ile birlikte çalışan katılımcılar, sivil savunma
konusunda gerekli programa tabi tutuluyor. Yoğun bir süreçten sonra teorik bilgileri
uygulamalı çalışmalarla pekiştiren grup, olası bir durumda ilk müdahaleyi yapabilecek
konuma geliyor. Gönüllü kuruluşlar arasında iyi bir çalışma temposuyla dikkat
çeken Sivil Savunma Teşkilatı çalışmaları için Kaymakam Mehmet Emin Avcı, şunları
söylüyor:
“Sivil Savunma Konusunda, çalışan arkadaşlarımız alanlarında uzmanlaşmış çekirdek
bir kadrodan oluşuyor. Teşkilatta, deprem ve diğer doğal afetler söz konusu
olduğunda temel kuralları ve ilk yardımı mutlaka görüyorsunuz. Bu da size öncelikli
olarak bulunduğunuz durumu tespit etmede kolaylık sağlıyor.”
Birey, bu güveni kazandıktan sonra ilk müdahaleyi kendine ve çevresine uygulayabilecek
konuma geliyor.
Teşkilatta, haberleşmenin önemine değinen Avcı, tüm birimler arasında mevcut
haberleşme sisteminin olduğunu vurguladı. Nöbet sistemi ile teşkilattaki çalışmaların
düzenli ve disipline bir şekilde yürütüldüğünü belirten Avcı, şöyle devam ediyor:
“Haberleşme çok önemli. Tüm birimler arasında bu mevcuttur. Katılımcılar amatör
olarak başladıkları çalışma düzeninde nöbet sistemi işlemektedir. Afet Eğitim
Merkezi’nde 24 saat bekliyorlar. Türkiye’nin her tarafıyla konuşabilecek hem
telefon ağımız var hem haberleşme ağımız var. Uzman kadro ile çalışılıyor ve
katılımcılar yetiştiriliyor ve çalışmalara katılarak nitelikli birer gönüllüler
grubunu oluşturuyorlar. Eğitim seminerleri programlı bir şekilde veriliyor”
Şu ana kadar uygulanan eğitim programlarına katılanların sayısı yaklaşık 4 bin
kişiyi buluyor.
Çocuklara kol kanat gerdiler
Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü
Çocuk Şube, yenilenen haliyle Arnavutköy’de hizmete devam ediyor. Emniyette
çocukların yerleşik bir düzen içinde bulunması hedefleyen düşünce, hayata geçiriliyor.
Geniş ortamında farklı çizgi oluşturan şube, çocukları da rahatlatıyor.
Arnavutköy semt karakolunun arka kısmında yer alan şube, yeni çehresiyle çalışmalarını
sürdürüyor. Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü Hasan Türk, yeni yerlerinde çocukların
rahat bir ortamda olmasının önemine değiniyor. Çalışmaları Müdür Serdar Akgün
ve ekibinin çalışmaları yürüttüğü Çocuk Şubede, ranzalı yatak, genç işi mobilyalar,
bebekler, oyuncaklar, çocuklar ve gençler için kitaplar bulunuyor. Çocuk şubeye
getirilen çocuklar, rengarenk nevresimli ranza şeklindeki yataklarda kendilerine
ayrılmış odalarında sabahlıyorlar.
Şubeye en çok evden kaçan, aileleriyle sorun yaşayan çocukların yolları düşüyor.
Suçlu çocuklar için adli makamlara sevk konusunda, yaş durumları belirleyici.
Çocuk Şubeye gelen her çocuk adli makamlara sevk edilmiyor. 12 yaşından küçük
olan çocuklar ailelerine teslim ediliyor. 17 ve üstü yaşlardaki çocuklarsa savcılığa
sevk ediliyor. Emniyette ifadesi alınan çocuğun şubeye sevk edilmesinden sonra
yapılacak pek fazla bir şey kalmıyor. Çocuk şubede görevli olanlar, tiner kullanan
çocuklardan sokak çocuklarına suç işleyen çocuklara kadar bir çok konu ile karşılaşılıyor.
Meydana gelen her olayın istatistiksel raporu tutuluyor ve Devlet İstatistik
Enstitüsü’ne bildiriliyor.
Çocuk Şube Müdürlüğü’nce evden kaçan çocuk ve çocuklar için şunları söylüyor:
“Evden kaçan çocuklar şubeye geldiklerinde, ailelerine ulaşmak için uğraşıyoruz.
Bununla birlikte çocuğun evden kaçmasına neden olan sıkıntıları, sorunları paylaşmaya
çalışıyoruz. Çocuk uzak kaldığı evinde sivil polislerin bulunduğu çocuk şube
bürosunda da bir nebze rahatlamış oluyor. Çocuk Şubelerin görünümü, çocukların
ürkmesini izin vermeyecek şekildedir. Çocuğun tedirginliği kapılmadan bulunduğu
ortamda rahatlığını öncelikli tutan bir anlayış hakim.”
Suç işleyen çocukların çoğunun ailelerinin zoruyla suça yöneldiklerini söyleyen
Çocuk Şube Müdürlüğü, ekonomik çıkmazı gözler önüne seriyor. Bununla birlikte,
suça yönelen çocuk, eğitimsizlikten ve yeterli bilinç yerleşemediğinden ötürü
suç işleyebiliyor.
Arnavutköy Karakolu
Çocuk Şube: 263 60 07
Okullardan çevre atağı
Beşiktaş Kaymakamlığı’nda,
İstanbul Valiliği’nin “Okullarda Çevre Eğitimi ve Uygulama Projesi”nin ilçede
daha etkin yürütülebilmesi için İlçe Çalışma Komitesi üyeleri toplandı. Toplantıya
İlçe Mili Eğitim Müdürü Mustafa Göller, Sağlık Grup Başkanı Ufuk Demiralp, Tema
Vakfı Eğitim Bölümü Başkanı Celal Ergün ve Greenpeace Akdeniz Bölgesi Temsilcisi
Erol Scott katıldı.
Toplantıda okullarda çevre bilincini geliştirmek için öneriler dile getirildi.
Ufuk Demiralp, projenin bir yıldır sürdüğünü belirterek, Beşiktaş’ta daha etkin
hale getirilmesi gerektiğini açıkladı. Yapılan toplantıda eğitim için seminerler
düzenlenmesi, öğrencilerin katılacağı çevre şenliği, çevre yürüyüşü, çevre temizliği
gibi etkinlikler yapılması kararı alındı. Alınan ortak karar doğrultusunda Mustafa
Göller, okullarda nasıl bir yöntemin uygulanacağını şu şekilde belirtti: “Öncelikle
her okulda gönüllü bir ya da iki öğretmen seçilecek. Onlar çevre örgütlerinden
çevre eğitimi aldıktan sonra diğer öğretmenleri bilgilendirecek. Sonunda çevre
konusunda bilgilenen öğretmenler, öğrencilerini bilinçlendirecekler.”
Çevre eğitimi, öğretmenlere Greenpeace ve Tema Vakfı’nın eğitimcileri tarafından
verilecek. Çevre eğitimini alan öğrenciler, çevre denetimleri yapabilecekler.
Gönüllü öğrenciler bu denetimlerini küçük gruplar halinde bir öğretmen ya da
çevre gönüllüsü eşliğinde okullarının bulunduğu semtte gerçekleştirebilecekler.
Gördükleri olumsuzlukların giderilmesi için ilgili kişileri uygun bir şekilde
ikaz edip tespit ve ikaz formu düzenleyebilecekleri gibi duruma göre rapor düzenleyerek
ilgili kuruma, belediye veya kaymakamlığa suç duyurusunda da bulunabilecekler.
ALTINCI SAYFA
Bölge milletvekilleri
ilk kez Gazete BEŞİKTAŞ’a konuştu
Seçimin ardından İstanbul
İkinci Bölge Milletvekilleri ile ‘İktidar ve Muhalefet Kesiminin Bakış Açısı’
çerçevesinde bir çok konuyu ele aldık. Üçüncü köprü sorunundan sosyal güvence
ile ilgili merak edilenlere üretim sahasının genişletilmesinden işsizlik sorununa
kadar bir çok konuda milletvekilleri Gazete BEŞİKTAŞ’a ilk demeçlerini verdi.
AKP
MEHMET ALİ ŞAHİN
Beşiktaş, seçim bölgemdedir, tabi ki tanıyorum. AK Parti tek başına iktidara
geldi ve hedefleri vardır. Öncelikli sorunlar, vatandaşın deyimiyle “aş ve iş”tir.
Esnaf ziyareti yaptığımız vatandaşların beklentileri; Türkiye’nin iyi yönetilmesi,
ekonomik sıkıntıların üstesinden gelinmesi, bu sorunların aşılmasıydı. AK Parti
bunu vatandaşın isteklerini en iyi şekilde karşılayacaktır.
Üçüncü köprüye sıcak bakmadığımızı daha önce ifade etmiştik. Bu tür bir ulaşım
sorununun çözümü, tüp geçit tarzında olabilir. Olası bir üçüncü köprü çok gerekiyorsa
yerleşim yeri olmayan bir yerden geçişin sağlanmasından yanayım.
HÜSEYİN KANSU
1950 Fatih doğumluyum. İki dönemdir 2. Bölgeden İstanbul Milletvekiliyim. 1995’te
Refah, 1999’da Faziletten seçildim. Şimdi kurucusu olduğum AK Partiden yine
2. Bölge milletvekiliyim. İstanbul’a Üçüncü Köprü Projesi hakkındaki düşüncem;
üçüncü köprü yerine tüp geçidin gerçekleşmesinden yanayız. Üçüncü Köprü ile,
Karadeniz’e yakın olan ormanların önemli bir bölümü gidecektir. Ben çevreciyim.
Tüp Geçit için gerekli mali kaynaklar var. Süreç içerisinde proje gerçekleşebilecektir.
MUSTAFA BAŞ
Vergi adetleri ve oranları konusunda çalışmalarımız olacak. Oranlar ve adetler
düşürülecektir. Kamu arazilerini belediye, hazine, vakıflar, milli emlak el
birliğiyle değerlendirerek satışa sunmalıdır. Oysa plansız satılmaktadır, rant
olmaktadır. Halbuki hazine, belediye belli oranlarda paylaşabilirler, buna göre
imar planlarını düzenleyerek gelir sağlayabilirler.
Kentin çeşitli sorunlarına çözüm olacak projelerimiz var. Merkezin oluşturduğu
projeler arasında köprü çalışması yer alıyor, metro çalışmaları yer alıyor.
Köprü çalışması veya tüp geçit ulaşımı rahatlatacak projeler arasındadır. Bayındırlık
Bakanlığı tarafından İstanbul milletvekillerine teknik bilgi, brifing verilmesi
sonucunda yeni bir geçişin nasıl olacağına karar verilecektir. İstanbul’da ulaşımın
rahatlaması için yeni bir geçişe ihtiyaç vardır.
Ayrıca şehir hatlarının reform edilmesi lazım. Şehir hatları belediyelere devredilebilir.
Deniz yollarının iyileştirilmesi yapılacak.
HAYATİ YAZICI
Kentleşme sorunu bütün ülkenin problemidir. Çarpıklaşmanın önüne geçilmesinde
en önemli unsur, yerel yönetimleri güçlendirmeden geçiyor. Bu bir kültür ve
eğitim meselesidir. Üç büyük kente göç edilmesinde ekonomik nedenler yatıyor.
Daha iyi yaşama isteği yatıyor. Bu sorunun çözülmesinde hem kaynak hem özerkleşme
açısından yerel yönetimlerinin güçlendirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.
EKREM ERDEM
1969 yılından beri İstanbul’dayım. İstanbul’da en önemli sorun açlık ve işsizlik.
Yerel yönetimleri devreye sokarak mevcut durumdan, Fak-Fuk Fonu’ndan da faydalanarak
yoksul olan kesim için çok geçmeden kısa vadeli tedbirler getireceğiz. İstihdam
alanlarının genişletilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Üretim kapasitesi artırılmalı,
bütün sektörler için bu geçerli. Özellikle inşaat sektörü tüm sektörleri tetikliyor.
Vergi alanında atılım olacak. Gereksiz vergiler var. Vergi oranlarını ve adetlerini
düşüreceğiz. Bunun yanı sıra sosyal güvence takibi açısından bir diğer önemli
konu, isteğe bağlı sigortalının sağlıktan yararlanması üzerine olacaktır. Şehrin
mülkiyet sorunlarına da çözüm bulunacaktır.
DR. ZEYNEP K. USLU
İlginiz için sizi tebrik ediyorum. Böyle bir fırsatı milletvekillerine sunmanız
çok yerinde. Ancak şu anda konuşmayı uygun bulmuyorum. Hükümet kurulsun. Tabir-i
caizse taşlar yerine otursun. Sonra konuşmak daha mantıklı.
NİMET ÇUBUKÇU
12 yıl Beşiktaş Ihlamur’da oturdum. Eşim Beşiktaşlıdır. Ben insan hakları ihlalinin
takipçisiyim. Tek başına kadın haklarına yönelik çalışmalar yapmış biri değilim.
Ancak kadın hakları insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır, bir bütündür.
AKP, AB hedeflerini gerçekleştirme noktasında samimiyeti olan bir partidir.
Ülkenin en önemli problemi işsizlik ve yoksulluk. Biz iktidar partisi olarak
makro ve mikro ekonomi politikaları ürettik. İlk 1 yıl içindeki hedefimiz işsizlik
sorununa çözüm bulmaktır. Yüzde 30’a düşürmeyi amaçlıyoruz.
CHP
MEHMET SEVİGEN
Şu anda çok yoğun bir dönem içerisindeyim. Diğer milletvekili arkadaşlarıma
konuşma fırsatı vermek istiyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
Beşiktaş semti tipik bir İstanbul semti. Diğer semtlere oranla okuma- yazma
oranı yüksek, sanat ve kültüre değer veren bir yerleşim. 12 yıldır İstanbul’da
yaşadığım için Beşiktaş’ı tanıyorum. CHP’nin seçim bildirgesinde belirttiğimiz
gibi işsizlik ve yoksulluğa öncelik veriyoruz. Öncelikle mecliste bunu dile
getireceğiz. Bütün sorun işsizlikte uygulanan yöntem. AKP’nin bu konudaki tavrını
bilemiyoruz. Onların projelerine göre hareket edeceğiz. Yoksulluk konusunda
ise “Aile yardımları sigortası”nı uygulamak amacındayız. Bu sigorta kapsamınca
gelir düzeyi düşük ya da yoksul ailelerin çocuklarının eğitimi sigorta kapsamına
alınacak. Çünkü AB ülkelerinde uygulanıyor. Ayrıca şunu da söylemek isterim
ki; 2. Bölge milletvekilleri olarak bölge sorunlarına daima duyarlı kalacağız.
MEMDUH HACIOĞLU
Ben Gümüşsuyu’nda yaşıyorum. Beşiktaş’a yakın bir bölgedeyim. Biz muhalefet
partisi olarak sadece hükümet icraatlarının doğru olanlarını destekleyebilir
yanlış olanlarını eleştirilebiliriz. Meclisteki iki siyasi parti olarak AB’ye
önem veriyoruz. Ülkenin AB’ye giriş tarihi alabilmesi için çaba göstereceğiz.
AB’ye girersek ülke ekonomisinin önü açılacak. Sosyal ve siyasal değişimin başlangıcı
olacak. Kentleşme sorunu çözülecek. Bu nedenle öncelikli olarak AB’ye giriş
politikası üzerinde yoğunlaşacağız.
ERSİN ARIOĞLU
Biz gölge kabine olarak çalışmalarımızı yürüteceğiz. Öncelikle, kentin güzelleştirilmesi
ve uygar seviyesine getirilmesi konusunda çalışmalar olacak. Kent kültür yaratır,
kültürel konulara önem vereceğiz. Ayrıca ulaşım ve çevre kirlenmesi konusunda
çalışmalarımız olacak.
İstanbul’a üçüncü köprü projesi ise, master planında ele alınması lazım. Maliyeti
düşük olsun diye 1.veya 2. Köprü çevre yollarına bağlayacaklar. Çevre yolu aynı
olduğu müddetçe daha çok tıkanır. Boğazın uçlarına doğru kentin dokusuna zarar
vermeyen çevre yoluyla desteklenen Trakya’ya Avrupa’ya gidecek bir köprü olabilir.
Arnavutköy’ün tarihi dokusuna zarar verilmemeli.
Ayrıca İstanbul için diğer önemli sorun çarpık kentleşme. Yerel yönetimlerin
özerkleşmesiyle bu sorun çözümlenebilir. Şehirler, stratejik planlarla olmalı
nazım planlarıyla değil.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ
Beşiktaş’ı tanıdığımı sanıyorum, o bölgede 15 yıldır politika yapıyorum. Politikada
politikacıların durumunu statüleri belirler. Bir muhalefet partisi olarak rolümüzü
yerine getireceğiz. İlk günlerdeki durumu bizim belirlememizin, yönlendirmemiz
konusu dışında yoğun anayasal tartışmaların gündeme geleceğini düşünüyorum.
Anayasayı kişisel esnetme durumlarına yönelik çalışmalarımızı yürüteceğiz.
İstanbul gerek özel gerekse genel yönetim modelleriyle klasik yöntemlerle, kurallar
içinde yönetilemeyecek bir şehirdir. İstanbul mevcut kurallarla, yönetim anlayışıyla
yönetilemeyecek büyüklüğe erişti. Aş, iş, turizm bütün sorunlar buna bağlı.
ONUR ÖYMEN
Kuşkusuz dış politikada ve Avrupa Birliği hususunda atılacak adımlara destek
olacağız. Kıbrıs gibi konularda atılacak adımlarda destek olacağız. Türkiye’nin
çıkarlarına hizmet etmeyen zarara verecek adımlar atılırsa tepkimizi vereceğiz.
İstanbul için 10 büyük proje var, hayata geçirmeye çalışacağız.
Gül: ‘Başbakan benim, yetkimi kullanırım’
Başbakan Abdullah Gül, Tayyip
Erdoğan’a Başbakanlık yolunun açılması durumunda istifa edip etmeyeceğini “Şu
anda Türkiye’nin başbakanı olarak yetki bende. Demokrasinin eksikliklerini düzeltip
yolumuza devam edeceğiz. Aksi takdirde istifa edecek değilim.” sözleriyle açıkladı.
Gül, öncelikli hedeflerinin ekonomide reformist ve yenilikçi politikalar olduğunu
belirtti. Kıbrıs konusunda BM’nin çözüm raporunu müzakere edeceklerini belirten
Başbakan Gül, raporu inceleyeceklerini belirterek, “Olumlu yaklaşımımız var.
Ama çözüm tatmin edici olmalı” dedi. Öte yandan AK Parti, kurulan hükümetin
hedeflerini belirledi. AKP’nin hazırladığı takvim şöyle:
Reel Sektör: Eximbank’ın imkanları artırılacak. KOBİ’lerin ISO 9000 ve CE kalite
güvence belgeleri almaları ve buna uygun üretim yapmaları teşvik edilecek. KOBİ’lerin
savunma sanayi başta olmak üzere büyük ihalelerden pay almaları sağlanacak.
Sanayi ve ticaretin önündeki bürokratik engeller kaldırılarak, yatırım ortamı
iyileştirilecek. İş kurma ile ilgili tüm bürokratik işlemlerin tamamlanması
yetkisi belediyelere devredilecek.
Sağlık - Sosyal Güvenlik: Emekli Sandığı, SSK; Bağ Kur kaldırılarak Emekli Fon
İdaresi kurulacak. Sağlık Finansman Kurumu oluşturulacak. Devlet hastaneleri
özerkleştirilecek. Devlet İhale Yasası yeniden ele alınarak, aksaklıkları giderilecek.
Memurlar: Devlet memurları için esnek çalışma modeline geçilecek. Kamu personeli
dil sınavı benzeri kamu personeli bilgisayar seviyesi tespit sınavı yapılarak,
bilgi teknolojilerini kullanan memurlara ek ödeme yapılacak.
Sosyal Politika: Yoksul vatandaşlar gelir getiren iş kurabilmeleri için mikro
kredi alabilecek. Şehirden köye dönenlere, yaşamlarını köyde devam ettirmeleri
için özel kredi kolaylığı sağlanacak.
Diğer ekonomik hedefler: Enflasyon 3 yıl içinde tek haneye (yüzde 7) indirilecek.
Kişi başına milli gelir 5 bin 500 dolara yükseltilecek. 3. yılın sonunda büyüme
performansı yüzde 7, işsizlik oranı yüzde 3 olacak.
Başbakan’ın Beşiktaş kadrosu
Beşiktaş taraftarı ve kongre üyesi Başbakan Abdullah Gül, oğlu Mehmet Emre’nin de kendisi gibi siyah-beyazlı takımı tuttuğunu söyledi. Başbakan Abdullah Gül, oğlu Mehmet Emre ile birlikte oluşturduğu ideal Beşiktaş kadrosunun 4-4-2 olduğunu ve şu isimlerden oluştuğunu söyledi: Cordoba-Ali Eren-Ronaldo-Zago-Yasin-Sergen-Tümer-Kaan Dobra-Tayfur-Ahmet Dursun-İlhan Mansız
İstanbul 2. Bölge Milletvekilleri
AKP (13)
Mehmet Ali Şahin, Murat Başesgioğlu, Hüseyin Kansu, Mustafa Baş, Hayati Yazıcı,
Burhan Kuzu, Ekrem Erdem, İbrahim Reyhan Özal, Egemen Bağış, Zeynep Karahan
Uslu, Alaattin Büyükkaya, Recep Koral, Nimet Çubukçu.
CHP (8)
Mehmet Sevigen, Bülent Hasan Tanla, Kemal Kılıçdaroğlu, Memduh Hacıoğlu, Ersin
Arıoğlu, Bihlun Tanaylıgil, Hasan Fehmi Güneş, Onur Öymen.
YEDİNCİ SAYFA
Yeni yılda yeni ceketler
Modası hiç geçmeyen ceketler,
bu kış farklı tarzlarıyla karşımıza çıkıyor. Ceketler, 2003‘te klasik kimliğinden
çıkarak en salaş ve uçuk kıyafetlerle giyilebilecek çizgilere sahip...
Mango, bu kış erkeksi ama dişi bir görünüme bürünmek isteyenlere farklı modellerde
ceketler sunuyor. İster sezonun modası asimetrik kesimlerle isterseniz pantolonla
kullanabileceğiniz ceketlerde ağırlıklı olarak kadife kumaş kullanılmış. Fiyatlar:
96 milyon-133 milyon 900 bin lira.
Diesel’in Avrupa’nın 4 önemli şehrinden esinlenerek hazırladığı kolleksiyonundaki
ceketlerde koleksiyonun tamamında olduğu gibi eski amblemlerle birleştirilmiş
bir stil ve işlemeler göze çarpıyor. Ayrıca klasik erkeksi ceketler kullanılan
kumaşlar ve detaylar sayesinde feminen bir görünüme kavuşturulmuş. Fiyatlar:
150-590 milyon lira
Top Shop’un 2003 Kış Kolleksiyonu’nda bu sezonun en trendy giysilerinden biri
olan blazer’lara da yer verilmiş. Ağırlıklı olarak kadife ve eskitilmiş jean
kumaşının tercih edildiği ceketlerde 80’lerin unisex tarzına gönderme yapılıyor.
Fiyatlar: Jean ceketler 60 milyon liradan, kadife ceketler ise 120 milyon liradan
başlıyor.
Mudo Collection’un “City Teması”nda öne çokan çizgili kumaşlar, Harris tweed
ve fitilli kadife kumaşlar ceketlerde sıkça kullanılmış. Bunun dışında ceketlerin
2 ya da tek düğmeli oluşu dikkat çekiyor. Fiyatlar: Pantolon- ceket 225-295
milyon lira, ceket 139-169 milyon lira.
Derimod’un bu yılın modası olan bele oturan ve western çizgiler taşıyan ceketleri
kış kolleksiyonunda da kullanılmış. Bu kış modasına hakim olan renkli deri,
napa, süet ve güderi değişik renklerde ve özellikle toprak ve kahve tonlarında
oldukça sık kullanılmış. Fiyatlar: 350- 400 milyon lira.
Koton’da ceket boyları değişkenlik gösteriyor. Ceketlerde düz kadife, fitilli
kadife, gabardinin yanı sıra klasik modellerde ağırlıklı olarak wool touch,
goblen ve mekanik türü kumaşlar kullanılmış. Fiyatlar: 59 990 bin-99 milyon
990 bin lira.
Ysatis’te fitilli kadife ceketlerin dışında çizgili kumaşlarla hazırlanan ceketler
de dikkat çekiyor. Ysatis’in kış koleksiyonundaki ceketleri başka kıyafetlerinizle
kombine ederek rahatlıkla kullanabilirsiniz. Fiyatlar: 149- 215 milyon lira.
Park Bravo’da bu kışın yeni trendlerinden biri olan “Avrupa dağ köylüsü” imajını
destekleyen tek ceketlere yer verilmiş. Her tür pantolon veya etekle rahatlıkla
kullanılabilen modellerde genelde yünlü ve sıcak tuşeli ekose ve düz dokulu
kumaşlar tercih edilmiş. Fiyatlar: 139 milyon 900 bin-249 milyon 900 bin lira.
Roman’ın ceketleri genelde klasik çizgi ağırlıklı. Bunun dışında kadife ve deri
kumaşlarda tasarlanan ceketler ise spor çizgiyi tercih edenlere hitap ediyor.
Renklerde ise, siyah, kahve ve lacivert tonları hakim.
‘Abdülhamit’i dedem korudu’
Ortaköy’ün soyu saraya dayanan
eskilerinden Erdoğan Noyan, II. Abdülhamid’in muhafızı olan dedesinin anılarını,
çocukluğunun Ortaköy’ünü ve bayramlarını bizimle paylaştı. Arnavut kökenli olan
Noyan, eskiden Ortaköy’de içme sularının çeşmeden akıtıldığı, Rumlar, Ermeniler
ve Yahudilerle dostluk içinde yaşadıkları yılları özlemle anlattı. Şarkıcılığıyla
tanıdığımız Engin Noyan’ın da babası olan Erdoğan Noyan, dedesiyle ilgili anılarını
“Prizren-Dersaadet” adlı bir kitapta topladı.
Kitap yazmaktaki amacınız neydi ve dedenizle ilgili ne gibi anılar yer alıyor?
Ben aslında ruh ve sinir hastalıkları doktoruyum. Ancak dedemin saray muhafızlığı
nedeniyle o dönem tarihini merak ettim. Elbette ki dedemin anılarını bir kitapta
toplamak istedim. Dedem, Sultan II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı muhafızlığına
getirilen Prizren taburunda mülâzım Abbas Sırrı Nurko’dur. Nurko ismi Arnavutluk’ta
çok yaygın olan Nureddin isminin kısaltılmış olarak kullanılma şeklidir. Prizren
taburu, padişah II. Abdülhamid’in güvenliğini sağlamak için saraya getirilen
bir birlikmiş. Yıldız Sarayı muhafızlığına seçilen Prizren Taburu, 1885 sıralarında
bugün İstanbul Merkez Komutanlığının bulunduğu tarihî Orhaniye Kışlasında görevine
başlamış. Prizren Taburu subayları günümüzde porselen fabrikasının, Malta ve
Çadır Köşkleri’nin giriş kapısının karşısında bulunan ve “Gülistan Yamaçları”
ismiyle anılan, Ortaköy deresine kadar uzanan alanda kendilerine evler satın
almışlardır. Bugün Ortaköy’de Palanga caddesi civarında Fıstıklı Köşk ve Sarıbal
sokaklarında İstanbul’un güzel köşkleri bulunuyordu. Büyükbabam binbaşı Abbas
Sırrı’nın aldığı ev Fıstıklı Köşk sokağı merdivenlerinin başında idi. Sonradan
maalesef ev yandı. Biz de yıllar sonra evi tekrar yaptırdık ve çocuklarımla
oturuyoruz.
Osmanlı’da Arnavutlar nasıl yaşardı? Türk kültürüne ne gibi etkileri oldu?
Arnavutlar, Osmanlı devletinin üst düzeylerinde olduğu kadar, diğer hizmetlerde
de çalışmışlardır. Otuz kadar Arnavut kökenli sadrazam bilinir. Şurayı- Devlet
üyesi, milletvekili, umumi vali, kadı olanlar çoktur. Bu taburun subayları,
erbaşları ve erleri kendilerinden önce de gelmiş bulunan Arnavut gruplarıyla
Ortaköy-Arnavutköy çevresinde ilginç izler bırakarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Bir çeşit düzgün yol yapımı olan ve yanlış olarak “Arnavut Kaldırımı” olarak
anılan yollar, “Arnavut Biberi”, “Arnavut Çileği”, “Arnavut Ciğeri” gibi deyimlerin
belirttiği gibi İstanbul Türkçe’sinde de izler bırakmışlardır.
Her ne kadar daha çok bahçe tarımıyla ilgilenmiş gibi görünürlerse de, üst kültür
taşıyan birçok Kosova kökenli insan yine aynı tarihlerde İstanbul’da yaşamışlardır.
Bunların başında Fraşeri ailesinin üyeleri bir yandan politikada, bir yandan
da dilbiliminde büyük çalışmalar yapmışlardır. Gerçek bir dil bilgini olan Şemseddin
Sami Fraşeri, Latin kökenli harflere dayalı Arnavut alfabesini Istanbul’da hazırlamış
ve günümüzdeki Arnavut yazı devriminin temellerini atmıştır. Oğlu Ali Sami bey
Türk sporuna, özellikle futbola yaptığı katkılarla tanınmıştır. Galatasaray
kulübü onun ismini Mecidiyeköy’deki büyük stadyuma vermiştir. Sultan II. Abdülhamid’in
son sadrazamı Ferit Paşa ailesi ise Vlora soyadıyla Istanbul’un çeşitli yerlerinde
yaşamışlardır.
Ortaköy’e ait anılarınız nelerdir?
Istanbul’un ilk tramvayının son durağı Ortaköy’dü. Ayrıca üç büyük dinin cemaatleri
mabedleriyle birarada yaşıyorlardı. Büyük bir yakınlıkla yaşayan bu topluluk,
insanî ilişkilerin en güzel örneklerini sergiliyorlardı. Bu nedenle Ortaköy’e
evimizde “Ortak-Köy” denilirdi.
O dönemlerde Yahudiler, Hristiyanlar, Rumlarla, Müslümanlar iç içe yaşardık.
Şeker bayramı geldiğinde ellerimize alırdık torbaları, onların kapılarına gider
şeker toplardık. Onlar bizim, biz onların bayramlarını kutlardık.
Hamidiye Suları’nın Ortaköy içinde yaygın bir dağılımı vardı. Hamidiye suları
sokak çeşmelerinden akıtılırdı. Keşke şimdi de öyle bir şey yapılsa... En azından
tarihi bir çeşmeden su verilerek, eski zamanlara ithaf edilebilirdi.
Bugün sadece Yıldız Parkı içindeki Çadır Köşkü yanında ve Ortaköy meydanında
bulunan demirden yapılmış çok güzel bir şekli olan Hamidiye çeşmeleri, bölgenin
su ihtiyacını bolca karşılıyordu. Fransız yapımı olduğu söylenen bu demir çeşmelerden
başka, halen Barbaros Bulvarı üzerindeki Ertuğrul Sitesinde bulunan dört musluklu
bir mermer çeşme, Osmanlı çeşme yapım kültürünün mükemmel bir örneğini günümüze
taşımaktadır. Aynı çeşmenin bir örneği de, bütün o güzel mermer işlemeciliğiyle
günümüzde Merkez Komutanlığı sınırları içinde ve Palanga Caddesine çok yakın
bir yerde bulunmaktadır.
SEKİZİNCİ SAYFA
‘Yönetici yalnız adamdır’
Krizde döneminde daha yoğun
bir iş temposu içine girdik. Böyle durumlarda, bazen inanın kendime ayıracak
5 dakika bile olmuyor. Çünkü bizim sektörde sistem 24 saat çalışıyor.
4Gıptayla bakıyorum diğer iş kollarına... Saat 18.00’da kalemi bıraktıktan sonra
“yarın devam edeceğim” diye, bir gün bile yaşamadım hayatımda ben... Hatta onu
bırakın telefonlar dahi susmuyor. Geçenlerde ilk kez cep telefonumu değiştirdim.
Antakya’dan işten ayrılan birisinin annesi dahi beni aradı, hemde cep telefonumdan...
Nasıl buluyorlar bilmiyorum. Onun için işe sadece , strateji, pazarlama, üretim
veya benzeri şekillerde bakmayın.
4İşyaşamının bir de manevi yönü var, çalışanın sorumluluğu var. Üç bin kişi
Gima’da, yaklaşık bin kişi Endy’de çalışıyor. Romanya’da yaklaşık sekiz yüz
kişi çalışıyor. Bu yük sizlerin omuzlarınızda.
4Müşterinin ve de çalışanın sorunları ile tek tek ilgilenmek zorundasınız. İşini
sevmeyen bunu kaldıramaz. Allahtan tepe yönetimimizin destek ve katkısı var
da, bu bana bana güç veriyor.
4Ben, sorunları paylaşan bir insanda değilim. Eve bile yansıtmam. Olayların
anlatıldığında dahada büyüyeceğine inanıyorum ve bu nedenle de bugünün işini
yarına bırakmamaya çalışıyorum. Onun için, iş konusunu mümkünse, hiç açmıyorum.
İşteki stresi arttırmanın bir anlamı yok. O zaman yatak odanız iş yeriniz oluyor.
Ancak ne kadar belli etmeseniz de akşam yattığınızda sorunlarla baş başa kalıyorsunuz.
Bu tabi ki sizi yıpratıyor.
4Her ne kadar bu iş takım oyunu da olsa, yönetici yalnız adamdır. Başarı paylaşılır,
başarısızlıkta fatura yöneticiye kesilir.
Bu sözler Gima Genel Müdürü Dengiz Pınar’a ait. Sektörde krize rağmen önemli
bir başarı elde ettiklerini söyleyen Gima Genel Müdürü Dengiz Pınar, yukarıda
özet olarak verdiği sözleri ayrıca tek tek örnek vererek açtı. “Kriz bize şirket
stratejilerini tekrar gözden geçirme fırsatı verdi” diyen Pınar ani ve doğru
kararlar ile kriz dönemlerinde de şirketlerin kar edebileceğini gösterdiklerini
söyledi. Dengiz Pınar, “yöneticilerde kendileri sınadılar” şeklinde konuşurken
“yatırımların kesilmediğine tam tersine talepler doğrultusunda yönlendirilerek,
başarıya ulaşıldığını kaydetti. Dengiz deneyimlerini başta gençler olmak üzere
yönetici ve iş adamlarıyla şöyle paylaştı.
Eve stresli gitmeyin
İşteki stresi eve götürmemeye çalışırım. Ancak ne kadar da eve belli etmeseniz
akşam yattığınızda baş başa kalıyorsunuz. Uyumadan önce. Bu tabi ki sizi yıpratıyor.
Aslında kafada kalıyor. Bunu unutmaya çalışıyorsunuz sadece. Yüzde yüz stres
gitmiyor eve ama yinede yüzde ellisi gidiyordur.
İşi yarın hallederim diye düşünemiyorum.Çünkü sistem 24 saat çalışıyor. Ben
gıptayla bakıyorum diğer sektörlere... Saat altı da kalemi bıraktıktan sonra
yarın devam edeceğim diye bir gün bile yaşamadım ben Gimada... Hatta onu bırakın
telefonlar dahi susmuyor. Hayatımda ilk kez cep telefonumu değiştirdim, bir
buçuk ay önce...Tepe yönetici yalnız işle değil, çalışanın sorunlarıylada ilgilenmek
zoruda kalıyor. Örneğin Antakya’dan işten ayrılan birisinin annesi arıyabiliyor.
Sizi cep telefonundan bile buluyorlar. Onun için işe, sadece strateji olarak
bakmayın. Bir de manevi yönü var, çalışanın sorumluluğu var. Üç bin kişi Gimada
yaklaşık bin kişi Endy’de çalışıyor. Romanyada yaklaşık sekiz yüz kişi çalışıyor.
Onun verdiği bin bir sorunlar var.
İşi paylaşmam!..
İşi aile hayatımı sokmaya karşıyım. Paylaşırsam çoğalır diye düşünüyorum. O
sıkıntıyla uyuyamam, kalktığımda zinde olamam ve işyerinde de verim sağlayamam.
Onun için de evde hiç iş konusunu açmıyorum. Açmamaya çalışıyorum en azından...
O zaman yatak odanız iş yeriniz oluyor. Asla da öyle bir şey düşünmüyorum.
Sıkıntılıysam kendimi başka yerlere atarım
Sıkıntılı ve stresli isem, başka bir genel müdür yardımcısının odasına giderim.
Birimleri dolaşırım, konuyu dondururum, kafamı değiştiririm. Ben aşağıdaki restoranın
mutfağını denetlerken çözümü düşünüyorum zaten, ama daha rahat düşünüyorum.
Kafa orada ama aynı anda çay ocağına gidip çaycıyla sohbet edebiliyorum. Onlarda
çok memnun oluyorlar. Onların memnuniyetiyle bende stresimi atıyorum. Geçen
gün kıkıntılı idim, yönetim kurulu öncesi, kendimi bir anda buranın mutfağının
soğuk dolabını kontrol ederken buldum. Evet yapıyorum bunları...
Üniversitelerde güzel gelişmeler var
Gençlerle ilgili çok güzel şeyler oluyor sonunda... Biri iki üniversitede perakendecilik
sektörü ders konumuna geliyor. Benden bir iki kez toplantı istediler ben de
gittim. Elimden gelen çabayı ben de orada gösterdim. Sabancı Üniversitesi başta
olmak üzere, hepsini kutluyorum. Anladığım kadarıyla fakülte şekline sokmaya
çalışıyorlar. Eğitim departmanları ve insan kaynakları olarak hangi üniversiteye
hangi şekilde destek vermek gerekirse biz hazırız. Yardımcı olmaya çalışırız.
Bu sektörde üç mağazaya baktığınız zaman, Migros, Gima ve Tansaş’ ta her halde
oniki bin kişi çalışıyor. Oniki bin kişinin 4 kişilik ailesini düşünün. Onların
bir de bizde işte bu firmalarda çalışan bir oniki bin kişi daha vardır. Fırıncısı,
uncusu... Mağazalara mal getirenlerin çalışanları bir altı bin kişi de onlar
var. 4 le çarptığınız zaman 120 - 130 binlere geliyor bu rakam... Ekipmanlarada
girersen, 150 bine kadar gelirsin. Bunun bir ihtiyaç olduğuna ben eminim, hatta
kendim işletme mezunu değil, perakendecilik mezunu olmak isterdim. Ben Perakendeciliği
çekirdekten, mutfaktan yetişerek öğrendim. Bu da güzel. Gima bir üniversitedir.
Ama Gima’ya girmeden önce parakendecilik sektörünü öğreten bir üniversitede
de ayrıca ders almak isterdim. Alaylı olmak ta çok önemli, onu söylemek istiyorum.
Eğitim ve tecrübe birleştiğinde başarı kaçınılmaz olur. Benim genel müdür yardımcılarımın
yüzde yüzü alaylıdır. Ve hepsi son derece iyi eğitimlidir. Gençleri çok takdir
ediyorum. Yetişmelerine katkı sağlamak için gayret ediyorum. Çünkü, çalışma
hayatına girmeleri masterden çok daha önemli ve çok daha iyi diye düşünüyorum.
Yüz yıllık tat
Baklava Güllüoğlu’nda, profiterol
İnci’de, badem ezmesi de “Meşhur Bebek Badem Ezmecisi”nde yenir... Neredeyse
yüz yıldır el emeğiyle hazırlanan badem ezmelerinin müdavimleri çoktur. Ününü
duyup merakla gelenler de badem ezmesinin büyüsüne kapılır. Ünü o kadar yayılmıştır
ki devlet adamları bile yurtdışı ziyaretlerinde buraya uğramadan edemez. Bebek
Badem Ezmecisi’nin varisi Sevim İşgüder, 42 yıldır geleneksel badem ezmeciliğini
sürdürüyor. İşgüder, yaptığı işi her ne kadar önceleri istemese de şimdi kendi
deyimiyle “sevgilisi, eşi, çocuğu” kadar bağlanmış işine. O kadar bağlanmış
ki bu başarı kendisine ödüller bile getirmiş.
Dükkanda badem ezmesinden sonra gelen en önemli ürün ise fıstık ezmesi. Akide
şekeri, lokum, özel kavrulmuş kuruyemiş; fıstıklı, bademli, portakallı drajeler
o kadar çekici ki lezzetini tattırmak için sizi renkli ve tatlı dünyalarına
davet ediyorlar.
İşgüder, lezzetiyle yüzyıla uzanan badem ezmesinin hikayesini bizimle paylaştı.
Bebek badem
ezmesinin hikayesi nasıl başladı?
Babam Mehmet Halil Bey, eğitim için İstanbul’a geldiğinde annem Anastasya’ya
aşık olmuş. Annem Rum olduğu için aileler Türk- Rum aşkına karşı çıkmışlar.
Ama sonradan kabullenince evlenmişler. Aile mesleğini İstanbul’a taşımış babam.
Büyükbabamın ve annemin yardımıyla Bebek’te badem ezmesi, acı badem kurabiyesi,
buzlama, akide şekeri yapıp satmaya başlamış. 1904’te başlayan bu hikaye bugüne
kadar uzanıyor. Ben 1.5 yaşındayken babamı kaybettik. İşin başına annem Anastasya
geçti. Çocukluğumuz badem ezmesiyle geçti. O zamanlar bademleri elle ayıklardık.
Ablam, ben, annem ve mahallenin diğer çocukları. En çok badem ayıklayan hediye
kazanırdı. Birbirimizle yarışırdık bu yüzden. Ayıkladığımız bademleri de sobanın
üzerinde, mangalda kuruturduk. Madamın ezmesi diye tanınmaya başlamıştı ezmelerimiz.
Annem babamın ölümünden sonra 20 yıl tek başına ilgilendi işlerle. Biz de çocuk
halimizle yardım ederdik ona. Çocukluğumda eğlenceli gelirdi. Ama gençlik dönemimde
eskisi kadar hoş görünmez oldu gözüme. Çünkü annem sabah altıda imalathaneye
girer, gece yarısı çıkardı. Bir meslek tutturamazsam bile bu işi yapmam, gerekirse
temizlikçilik yaparım diyordum. Ama annem hastalanınca işin başına birilerinin
geçmesi gerekti. Ben de 1957 yılında işi devraldım ve 42 yıldır badem ezmesi
benim her şeyim oldu.
Meşhur badem ezmesini nasıl yapıyorsunuz?
İlk işlem bademin ayıklanması. Eskiden olduğu gibi hala elde yapıyoruz bunu.
İkinci işlem kurutma. Bademler düşük ısıda 12 saat kurutulur. Sonra rendelenip
içine bir miktar su katılmış şekerle birlikte havanda dövülür. Sırada hamurun
yoğrulması var. Bu işlem mermer üzerinde yapılır. Gerekli kıvama ulaşıncaya
kadar elde yoğrulan hamur fitillenip, kesilir.
Meşhur Badem ezmesinin sırrı ne?
En önemli özelliklerimizden biri makine ve katkı maddesi kullanmamamız. Aslında
asıl sır reçetede değil, gösterilen özende. Malzemeden, malzemenin gramajından
ödün vermeyiz. Bademin ezmeye dönüş sürecinde çok titiz bir çalışma gerektirir.
Bademin seçimi de çok önemli. Her bölgenin bademi ezme için uygun değil. Bademin
tadı çok önemli. Ege bademi acıdır. Datça bademini viskiyle kavurun çok güzel
olur ama ezmede aynı tadı elde edemezsiniz. Bu yüzden hammadde çok önemli. Zaten
badem ağacı çocuk gibi bakım ister. Çok naziktir. Baharda ilk açan badem ağaçlarıdır.
Soğuk vurduğunda tüm hasat mahvolur. Biz daha çok Güneydoğu, Doğu Anadolu’dan
Malatya, Elazığ gibi illerden badem alırız. O yörelerin toprağının kalitesi
iyidir.
Meşhur badem ezmesi geleneğini sizden sonra kim sürdürecek?
Beni de düşündüren bu. Keşke bir çocuğum olsaydı da bu mesleği devam ettirseydi.
Ama maalesef kimseyi eğitemedik. Çünkü çok özen göstermek gerekiyor. Oya işler
gibi bademleri işlemeniz gerekiyor. Bazen firmalardan teklifler geliyor. Güvenemediğim,
yapabileceklerinden emin olamadığım için geri çeviriyorum. Geleneksel şekerciliğimiz
kalmadı zaten. El emeğinin yerini makine aldı. Günümüzde sadece para kazanmak
önemli hale geldi. Çok üzülüyorum ama ne yazık ki bizimle birlikte bu iş de
yokolup gidecek.
DOKUZUNCU SAYFA
Cansız manken evinin kapılarını Gazete BEŞİKTAŞ’a açtı
Podyumların cansız mankeni
diye ünlenen Vahe Kılıçaslan, aynı zamanda sıkı bir Beşiktaş taraftarı. Kılıçaslan,
ayrıca Sabah ve Pas Gazeteleri’ndeki köşesinde Beşiktaş’ın performansını yorumluyor.
Tavuk ticareti yaparken mankenlik dünyasına adım atan Kılıçaslan, “Cansız manken
fikrini ben ortaya çıkardım. Bugüne gelirken kimsenin desteğini görmedim. Ailemin
varlığıyla başardım.” diyor. MGD tarafından 5 yıl boyunca üst üste en iyi manken
seçilen Vahe Kılıçaslan’ın başarıları mankenlikle de sınırlı değil. Kılıçaslan,
“Gözlük” ve “Canlandım” adıyla iki de şiir kitabı yayımladı. Ünlü mankenle Beşiktaş
Kulübü, meslek yaşamı ve ailesi üzerine söyleştik.
Beşiktaş’ın son günlerdeki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşiktaş ligde ve Avrupa’da namağlup konumunu sürdürüyor. Bugüne kadar son yıllarda
elde edilen en büyük başarı. Düşünün ligde 12 maçta hiç kaybetmedik. Avrupa’da
da keza öyle. İspanya’nın dev ekibini eledik. Türkiye’de şu anda Avrupa’da tur
atlayan iki takım var: Beşiktaş ile Denizlispor. Beşiktaş’ın bu başarıları bir
taraftar olarak bende de memnuniyet yaratıyor. İlhan Mansız’ın ilk altı hafta
sakatlığı, geçirdiği üç ameliyat, Beşiktaş takımındaki oyuncuların birbirlerine
uyum sağlayamaması puan kayıplarına neden oldu. Fakat şu anda Beşiktaş takımı
sakatların iyileşmesiyle beraber birbirleriyle uyum sağlayarak başarılarını
devam ettirdiler. Kalecisiyle, santraforuyla, orta saha, geri dörtlüsüyle Beşiktaş
iyi yolda.
Beşiktaş’ın kuruluşunun yüzüncü yılını kutlayacak olması sizin için ne ifade
ediyor?
Tarihi bir yıl yaşıyoruz. Türkiye’nin kaptan kulübüyüz. 1 Ocak’ta 100. yılımızı
dolduracağız. Bu çok önemli. Bu başarıların altında Lucescu yatıyor. İnsanlar
ilk başta Beşiktaş’a çok faydalı olamayacağı gözüyle baktı iseler de Lucescu
eski Beşiktaş futbolcusu Feyyaz ile beraber Kara Kartal’ı yükseklere uçurmaya
devam ediyor. Benim yazılarımda özellikle eleştiriyorum. Çok önemli bir yıl
yaşıyor olmamıza rağmen maalesef şu anda kutlama yapılamıyor. Galatasaray kuruluşunun
97. yılını kutlarken, 100. yılına üç yıl kala medyaya bunu çok iyi şekilde duyururken,
Beşiktaş yüzüncü yılında bunları yapamıyor. Daha faaliyet içinde olması gerekirken
maalesef yönetim yeteri kadar konuyla ilgilenmiyor. Belki ilgileniyor ama gerekli
kaynak bulamıyor. Belki yönetimin de burada suçu yok. Demek ki Beşiktaş’a yeterli
destek gelmiyor. Beşiktaş’a gönül vermiş olan insanların bence artık kesenin
ağzını açmaları gerekiyor.
Futbolcuların oyunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşiktaş’ı bu sene oyuncu olarak görmüyorum. Bir ekip olarak görüyorum. İlhan
Mansız Alaves maçında agresif davrandı, kırmızı kart görerek takımını yalnız
bıraktı. Bana böyle futbolcu lazım değil. Bana profesyonel, ahlaklı, takımın
forması için hareket eden oyuncu lazım. Her ne kadar İlhan’ın futbolunu beğeniyor
olsam da bir o kadar da eleştiriyorum ve yadırgıyorum kendisini. Çünkü İspanyol
oyuncu Oscar topla ona vurmuş olabilir, fakat artık maçın son dakikaları. Turu
atlamış gözüyle bakıyoruz. Neden o oyuncunun üstüne yürüyorsun. Nouma da alet
oldu. Çok tatsız olaylar oldu. İlhan kırmızı kart gördü ve iki maç yok. Üçüncü
turda olmayacağı için üzgünüm. İyi de bir futbolcu. Beşiktaş’ın starı durumunda
şu anda. Tabi ki profesyonel futbolcunun hareketlerine dikkat etmesi gerekiyor.
Hele ki onun için çok önemli bir transfer yılı.
Pascal konusunda ise taraftar ikiye bölünmüş durumda. Bir kısım taraftar Pascal’ı
istemiyor. Aslında iyi bir futbolcu. Kendisini ispatlamış, kabul ettirmiş bir
futbolcu. Ama agresif hareketleri insanları yoruyor. Sempatik tavırları da birtakım
taraftarları cezbediyor. Aslında bir bakıma şov adamı Pascal. Sonuç itibariyle
futbol bir şov oyunudur. Seyirciyi harekete geçirecek birtakım ögeler vardır.
Pascal’ı da bu ögelerden biri olarak değerlendiriyorum. Pascal şu anda futbol
kişiliğinden uzak görünüyor. Formsuz günler yaşıyor. Eskiye oranla bir form
düşüklüğü var. Eski oyununu bulursa o hareketlerden uzaklaşacak. Sonuç olarak
tribünün istediği bir oyuncu.
“Cansız manken” olarak ün kazanmanızın üstünüze yapışıp kaldığını düşünüyor
musunuz? Bu durum sizi rahatsız ediyor mu ya da her şey daha mı kolaylaşıyor?
Eskiden Türkiye’de vitrin mankeni deniyordu. Ben bunu değiştirdim. Artık vitrin
mankenine bile cansız manken deniyor. Bu bence önemli. Bana kalırsa cansız manken
hoş bir lakap. Cansız mankeni ben buldum ve bunun üstüne gittim. Ben bugünlere
çok tırmalayarak geldi. Kimse bana destek olmadı. Sadece ailemin desteği vardı.
Cansız manken nasıl ortaya çıktı? 1994 yılında mankenliğe başladım. 1995’de
Best Model seçildim. Moda dünyasındaki bazı kötü niyetli insanlar bana yol vermek
istemediler. Çünkü yaşamımda sansasyonellik yoktu, aile hayatıma düşkündüm.
Sonra anladım ki moda dünyasının tekelleşmiş insanları düzgün yaşayan insanlara
yol vermiyorlar. Ben de o yolu alamadığım için bir şey üretmem gerekiyordu.
Bir farklılık yaratmalıydım. 1996 yılında Moskova’da bu cansız manken fikrini
ürettim. Zaten ne yapabilirim diye çok düşünüyordum. Mankenliğe en yakın vitrin
mankenliği vardı. Vitrin mankenliğine bir espri katmam gerekiyordu. Böylece
cansız manken doğdu. Cansız manken olarak 5 saat 26 dk.’lık bir dünya rekoru
kırdım.
Manken dünyasının çalkantısı içinde ailenizle farklı bir noktadasınız. Mesleğiniz
evliliğinizi etkiledi mi?
Evlilik kutsal bir müessese. Hiçbir zaman olsun bitsin gözüyle bakmadım. Dengeli
bir evlilik yaparsan o zaman hiçbir sorun kalmaz. Manken evliliği diye ayırt
etmemek gerekir. Tabi ki bizim meslek görselliğe dayanan bir meslek. Ama ben
irademe sahip bir insanım. Olaylara iş gözüyle bakıyorum. Mesleğimin evliliğimi
etkilemesine izin vermem. Eşim çok akıllı ve anlayışlı bir insan. 13 senedir
evliyiz. Biri 8.5, diğeri 5.5 yaşında iki kızımız var. Aileme çok değer veriyorum.
Bugünlere gelmemde ailemin çok büyük desteği oldu.
Alışverişin yeni adresi
Yeni yılı gelişiyle birlikte
hareketlenen alışveriş sezonu, kampanyalarla ve taksitli satışlarla renklendi.
Beyaz eşyadan mobilyaya yatak odası serisinden elektronik eşyaya kadar bir çok
çeşit için hesaplı kampanyalar sezonda yer alıyor. Her türlü eşya için hesaplı
kampanyadan ve taksitli alışverişten yararlanmak için adresiniz ise, Beşiktaş’ta.
İstanbul Alışveriş Merkezleri adını taşıyan mağazalar bünyesinde çalışmalarını
yürüten mağazaların Beşiktaş Şubesi, markayı ve kaliteyi en uygun imkanlarla
müşterilere sunuyor.
Mağaza Müdürü Ercan Atalay, yedi ayrı şubede hizmet veren İstanbul Alışveriş
Merkezlerinde ilkeli çalışılarak müşteri memnuniyeti için tüm hassasiyetin gösterildiğini
söylüyor. Atalay, şöyle devam ediyor: ‘Mağazamızda markayı ve kaliteyi bir aradadır.
Bizim için müşterilerimizin memnuniyeti önemlidir. Sadece kampanya düzeyinde
değil, hesaplı ve uygun önerilerle müşterilerimize çeşitli imkanlar sunuyoruz.
Bununla birlikte hediyelerimiz de var. Zevke hitap ediyoruz ve kazandırıyoruz.’
Beşiktaş’ta Köyiçi Caddesi’nde yer alan İstanbul Alışveriş Merkezleri Beşiktaş
Şubesi, alışveriş severler için gözdelerden biri. Tel: 0 212 227 81 97
ONUNCU SAYFA
Hem müzik hem dans
Azar, azar, isimli yüksek
tempolu şarkısıyla tanıdık onu... Şarkısı, “Azar ,Azar” diyordu ama, ilk albümüyle
müzik adına hiç de az sayılmayacak bir başarının sinyallerini veriyordu. Dansıyla
bütünleşen sanatçı Faruk K, şimdilerde “Honki Ponki” adlı şarkısıyla gençlerin
sevgilisi oldu. Ünlü sanatçı Faruk K, hayatının bilinmeyenlerini ilk kez Magazin
Müdürümüz Nilgün Özcan’a anlattı.
Mazhar Alanson’u çok beğeniyorum
İnsanlara bir şeyler anlatma çabasını kendi dansıyla harmanlayarak hedefine
ulaştıran ünlü sanatçı Faruk K, müzik dünyasında şöhret olmadan önce Devlet
Tiyatrolarında çocuk oyunlarında oynadığını belirterek hayat hikayesinin tüm
ayrıntılarını şöyle anlattı; “ Sevenlerim beni ilk olarak “Birkaç iyi adamla
tanıdı. Ama ondan önce ben devlet tiyatrolarının çocuk oyunlarında oynuyordum.
İlk profesyonelliğe 1992 yılında “Muhabbet 92 Müzikalinde Şener Şen ve Emel
Sayın’la başrollerini birlikte paylaştığım Bostancı Gösteri Merkezinde sahnelenen
bir oyunda profesyonel dansçı ve oyuncu olarak sahneye çıkmakla başladım. Arkasından
Yonca Evcimik ile çalıştım. 1996 yılında “Birkaç iyi adam^kuruldu. Aynı yıl
Mimar Sinan Üniversitesi Konservetuar bölümüne girdim. Modern dans bölümünden
geçen sene mezun oldum. Aynı yılın yaz ayında da Azar, Azar çıkmıştı. Bu yaz
da Honki Ponki..
Sizin beğenerek dinlediğiniz sanatçılar kimler?
Söz ve bestecilik yönüyle, kişilik ve karizma açısından Mazhar Alanson’u çok
beğeniyorum Yenilerden de çok sevdiğim yetenekli bulduğum isimler var. Örneğin
Nil Karaibrahimoğlu’nun albümüne bayılıyorum. Göksel benim eskilerden arkadaşım
ve bu albümde kendisini bulduğunu düşünüyorum. Türkiye’de müzik adına güzel
şeyler yapılmaya başlandı. Bunlar gurur ve mutluluk verici şeyler.
Dansdan müzik dünyasına geçiş nasıl oldu?
Yola çıkarken dans edip şarkı söyleyen, bunun yanında şov yapan insanlar çok
azdı. Hedefim bu boşluğu doldurmaktı ve bu doğrultuda başarılı olduğumu düşünüyorum.
Azar Azar ve Honki Ponki arasındaki süreçte neler değişti?
Alt yapılar çok değişti. Daha enerjik, daha sound,daha dinamik ve daha melodik
.Bu albümde daha büyük ve baş döndürücü sözler tercih ettim. Honki Ponki de
imkanların daha fazla olmasının avantajını yaşadım.
Heyecanda değişti mi?
Azar azar da çok paniktim ve çok korkuyordum. İnsanların beni anlayıp anlamayacağı
konusunda kaygılarım vardı. Honki Ponki de o heyecanı beş misli yaşadım. Hala
da yaşıyorum. Yani heyecanda bir artış oldu. Zaten o heyecanı bir şekilde taşımıyorsan
bunun bir anlamı yok. Ya paran çok, ya da ruhun yok! Bu heyecanı taşımayan insanlar
da zaten silinip giden insanlar.
Honki Ponki nasıl çıktı?
Honki Ponki operet döneminde Beyoğlu Küçük Sahne de Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda
sergilenen “Anneme Koca Aranıyor” adlı operette geçen bir şarkı. 1972 senesinde
çocukların söylediği bir şarkı. Ayrıca bu şarkının kulak aşinalığı nedeniyle
avantajlı olduğunu düşünüyorum. Çünki bu insanlar en az 40 yaşlarındalar. Aslında
benim kitlem 7 den 70’e tüm insanlar. Eğer avantajı olsaydı daha farklı olurdu.
Çünki en az 20 yaşına kadar olan insanların büyük bir çoğunluğu da duymamışlar
ve inanıyorum ki bu albümden önce duymaları da çok zordu. Ayrıca ben çok merak
ediyorum sen o sözleri nereden buldun? Nasıl birleştirdin? (Lale Oraloğlu için)
Ben eğer ticari kaygı gütseydim Honki ponki’yi değil, Dilek Taşı’nı okurdum.
Tabii ki,ticari boyutunu da düşünürdüm,çünkü para yatırıyorsun ve bir şekilde
başarılı olup emeğinizin karşılığını maddi olarak da almanız gerekir.
Honki Ponki için ne dersiniz?
Honki Ponki zaten “Ben anlamsızım”diye bağırıyor. Bence son 20 yıl içinde yapılan
en enterasan ve güzel şarkı .Honki Ponki ve Bandıra Bandıradır.
Tekrar tiyatro için teklif gelse ne yapardınız?
Tek bir cümle ile “Hayır”. Ben her şeyin zamanı geldiğinde gerçekleşeceğine
inanan insanlardanım.
İsminizin ardındaki K’nın anlamı nedir?
Soyadım Karakaya.İlk harfini kullandım. Değişik bir şey denemek istedim. Daha
doğrusu denettiler. Benim düşüncem Faruk Karakaya olarak çıkmaktı. Ama bu şekilde
daha akılda kalıcı olacağını düşündük ve Faruk K olarak çıktım. Bu prodüktörümün
fikriydi. Fenada olmadı benimle bütünleşti.
Yalnız mı yaşıyorsunuz?
Zaman zaman. Yanlış anlaşılmasın bazen işim gereği tek kalıyorum bazen de annemle
birlikte.
Evlenmeyi düşünüyor musun?
Kısmet.
Aday var mı?
Hem var hem yok. Son ilişkim üç ay önce bitti.Şu anda birisi yok. Denenmiş bir
şeyi denemek de bence aptallıktır.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Bende size ve Gazete Beşiktaş okuyucularına kucak dolusu selam ve sevgiler.
Sinema
Kutsal direniş
Yazan ve yöneten Elia Suleiman, yapımcılığını Humbert Balsan’ın yaptığı “Kutsal
Direniş” de Elia Suleiman,Manal Khader ve Nayel Fahoum Daher baş rolleri paylaşıyor.
Canes 2002 Jüri ödülü, Uluslar arası Eleştirmenler Ödülü ve Altın Palmiye adayı
olan bu güzel film Aşk ve tutsaklığa dair söylenebilecek her şey bu filmde var.
8 Kadın
Senaryosunu ve Yönetmenliğini François Ozon’un yaptığı “8 Kadın” (8 Femmes)
filmi müzikal komedi ve polisiye tarzında çekilmiş. Yaklaşık 103 dakika boyunca
eğlenceli dakikalar geçirebiliceğiniz bu film de Catherine Deneuve, Isabella
Huppert, Emmanuelle Beart, Fanny Ardant, Virginie Ledoyen, Danille Darrieux,Firmine
Richard ve Ludivine Sagnier başlıca rolleri paylaşıyorlar. Fransa’da varlıklı
bir aile Noel’i kutlamak üzere toplanırlar. Arife günü Noel gecesinin hazırlıkları
tüm hızıyla devam ederken, ailenin reisi evde ölü bulunur. Cinayeti işleyen,
evdeki 8 kadından biridir.
Tarihte bu ay
1 Aralık 1783
Hidrojenli İlk Balon
1781 yılında, Henry Cavendish adlı bir İngiliz, havadan hafif bir gaz olan hidrojeni
keşfetmişti. Fransız fizikçisi Jacques Charles, o zamana kadar sıcak hava ile
doldurulan balonları bu keşiften sonra, ilk olarak hidrojenle doldurmayı akıl
etti. Robert adında bir arkadaşıyla birlikte “Caroline” adını verdikleri 9 m.
Çapında bir balon yaptı. İlk defa balonun içindeki gazı serbest bırakacak sübap
konmuştu. Böylece iniş kontrol altına alınmış oluyordu. Yükselişin düzenli olmasını
sağlamak için safra olarak balona kum torbaları konmuş, inişi kolaylaştırmak
için de bir gemi demiri eklenmişti. 1 Aralık 1783 sabahı balon yükselerek Seine
Nehri’ni geçip Pontoise yakınlarındaki Nesles-la-Vallee’ye indi. Uçuş sırasında
3 bin metreye kadar yükselmişti.
7 Aralık 1941
Pearl Harbor Baskını
Fransa ve Belçika, Alman orduları tarfından ezilmişti. Fransa durmadan bombalanıyor,
Hitler İngiltere’ye asker çıkarma planları kuruyordu. Japonya ise; Çin Hindi,
Malezya, İndonezya’dan Avrupalılar’ı uzaklaştırmanın gerektiğini düşünüyordu.
Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Yamamoto, amaçlarına ulaşabilmeleri için
her şeyden önce Hawai adalarındaki büyük Pearl Harbor üssünde bulunan Amerika
Birleşik Devletleri’nin Büyük Okyanus Filosu’nu yok etmelerinin gerektiğini
biliyordu. Nihayet Amiral Yamamoto, 7 Aralık 1941’de Pearl Harbor’a hücum emrini
verdi. Uçaklar çekildiği zaman ABD’nin büyük Okyanus Filosu çok ağır hasara
uğramış bulunuyordu. Japonların kayıpları ise 28 uçaktan ibaretti.
14 Aralık 1931
Ayaksız Pilot
1910’da Londra’da doğan Douglas Bader, 18 yaşındayken Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne
yazılarak iki yıl sonra da pilot oldu. 14 Aralık 1931’deki bir uçuş sırasında
uçağının düşmesi sonucu ağır şekilde yaralanan Bader’in iki bacağını birden
kestiler. İyileşince ayaklarına yapma bacak takıldı. Böylece yeniden yürümeye
başlayan Bader, inatla tekrar uçmak için çalışmaya koyuldu. Gösterdiği büyük
irade gücü sonunda orduya kabul edildi. İkinci Dünya Savaşı çıktığında, filo
komutanıydı.
25 Aralık 1973
İkinci Cumhurbaşkanı İnönü
1884 yılında İzmir’de dünyaya gelen Mustafa İsmet “İnönü”, babası Hacı Reşit
Bey’in Sivas’a atanması dolayısıyla ilk öğrenimini ve Askeri Rüştiye’yi orada
bitirdi. 1906’da İstanbul’da Erkanı Harbiye Mektebi’ni bitirdikten sonra kurmay
yüzbaşı olarak Edirne’deki 2. Ordu’ya gönderilen İsmet Bey’in 1908’den sonra
aralıksız bir sefer hayatı başladı. Birinci İnönü ve İkinci İnönü Zaferi’ni
kazanan İsmet Paşa’ya bu başarısından ötürü Ataüürk tarafından “İnönü” soyadı
verildi. 1924-1925 yıllarındaki birkaç aylık ara dışında, 1923’den 1937’ye kadar
Başbakanlık yaptı ve Atatürk’ün ölümü üzerine 1938’de Cumhurbaşkanı oldu. Türkiye’yi
İkinci Dünya Savaşı’na sokmamayı başaran İnönü, 1946’dan itibaren çok partili
demokratik rejimi kurup geliştirmeye çalıştı.
ONBİRİNCİ SAYFA
Ata’nın huzurundaki Işık
O gün, telaşlı çocuk adımları
yankılandı Balıkpazarının taşları aşınmış sokaklarında... Elinde çantası okuluna
koşan, mavi gözleri zeka pırıltıları saçan küçük Mustafa’nın durup soluklandığı
köşede, onlar da bir an sessizliğe gömülüp, geçmişi duyumsamaya, O’nun kalp
atışlarını hissetmeye çalıştılar. 1917 yılında tüm Selanik’i harap eden yangından
geriye kalan Sabri Paşa Caddesi, balıkpazarına dönüşse de, Şemsi Efendi okulunun
yerinde yeller esse de, bugün Atatürk’ün ruhu, bu 99 çocukla birlikte buradaydı
işte...
Aristoteles Meydanı’nın dibindeki bu sokağı, 10 Kasım sabahı dolduran öğrenciler,
Atatürk’ün çocukluk ayak izlerinde, kendi okullarının tarihini de bulmuşlardı;
çünkü ‘Feyziye Mektepleri Vakfı’nın atası olan Feyz’i Sıbyan 1885 yılında burada
kurulmuş ve çok geçmeden Şemsi Efendi Okulunu kendi bünyesine katmıştı.
Feyz-i Sıbyan’ın 4 sınıfı ve 50 kadar öğrencisi vardı.1885 -1886 öğretim yılından
itibaren okula her yıl bir sınıf ilave edilerek sınıf sayısı sekize çıkarılmış,
daha önce 4. Sınıfta başlayan Fransızca eğitimi tüm sınıflara konulmuş, okulun
eğitim ve öğretime verdiği önemin temeli de o süreçte atılmıştı... Aradan geçen
uzun yıllar okulun gelişmesini hızlandırmış; bazen zorluklar bazen de bolluk
dönemleri gelip geçmiş, okul büyümüş ve ‘Feyziye’ adını almıştı. Feyziye, Rumeli’nin
yanı sıra Anadolu’dan, Bağdat ve Trablusgarp’tan gelen pek çok yatılı öğrenciyi
de bünyesine katmış ve erkek ve kız öğrencilerinin sayısı 700’ü geçmişti.
Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü 1913-14 ders yılı içinde, İstanbul ile tüm
bağlantıların kesildiği günler geldiğinde ise artık okulun İstanbul’a taşınması
söz konusu olmaya başlamıştı. Balkan bozgunundan hemen sonra İstanbul’a göç
etmiş aileler arasında Feyziye’nin yönetim kurulu üyeleri de vardı. Bu kişilerin
gayretleri ile 1917 yılında Feyziye İstanbul’da çalışmaya başladı. 1923 yılında
ise ikisi ana olmak üzere sekiz sınıflı, 15 yatılı öğrencili bir lise haline
gelen okul, Nişantaşı’ndaki Naciye Sultan Konağı’na taşındı... 1935 yılına gelindiğinde,
kuruluşunun 50. Yılını kutlayan okulun ismi “Işık” olarak değiştirildi. Bu değişim
Atatürk’e telgrafla bildirilmiş, Atatürk devrimlerinin heyecanından esinlenilen
bu isim, Büyük Önder tarafından da onaylanmıştı. Atatürk gönderdiği cevabi telgrafında
“Işık Lisesi”ni kutluyordu.
1967 yılında tüm tesisleri Vakıf haline getirilen Fevziye Mektepleri Vakfı,
günümüzde İlköğretim ve Lise’ye Işık Üniversitesi’ni de katarak büyümüş; Nişantaşı,
Ayazağa ve Erenköy olmak üzere üç kampusta hizmet veren 7.000 öğrencili dev
bir eğitim kompleksine dönüşmüştür.
Hiç yoktan Feyz-i Sıbyan’ı yaratan, ilk defa hazırlık sınıflarından itibaren
yabancı dil öğreten, henüz resmi okullarda uygulanmadan Arapça ve Farsça’yı
programdan çıkaran, ilk defa cinsiyet farkı gözetmeden karma eğitim yapan, ilk
defa öğrencilerine hayat bilgisi, görgü ve yaşama kuralları gibi eğitsel örnekler
veren kuruluşun tarihine bir ilki daha yazdıran ve Ata’nın ölüm yıldönümünde,
Selanik’te, onun evinde bütün Türk çocuklarını temsil eden FMV Özel Ayazağa
Işık İlköğretim Okulu’nun 99 öğrencisi ile öğretmenleriydi.
Dilerseniz, öğrenciler ve öğretmenleri ile birlikte, 10 Kasım 2002 gününün sabahına;
Selanik Türk Konsolosluğu’na ve Atatürk’ün evine dönelim.
Üzerlerinde okullarının pırıl pırıl formaları, yakalarında Atatürk fotoğrafları
ile Selanik Türk Konsolosluğu salonunu dolduran öğrenciler, saat ‘dokuzu beş
geçe’ bir dakikalık saygı duruşunun ardından, İstiklal Marşı ile başladıkları
anma programını, Atatürk Oratoryosu ile sürdürdüler. Anma programının ardından
Türk Konsolosluğu ile aynı bahçe içinde yer alan Atatürk’ün Evi’ni ziyaret ettiler.
Atatürk’ün çocukluğunu geçirdiği tarihsel evin ahşap basamakları, yirmili gruplar
halinde evi gezen çocukların ağırlığıyla gıcırdadı o gün. Yaşlı duvarlarında
çocuk sesleri yankılandı. Evin arka bahçesindeki, Atatürk’ün babası Ali Rıza
Efendi tarafından dikilen, Mustafa Kemal’in etrafında koşarak oynadığı nar ağacının
etrafında yine çocuklar vardı. Yüz yaşını ardında bırakalı uzun yıllar geçen
nar ağacı, çelik tellerin de yardımıyla, yaşlı gövdesinin üzerinde yükseliyor,
dallarındaki meyveleri ve yemyeşil yapraklarıyla, bahçenin ortasında tarihe
tanıklık etmeyi sürdürüyordu...
Adım adım tarih.
Çıktıkları bu Yunanistan gezisinde ‘Işıklı çocuklar’, Pacha Tours’un rehberleri
eşliğindeki dört otobüsü doldurdular. Gezinin ilk durağı Edirne idi. Yağan yağmur,
küçükleri Selimiye’yi gezmekten alıkoyamadı. Daha sonra İpsala sınır kapısından
Yunanistan’a geçildi. Büyük İskender’in babası II. Philippe’nin doğduğu ve yaşadığı
Philippi antik kentinden sonra, Kavala’ya gidildi. Eski Osmanlı yapıları ve
genel havası ile yabancılık duygularına asla yer açmayan bu eski kentte, önemli
duraklardan biri Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın eviydi şüphesiz. Rehberimiz Kavala
hakkında bilgiler veriyor sürekli:
“Kavala at değiştirilen yer anlamında kullanılıyor. At değiştirip daha ilerilere
devam ediyorlarmış. Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1769 doğumlu. Babası aslında oranın
valisi fakat babası ölünce onun bir ailenin yanına veriyorlar, orada yetişiyor.
Hem Türkler hem de Yunanlılar tarafından çok seviliyor ve Kavala’nın yöneticisi
oluyor. Çok başarılı bir yönetici olan Mehmet Ali Paşa daha sonra Osmanlı Padişahı
3. Selim’in çağrısıyla Mısır’a gidiyor. Mısırı toparlayıp, düzeltmek karşılığında
sadrazamlığı istiyor Mehmet Ali Paşa, ancak bu amacına ulaşamıyor...”
“Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da başlattığı hanedan son hanedandır, taa Londra
antlaşmasına kadar geliyor...” diyor rehberimiz.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın tepede, şehre ve limana bakan evine gitmek üzere
grup şiddetli yağmur altında yokuşu tırmanıyor. Yol boyu Osmanlı yapıları göze
çarpıyor bu sevimli kentte. Sanki Türkiye’de biryerlerdeyiz; biraz Büyükada’da
biraz İzmir’de. Semt adları da bu yakınlığı doğruluyor:500 evler, 1000 evler
gibi... Çoğu bakımlı görünen evlerin ardından tepede Kavalalı’nın evinin harap
görüntüsü yürekleri burkuyor... Evin karşısındaki meydanda ise Kavalalı’nın
at sırtında bir heykeli var. Heykelin yüzü doğuya, eve dönük. Rehberilerimiz,
evin böyle bakımsız, neredeyse ölmeye yatmış görüntüsünün nedenini “Evin Mısır
toprağı sayıldığı” gerçeği ile açıklıyorlar. Bu nedenle Yunanlılar buraya bir
çivi bile çakamıyorlar... Kavalalı’nın evinin Mısırlı makamlardan hiç ilgi görmediği
kesin. Ya da bir dolu bürokratik engelle karşılaştığı... Evin karşısındaki heykeli,
Yunanlılar yaptırmışlar. Kavalalı’ya duydukları sevginin bir karşılığı olarak...
Rehberimiz Yunanistan notlarına devam ediyor:
“Yunanistan 400 -500 sene Osmanlı işgalinde kalmış bir bölge. İlk isyan hareketine
1817de başlamış fakat bağımsızlığını 1912 de almış. Bayrağına baktığımızda,
Hıristiyanlığı temsil eden bir haç ve ondan sonra mavi ve beyazlardan oluşan
9 tane şerit var. Bu şeritlerin de özellikleri şu: ‘Ya istiklal ya ölüm’ün Yunanca
söylendiğinde hecelerinin sayısı dokuz. Renklere gelince maviler denizi, beyazlar
karayı temsil ediyor. Baştaki ve sonraki mavi, ki; her taraf denizlerle çevrili
ülke anlamına geliyor..”
Işıklı öğrencilerin gezisi Makedonya bölgesinde; Selanik’te sürüyor. Selanik’in
görülmesi, gezilmesi gerekli yerlerini geziyorlar çocuklar. Elbette en önemlisi
Atatürk Evi. Sonra Selanik Arkeoloji Müzesi; 2. Mahmud’un yeniçerileri ortadan
kaldırırken kullandığı ve o zamanlar kırmızıya boyalı olan ve sonradan bu imajı
silmek için beyaza boyanan Beyaz Kule. Türkçe adlar taşıyan başka kuleler de
var Selanik’te; Zincirli Kule, Yedikule...
Rehberimiz, “Hep buralarda Osmanlı düzenini görmek mümkün” diyor, “ki, bizim
de vermeye çalıştığımız buydu...”
Selanik’te pek çok kutsal yapı ve Bizans dönemi kalıntısı da yer alıyor. Bunlardan
biri Roma İmparatoru Galerius Ceasar tarafından yaptırılmış ve Zeus’a ithaf
edilen Rotunda.
Işıklı öğrencilerin gezisi İskeçe’de bir Türk okulu ile bir Rum okulunu ziyaret
etmeleri ile sürüyor.
Sonrası Dedeağaç, İpsala ve Türk sınırı. Meriç’i geçen köprü üzerinde çocuklar
“Türkiye sen bizim her şeyimizsin!” diye tempo tutuyorlar. Otobüs lastikleri
üzerinde zıplıyor. Gümrük memuru önce şaşkınlıkla bakıyor, sonra gülüyor ve
“Hoşgeldiniz” diyor Işıklı çocuklara...
Küreselleşme...
Işık Üniversitesi’nde “Küreselleşme
Sürecinde Türk Sanayi ve Hizmet Sektörü” konulu sempozyum ve panel düzenlendi.
Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün açılışı nedeniyle yapılan
sempozyum ve panelin endüstri mühendisliği dalında öğrenim gören gençlerin bilinçlenmesine
ve Türk ekonomisinin gelişme sürecine olumlu katkılar sağlaması amaçlandı.
Sempozyumun konuşmacıları Işık Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Başkanı
Doç. Dr. Seyhun Altunbay “Neden Endüstri Mühendisliği”, Işık Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Sıddık Yarman “Küreselleşme sürecinde Dünyada ve Ülkemizde İleri Teknoloji
Açısından Bir Değerlendirme”, İMKB Birinci Başkan Yardımcısı Arıl Seren “Globalleşme
sürecinde Dünya Borsaları”, Işık Üniversitesi İ.İ.B. Fakültesi Dekanı Prof.
Dr. Murat Ferman, S.T.F.A.- OGDEN Genel Müdürü Taner Canko “Türk Hizmet sektörü
ve Küreselleşme”, İ.T.Ü. İşletme F. Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet F. Özok “Küreselleşme
Sürecinde Türk Kimliği ve İnsangücü Kaynağımız”, TİSK Genel Sekreteri Bülent
Pirler “Küreselleşme, Rekabet ve sosyal Politikalar, Kale Altınay Robotik ve
Otomasyon San. Tic. A.Ş. Genel Müdürü Hakan Altınay “Türkiye’de Robot Teknolojisinin
Gelişimi ve Bugünkü Durumu” konularında konuşmacı olarak katıldılar.
Başkanlığını E. Büyükelçi Sönmez Köksal’ın yaptığı panelde ise Tübitak Başkanı
Prof. Dr. Namık Kemal Pak, H. Akademileri Komutanı Org. Necdet Timur, Alcatel
Genel Müdürü Lütfi Yenel, İTO Başkanı Mehmet Yıldırım konuşmacı olarak katıldı.
Yıldırım konuşmasında “Şimdiye kadar hep akademik olarak iş olanaklarından ve
küreselleşmeden konuşuldu. Ancak ben birebir ticaretin içinde olduğum için işin
bir de gerçek hayatta uygulanışına bakmak lazım. Çünkü okulda okunanla gerçek
iş hayatında olanlar çok farklı” dedi. Alcatel Genel Müdürü Lütfi Yenel ülkeye
neden yabancı yatırım yapılmadığını söyledi.
Sonunda bebeklerine kavuşacaklar
Sekiz yıl bekleyen Töre
çifti sonunda bebeklerine kavuşacak. Esra ve Hakan Törenin bebek sahibi olmak
için verdikleri uzun uğraş bundan yıllar önce başladı. Töre çiftinin ilginç
hikayesi şöyle;
Esra ve Hakan Töre’nin Merzifon’da arkadaş vasıtasıyla tanışmaları, sonuçta
onları uzun bir serüvene sürükledi. Serüvene 1994 yılında evlenerek başlayan
çift, iki sene sonra çocuk sahibi olmak istediler. 8 senelik evliliğin son 6
yılından beri bu özlemi duyan çift, maddi imkansızlıktan dolayı yakın dostlarının
yardımıyla tedavi olmaya çalıştı. İlk iki yılda gittikleri doktorlar Esra Töre’nin
prolaktin düzeyinin yüksek olmasından dolayı kadın kısırlığı üzerinde dururken,
Hakan Töre’de varikosel hastalığı olduğu ancak iki yıl sonra öğrenilebildi.
Maddi imkanlarını son kez yoklayan çift, varikosel ameliyatı sonrasında çocuk
sahibi olabileceklerini umut ediyorlardı. Fakat Töre çiftinin bu ameliyattan
sonra da çocuklarının olmaması, erkek kısırlığı yaşayan çiftlerden olduklarını
ortaya çıkarmıştı. Genç çift tek çarenin tüp bebek olduğunu biliyordu ama mikroenjeksiyon
tedavisini karşılayacak maddi imkanları da yoktu. Yakın bir akrabalarının maddi
destek sağlayacağını söylemesi üzerine tekrar hayata sarıldılar ve Ferti-Jin
Kadın Sağlığı Merkezi’ne başvurdular. Merkezin sorumlu doktoru Op. Dr. Seval
Taşdemir’e muayene olan genç çiftin çocuk sahibi olma ümidi, bu sefer de akrabalarının
verdiği sözü tutmaması üzerine yarım kaldı. Bunun üzerine Dr. Seval Hanım, gençlerin
çocuk sahibi olma yolundaki çabalarına destek olmaya karar verdi. Töre çifti
artık Ferti-Jin Kadın Sağlığı Merkezi’nde ücretsiz olarak tedavi olacak ve çok
arzuladıkları bebeklerine kavuşacaklar.
Genç çift, şimdi, “Önce Allah’a sonra Ferti-Jin ekibine güveniyoruz. Bize gösterdikleri
maddi manevi destek ve yakınlığı en yakın akrabalarımızdan dahi görmedik” diyor
ve bebeklerine kavuşacakları günü bekliyor.
Bilimsel yaklaşım
Amerika, Kanada ve İsviçre’de
modelleri bulunan ağız ve diş sağlığı merkezlerinin bir örneğini Türkiye’de
kuran Dr. Mehmet Ali Özer, ilklerde önemli olan öncelikle sistemin oturmasıdır”dedi.
Özer, “başlangıç safhasında yönetim biçimi, strateji ve planlamada zorluk çekebiliriz,
ancak orta vadede tüm sistem rayına oturacaktır. İnsanı ön plana alan bir yapılanma
içinde ekip ruhu ve uzman personelle her türlü zorluk aşılabilir”şeklinde konuştu.
İlk olmanın zorluklarını yaşadığını söyleyen Dr. Özer, konuya tanıtım amacıyla
değil de bilimsel yaklaşmak gerektiğini söyleyerek, deneyimlerini müteşebbis
insanlara aktardı.
Öncelikle sizi tanıyalım,ardından gelecekte bu tür merkezlerin Türkiye’nin her
yerinde olabileceğine inanıyor musunuz, böyle bir ihtiyaç var mı? diye soralım
Ben 1958 Alanya-Antalya doğumluyum. 1981 yılı İ.Ü. Diş hekimliği Fakültesi mezunuyum.
1981-1986 İ.Ü. Diş hekimliği Fakültesi Araştırma görevlisi, 1986 Nisan ayında
Ortodonti Uzmanı oldum. Diş hekimliğinde 20. yıl, Ortodonti Uzmanı olarak 16.
yılımı doldurdum. Kuruluşumuz DENTİSTANBUL Dentist ve İstanbul kelimelerindeki
(ist) ortak harflerin tek kullanımından oluşmuştur. DENTİSTANBUL Diş hekimliğindeki
tüm ana branşlarla birlikte Kulak-Burun-Boğaz ve estetik rekonstrüktif cerrahi
branşlarında da hizmet vermektedir. Kısaca ağız, diş ve çene yüz bölgesindeki
hastalıklar ve yaralanmaların tedavileri ile ilgilenir. Örnek vermek gerekirse,
göz hastalıkları hastane işletmeciliğinde çok başarılı kullanılıyor. Göz iki
tane organdır. Ağız-Diş ve Çene hastalıkları tam 42 organı ilgilendiren geniş
bir sahayı oluşturuyor. 42 organın ne yazık ki ülkemiz özel sektöründe özel
hastanesi yok. Bu model Amerika, Kanada ve İsviçre’de vardır.
Hastalar teşhis ve tedavide ne gibi zorluklar çekiyor, bunun önlenmesi için
ne yapılmalıdır?
Yirmi bir yıllık klinik deneyimlerim göstermişti ki, hastaların tümü teşhis
ve tedavide zorluk çekiyor. Ortodontistler ve Pedodontistler ayrı, protezciler
ayrı, cerrahlar ayrı yerlerde çalıştıkları ve teşhis için röntgen, M.R.C.T.
için gidip gelmeleri nedeni ile çok yoruluyor, motivasyonları bozulup, tedavileri
dahi bırakıyor. Çok zaman kaybediliyor ve de ücretlendirmeler çok farklı olabiliyor.
Yönetim tek yerden olamıyor. Bu tek bir elde toplanırsa verimli bir çalışma
ve tek bir fiyatlandırma ortaya çıkabilir diye düşünüyorum.
Sağlık yatırımları ne boyuttadır, bu konuda sıkıntı yaşanıyor mu?
Ağız, diş sağlığı hizmetlerinin hastalarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde
düzenlenmesi ,geliştirilmesi ve tıptaki yeniliklerin ülkemizde en ekonomik şekilde
uygulanmasıdır. Sağlık yatırımları çok pahalıdır. Teşvikler kullanılarak halkımıza
maliyeti ekonomik hale getirilebilir. Genel hastanelerde doktorlar beraber çalışmanın
oluşturduğu ekip ruhundan çok yararlanmaktadırlar. Ekip çalışmasında ortaya
çıkan kaliteli sağlık hizmetleri için tüm diş ve ağız sağlığı uzmanlarını aynı
çatı altında, gelişmiş teknoloji imkanları ile birleştirmek gerekmektedir.
Diş hekimlerinin bir araya gelip,bu tür yerler açacaklarına inanıyor musunuz?
Bu sistem orta, kısa ve uzun vade de ülkemizde yayılacaktır. Büyük illerde hekimler
birleşerek,diş hastaneleri açacaklardır. Artık butik muayenecilik devri yavaş
yavaş kapanacaktır. Tavsiyem birbirlerini iyi anlayan hekim arkadaşların bir
araya gelerek, birlikte amaç için beraber hareket etme kararı almalarıdır. Burada
en temel özellik paylaşmak, birbirlerine destek olmak ve daha kuvvetli olabilmektir.
Kurumsal kimlik için çok fedakarlık yapmalıyız. Özetle, sabırlı olmak gerekiyor.
SPOR
ONBEŞİNCİ SAYFA
‘Şampiyon olacağız’
İki ayağında birden stres
kırığı var denilmesine rağmen sezona fırtına gibi başlayan Ahmet Dursun şu sıralar
yine ortada yok. Sakatlıktan yana bir hayli dertli olan Dursun “Bu yıl şampiyon
olacağız derken, taraftarların sorularına şöyle cevap verdi;
Kalabalık olan forvet oyuncularından hangisi ile daha iyi anlaşıyorsunuz?
Pascal ile daha iyi anlaşıyorum. Bunun nedeni de onunla daha uzun süre oynamamızdır.
Pancu ve Sergen ile oynadığımda pas atmadığımı söylüyorlar ama ben buna katılmıyıorum.
Sonuçta hepimiz aynı hedef etrafında oynuyoruz.
Türkiye’nin hemen hemen en güçlü forvetlerinin Beşiktaş’ta olmasına rağmen niçin
az gol geliyor?
Beşiktaş gercekten de çok iyi forvet oyuncularına sahip. Fakat bazı talihsizlikler
yaşandı. Forvet oyuncuların çoğu sakattı. Yeni yeni sakatlıktan çıktılar. Form
tutmaya başladılar. Mesela bunun en büyük örneği Pascal’dır. İdmansızdı yeni
forma tutmaya başladı.
Lucescu’nun sizi sağ kanatta oynatma düşüncesi var mı bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Hocamızdan bana şimdiye kadar böyle bir teklif gelmedi. Sağ kanatta oynamayı
düşünmüyorum. Şu an oynadığım pozisyondan memnunum. Lucescu ile aramız çok iyi.
O benim şu ana kadar çalıştığım en iyi hoca.
Takım içindeki arkadaşlık ilişkileriniz nasıl?
Takım içinde birlik ve beraberliği yakaladığımızı düşünüyorum. İyi anlaşıyoruz.
Arkadaşlıklarımız çok iyi.
Türkiye’de ve Avrupa’da hangi takımlarda oynamayı isterdin?
Ben 12 yaşımdan beri Beşiktaşlıyım. Türkiye liglerinde Beşiktaş’tan başka bir
takımda oynamayı düşünmezdim şu an da düşünmüyorum. Avrupa liglerinde ise Barcelona’yı
beğeniyorum, orada oynamak isterdim.
Fenerbahçe’den teklif aldınız mı?
Evet. Gecen seneden bu yana Fenerbahçe’den teklif alıyorum.
Sergen ile aranızda 10 numara konusunda anlaşmazlık yaşanmış mıydı?
Hayır. Bu konuda doğru olmayan çok şey söylendi. Sergen ile daha öncelerden
de gelen bir dostluğumuz var. O geldiği zaman benden 10 numarayı istedi ben
de verdim. Hiçbir anlaşmazlık yaşamadık.
Futbolcu olmasaydınız, hangi mesleği yapardınız?
Bunu hiç düşünmedim. Hep aklımda futbolcu olmak vardı.
En büyük hayaliniz nedir?
En büyük hayalim jübilemi Beşiktaş’ta yapmak. Umarım bunu bir gün gerçekleştireceğim.
Uzun süren sakatlık devresinden sonra şu an sakatlığınız ne durumda?
Şu an sakatlığım ve ameliyat olmamı gerektirecek bir durum yok. Ne durumda olduğu
hakkında bir şey söyleyemeyeceğim bu konuyu en iyi doktorlar bilir. Şu an hiç
bilmiyoruz.
Hangi forvetle oynamak isterdiniz?
Hakan Şükür’le oynamak istiyordum ama olmadı. Hakan Şükür’ün başarısını kıskanıyordum
onun gibi olmayı istiyordum her zaman başarılı...
İnönü’de taraftar baskısı yaşıyor musunuz?
Böyle bir baskının olduğunu düşünmüyorm. En azından kendi adıma ben bunu yaşamıyorum.
Ayrıca taraftarın gücü de futbolcuya itici bir güç olarak yansır.
Milli takıma alınmayışını nasıl karşılıyorsun?
Milli takımda oynamak için elimden gelen her şeyi yapıyorum bunun için tüm engelleri
aşarım ama Şenol Güneş engelini bir türlü aşamıyoruz
Şampiyonluk yolunda kendinize rakip gördüğünüz bir takım var mı?
Şampiyonluk için kendimize gördüğümüz bir rakip yok. Bizim en büyük rakibimiz
kendimiz. Ben ve arkadaşlarım inanıyoruz ki biz böyle oynadığımız sürece kimse
şampiyonluğu elimizden alamaz. Bütün Beşiktaş camiasına 100. yılla birlikte
şampiyonluğun tadını yaşatacağız.
Avrupa’ya gitmeyi düşünüyor musun?
Neden olmasın. Bu biraz da yapılan teklife bağlı.
Bu sene Beşiktaş’tan gol kralı çıkar mı?
Bilemiyorum.
Anadolu takımlarından beğendiğiniz bir takım var mı?
Oyunu ve mücadelesi ile Gaziantep’i beğeniyorum.
Bu sezon kaç gol atmayı hedefliyorsunuz?
20’yi hedefliyordum ama sakatlıklardan kurtulmam gerekiyor. Eğer hiçbir sorun
yaşamasaydım bu hedefimi gerçekleştirirdim.
Oyunda eksik kaldığınızı hissettiğiniz yanlarınız var mı?
Hava toplarında eksik olduğumu hissediyorum.
Unutamadığınız bir gol var mı?
Galatasaray maçında ve Barcelona’ya attıgım golleri ve Ümit Milli Takım’da Polonya’ya
attığım golleri unutamıyorum.
Bazı gol pozisyonlarında çok egoist olduğunuz söyleniyor. Buna katılıyor musunuz?
Bence egoist olmayan forvet forvet değildir.
Pascal Nouma’yı birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsınız?
Gerçek bir dost diyebilirim.
Ümraniye Tesisleri’ni nasıl buluyorsunuz?
Tesislerin bizim başarımızda büyük payı var. Orası bence tek kelimeyle cennet.
Hayatınızda kaçırdığınız gollerin hangisine çok üzüldünüz?
Benim için hepsi bir. Kaçırdığım gollerin hepsine üzülürüm.
Takımınızda hangi yıldız oyuncuyu görmek isterdiniz?
Zidane’ı görmek isterdim.
Taraftara mesajınız var mı?
Şu andaki destekleri sezon sonuna kadar bizim yanımızda olsun. Şampiyonluğa
giden yolda buna da ihtiyacımız var.
ONDÖRDÜNCÜ SAYFA
Tribünün sesine kulak verin
Beşiktaş Yönetimi, küfür
ve kötü tezahürat konusunda taviz vermeyen bir yapı sergiliyor. “Desteklemeye
evet ama ‘ben de böyle destekliyorum ne yapayım’ı kabul edemeyiz.” diyen Beşiktaş
Jimnastik Kulübü İletişim Komitesi Başkanı Mete Düren, “Takıma fayda vereceği
düşüncesiyle yaptığı iş zarar getiriyorsa, gelmeyecek. Gelmeye devam ederse
biz almayacağız” şeklinde konuştu.
Beşiktaş yönetimi olarak küfür ve kötü tezahürat konusundaki yaklaşımınız nedir?
Kulüp olarak, yönetim olarak değil kulüp olarak, yönetimler geçicidir ama kulüp
politikaları kalıcıdır, biz her zaman için tüm statlarda kötü tezahürat ve küfür,
sahaya yabancı madde atılması gibi futbol oynanmasını etkileyecek her türlü
harekete karşıyız. Ancak Türkiye’deki futbol seyircisinin sosyal düzeni ve eğitim
düzeni ne yazık ki sadece yöneticilerin bu konudaki caydırıcı, telkin edici
beyanları ile bu problemin çözülmesine imkan vermiyor. Tabii futbol seyretmek
için gelen taraftarları tenzi ederim ama onun dışında sadece deşarj olmak için
maça gelenler bile var. Böyle bir anlayışla tribüne gelen kişileri için farklı
tedbirler gerekiyor. Bunlar için şimdiye kadar hep polisiye tedbirler öne çıktı.
Bunlar da hoş olmayan görüntülere yol açtı. İki tarafın da karşılıklı birbirine
karşı toleransı az.
Emniyet birimlerinin müdahaleleri hakkındaki yorumlarınız neler?
Bizim polislerimizde de günün getirdiği yorgunluğun akşamında 30 bin kişinin
içinde böyle bir görev yapmaları, zor olan mesleklerine bir de böyle bir yük
getiriyor. Seyirciler açısından da ayrı bir stres. Potansiyel suçluymuş gibi
etrafları çevrilerek maç seyretmek onlar için de hoş değil. Bu sene biz nispeten
çözdük bunu. Polisin müdahalesi minimal. Seyirci bu konuda daha rahat.
Federasyonun aldığı tedbirleri nasıl buluyorsunuz?
İşin içine cezai yaptırımlar giriyor. Bu yaptırımla stat kapama ve tarafsız
sahada oynatma gibi, para cezasının dışında çok ciddi yaptırımlar. Bunların
da taraftar üzerinde caydırıcı etkisi oluyor ve taraftar hangi hareketine karşı
ne yapılmış, nasıl bir ceza verilmiş bunun da bilincinde, verilen cezanın hak
edildiğini biliyor. Bizim Antep maçında sahaya giren taraftarlarımız ve Fenerbahçe-Galatasaray
derbisinde ortaya çıkan olaylar. Başka takımlara verilen cezalar da örnek olabiliyor.
Burada en çok üzerinde tartışılan konulardan bir tanesi; anonslar.
Anonsu yaptıracak olan hakemin anonsun yaptırılmasına ihtiyaç duyulacak olan
gelişmeler nelerdir? Bunların kriterlerini koymak çok zor. Mesela Disiplin Kurulu,
“ ‘I Love You’ diye bağırılmasına müsaade edilebilir’ demiş. Gol yiyen bir kaleciye
rakip takımın taraftarları ‘I Love You’ diye kalecinin adını arka arkaya söylerse
bu futbolcunun maça konsantresini etkileyecek bir şey o yüzden anonsla durdurması
mı gerekir? Yoksa bu kabul edilebilir yöntemdir de bunu kaile almadan maça devam
etmesi mi gerekir? Buna karar vermek de çok zor. Bunlar da futbolun yeni şekilleri,
güncel hayata getirdiği yenilikler. Bu noktalarda hakemin üzerine büyük yük
bindirildi. Bunu sezon başında da söyledik. Burada anons yaptırılabilir, şu
olur bu olur, ama bunun daha sonra bir şekilde gözlemci raporlarıyla masa başında
sağlıklı ve salim bir kafayla yeniden değerlendirilmesinde ve cezai müyedde
konmasında fayda var dedik. Uygulama da o şekilde. Çünkü aksi halde hakemin
maça konsantresini tamamen bozacak, dikkatini seyircilere çevirttirecek, maçtaki
hadiselerden kopabilecek, kaldı ki salise ile değişen hadiseler var. Kendisini
saptıracak bu tip olaylardan hakemin mümkün olduğu kadar sıyrılması gerekir.
O nedenle böyle bir anons yaptırsa bile daha sonra ne ceza alacağı verilecek
olan cezanın yaptırılan anonsların doğru verilmiş olma kaydıyla ancak verilebilir.
Bunun içinde yeniden gözden geçirilmesi konusunda bizim de bir düşüncemiz vardı.
Şu anda da öyle. Ama bu hakemlere ekstra bir yük getiriyor.
Şu anda bu konunun engellenmesi açısından Türk Futbolu hangi aşamada bulunuyor?
O yüzden ne yazık ki futbol adabı yerleşmeden bizim ülkemizde daha çok yöntem
ararız. Polisten deneriz, hakemden deneriz, para cezası deneriz, seyircisiz
deneriz. Şu anda doğru nedir bilmek mümkün olmadığı için denemeler aşamasındayız.
Denizlispor telsiz tribün yapan tek kulüp. “Ben takımıma ve seyircime güveniyorum”
dedi. Onlar da deniyor. Yarın Denizli’de olabilecek en küçük hadise, yeniden
stadın tel örgülere girmesine sebep olur. Denizlispor Türk Futbolu için örnektir.
Onun örnek oluşturduğu bir tablo bile sadece deneme. Bir gelişim değil, cesaretle
yapılmış bir iş. Bir evrim değil bir devrim. Bu konuda, sağlıklı bir gelişme
için bunun bir evrime uğraması lazım. Alt yapı oluşturulması lazım. O yapıldıktan
sonraki devrim tamam. Şu an için mümkün değil. 30 40 bin kişinin içinde 500
kişiyi düşünüyoruz. Onlarla baş edemiyoruz. ‘Nasıl maçı seyrettiririz de bir
problem çıkmadan evlerine göndeririz’ diyoruz onu da beceremediğimiz için ‘Aman
gelmeyin’ diyoruz. ‘Aman gitmeyin’ diyoruz, derbi maçlarına özellikle. Hiçbir
şekilde ben taraftarıma bizi yalnız bırakmayın diyemem. Haklılar da. Gayri insani
muamelelere maruz kalıyorlar. Düşmana yapılacak işler değil bunlar. Ezeli rekabet
şemsiyesi altında mazur görülebilecek şeyler değil.
Medyanın ve yönetimlerin bu konuda nasıl bir tedbir almaları gerekiyor?
En son yaşanan Fenerbahçe-Galatasaray derbisi seçim sonrası bir döneme denk
geldi. Gerilimi, seçim arifesinde başlayacaktı ama seçim nedeniyle olmadı. Gerek
medyanın gerek insanların dikkati başka bir yöndeydi. Yöneticiler de bu konuda
sivri beyanlar vermediler. Ama sonuçta maç bir tarafın sahasının kapatılacak
olmasına varacak kadar hazin bitti. Derbi sonrasında saha kapatıp başka bir
yerde oynatma çok kötü bir şeydir. Bundan büyük ceza olabilir mi? Taraftarı
onu karşılayacak, sıcaklığını, sevgisini gösterecek. Bunu yapamıyorsunuz. İnsanların
içinde holiganizm ruhu öyle boyutlara ulaşmış ki bunun ateşlenmesi için medyaya
da, sivri yönetici beyanatlarına da gerek yok. Kendi kendilerini büyüten bir
alev haline gelmişler. Onun arkasından Emniyet güçleri tarafından bir takım
sorgulamalar oldu. Tribünlerden taraftarlar çağrıldı, telkinlerde bulunuldu.
Her sene 6 maçta saha kapatılmaz. Herkesin aklını başına alması gerekir. Medya
ona göre yazacak, yönetici ona göre konuşacak, taraftar da attığı her meşalenin,
her pet şişenin tekrar geri dönüp kendi başına geleceğini bilecek. Taraftarlık
demek kulübünü evet ölesiye desteklemek demek ama destekleme karşılığında fatura
ödettireceğim diye bir şey yok. Desteklemeye evet ama ‘ben de böyle destekliyorum
ne yapayım’ı kabul edemeyiz. O zaman gelme. Takıma fayda vereceği düşüncesiyle
yaptığı iş zarar getiriyorsa, o zaman gelmeyecek. Gelmeye devam ederse biz almayacağız.
Onun için bu tür hadiseler yönetimle taraftar arasında seminer panel gibi aktivitelerle
işlenmesi gerekir. Devamlı olarak iletişimin kurularak, doğruların gösterildiği,
ne tür zararların olabileceğinin örneklerle gösterildiği bir takım telkinlerin
yapılması gerekir. Bu işe sebep olan 14-15 yaşında çocuklar var. Onların aklından
o anda neler geçiyor. Ne kadar kontrol mekanizmaları kendilerinin kontrol ediliyor.
Bunlar çok sosyal olaylar. Aklı başında, rüştünü ispat etmiş insanlarla konuşur
gibi konuşup bir sonuç beklem