Kasım 2002 - Sayı 32
BİRİNCİ SAYFA
Aş ve iş istiyorlar
Levent'ten Barbaros
Bulvarı'na Ortaköy'den Bebek'e kadar halkın yeni hükümetten ne bekledikleri
konusunda görüş aldık. İşsizlik sorunundan pahalılığa yolsuzluktan gittikçe
fakirleşmeye kadar bir çok konu dillerden düşmedi. İster sahil yolu esnafı olsun
ister semtin içlerindeki vatandaşlar, hangi kimlikte olursa olsun yeni hükümetin
dürüst olmasını bekliyorlar. Gençlerin görüşü ise, yeni hükümetin de sistemi
değiştiremeyeceği yönünde. Eleştiriler sert, umutsuzluk diz boyu...
Ne umut var
ne beklenti
Beşiktaş esnafından 43 yaşındaki dekorasyon işleri ile meşgul olan Halil Taşkesen,
yeni hükümetten koşulları iyileştirmesi yönünde beklentileri olan bir birey...
'Herkes düşünür ki güzel şeyler olsun işsizlik olmasın pahalılık olmasın' diyor
ama sistemin düzelmeyeceğini ifade ediyor. Taşkesen; 'Bir başbakan çıkacak her
şey güllük gülistanlık olacak diye bir şey yok. Ben serbest çalışıyorum, inşaatçıyım.
Sosyal güvence açısından olanlar çok kötü. Mesela bizim hiçbir yere kaydımız
yok. Devlet bize bir kolaylık getirseydi primini almak şartıyla ama biz buna
katlanırdık ancak isteğe bağlı olanlarda şimdi biliyoruz ki sağlık durumlarından
yararlanamıyorlar. Üstelik ne şekilde olursa olsun primler çok fazla. Maaşın
durumu belli zaten' diyor.
Hayatın pahalılığının bel büktüğünü söyleyen aşçı Mevlut Bakır ise şunları söylüyor;
"Çıraklıktan bu yana 35 yıldır aşçılık yapıyorum. Tüm çalışma hayatım boyunca
işçilerin durumunun göz ardı edildiğinden, sosyal güvence meselesi ile ilgili
sorunlar çözümlenmedi" Bakır, yakınlarının, çevresinin çektiği sıkıntılardan
da söz ediyor. Mevlut Bakır, hükümete 'ne olacak memleketin hali' diye soruyor
ve 'bugün çiftçisinden esnafına kadar her insan kan ağlıyor. Ayrıca üretmiş
olduğunu kendisi satamadıktan sonra ne olur bu ülkenin hali? Şimdi bir vatandaş
bir okul masrafını bile karşılamayacaksa, ne yapacak? Çocuk okuyamadan iş hayatına
giriyor. Bir yere çırak olu Gençlerimize ne olacak? Bir şeylerin sınırına gelmeden
bunu yapmak gerekir. Düzenli bir hayat istiyoruz. Öyle bir şey ki insan bir
lokma ekmek ve evini geçindirmek için mücadele ediyor. Bu bir sorunlu hastalıklı
bir düzenin işareti değil mi? Belli bir seviyede geliri olanlar okutabiliyor
ya belli bir seviyede okuyamayanlar? Ama ne olur hayat şartları düzelirse bu
işsizlik sorunu kalkarsa bu sorunlar olmayacak. Çocuklarımızın geleceği... Ben
bunları bir parti Eski tas eski hamam olmasın"diyor.
"Yeni hükümetten beklenti denildiğinde 'dürüstlük' kavramı öne çıkıyor.
Partisi, kimliği ne olursa olsun ölçülerden biri dürüstlük oluyor"diyen
Asiye Tunçbilek, 57 yaşında ve Gelinlik Dükkanı Sahibi... Tunçbilek, dürüstlüğü
aradığını vurguluyor. Eşiyle birlikte çalıştırdığı dükkanında yapılan yolsuzluklardan
ve bunların tekrar edeceği endişesini taşıyarak veryansın ediyor.
'Dürüstlükten yanayım, çünkü önce bu yaklaşımla işe başlandığında yeni hükümette,
sorunların çözümü de arkasından gelecektir. Ancak, bunu beklemek o kadar güç
ki, kesin bir söz söylemek bir beklentiye girmek çok zor. Çözümün bundan geçtiğine
inanıyorum' diyor.
Abdullah Üvet, 30 yaşında bir esnaf... Bakkal dükkanında çalışıyor, ancak ekonomik
sıkıntının esnafı öldürdüğünü iktidara gelenlerin sorunlarına çözüm olamadıklarını
söylüyor. Ayrıca milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını vurguluyor.
'Ben yeni bir hükümetten hiçbir şey beklemiyorum. Gelen aynı giden aynı. Durum
belli bana göre şimdiden. Hiçbir parti beni tatmin etmiyor. Ben milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyorum. Benim vekilimin dokunulmazlığı neden
var?' şeklinde konuşuyor.
Ali Cansever, "her şey olmuş bitmiş gibi geliyor bana, değişen bir şey
olmayacak düşüncesindeyim"diyor.
Erkan Sakallı, "oeğişen bir şeyin olacağına inanmıyorum sadece giydikleri
kıyafeti değiştiriyorlar. İnsan harcanıyor. Ama hangi parti kendi programı için
çabalıyor ilkeleri için uğraşıyor? Sadece teorilerde kalıyorlar ve uygulamalara
geçmek çoğu zaman gecikiyor ve artık yaşamak bile imkansız hale geliyor böyle
bir ortamda" diye eleştirirlerini dile getiriyor.
Yıldırım Bey, onca sıkıntısına rağmen Beşiktaş'ta dükkan açıp ayakta durmaya
çalışan bir vatandaş. Yeni hükümetten beklentisi, iyi hizmet etmeleri, çok çalışmaları...
'Halka en azından hakkını verecek bir hizmet götürün, eksilerinizi artıya çevirmek
için çaba harcayın. Umarım düzelir diye düşünüyorum ama böyle olmuyor. Demokrasi
istiyorum. Düşünce söylenince hapse atılıyor. Bu nasıl bakış açısı? Çalışanların
durumu zor. Çalışanlar sömürülüyor artık işverenler de sağduyulu davranmıyor.
Ben bunun sırtından nasıl geçinirim düşüncesi her alana hakim bunu düzeltsinler.'
diyor.
Fehmi Cengiz, 65 yaşında SSK emeklisi... Yeni hükümetten hiçbir beklentisi yok.
'Yaptıkları aynı, bunlar kendileri için geliyor. Bunlar milleti idare etmeye
gelmiyorlar, banka hortumları veya yolsuzluklar ne oldu?" diyor.
İsmini vermek istemeyen 40 yaşındaki bir vatandaş ise, işsizlik sorunundan yakınıyor
ve toplumda artık dürüst adamın aranır olduğunu söyleyerek, beklentilerin gittikçe
düştüğünü vurguluyor. 'Dürüstlük artık bir parametre mi olmalı? Elbette insanlar
dürüst olacak artık dürüst kişi arar olduk, böyle bir ülkenin geleceğini göremiyorum
ben. 40 yaşındayım ve işsizim. Böyle bir ülkede okuyan okuyamayan iş bulamayan
geçim sıkıntısına düşen o kadar çok kişi var ki, nasıl görmezden geliniyor?"
diye hayıflanıyor.
İsmail Kutlu da küçük bir esnaf... Bakkal dükkanı var 52 yaşında. Batmak üzereyim,
diyor çaresizce. Küçük esnafın durumunu dile getirirken sözleri, halkın her
kesiminin gittikçe zor durumda olduğunu söylüyor.
'Satış yok zaten. Hiç iş olmuyor diyebilirim. Benim gibi bu sıkıntıyı çeken
çok kişi var. Ama vergi alıyorlar, derneklerimiz var ama bizi savunmuyor, korumuyorlar.
Hükümetler gözlerini kapamış görmüyor. Hiçbirine inanmıyorum' şeklinde konuşuyor.
Safiye Kocacenk ve sürekli iş olmadığını söylüyor. Gelen hükümetlerin hiçbirinin
çalışanlarını korumadığını belirtiyor. Umuda gelince o da kalmamış. Yeni parti
yeni soluk siyasete kan denirken artık hiçbirine inanılmıyor, diyor.
Huzurumuz
kalmadı...
Semih Çiftçi, 38 yaşında hoparlör tamircisi olarak geçimini sağlıyor. "Yeni
hükümetten bozulan adalet sisteminin iyileştirmesi için çalışmasını istiyor
ama hiç umutlu değilim" diyerek, karamsarlık tablosu çiziyor. 'Bir zamanlar
80 yıllarında terör vardı. Ekonomik durum da belliydi ama gençler birbirlerini
öldürmesinler diye çabalanıyordu oysa şimdi aşırı bir adaletsizlik var. Ekonomi
kötü ama insanların manevi olarak bozukluğu dengesizliğini kabul edemiyorum.
İnsanların haklarından artık taviz verilmesin' diyor.
Hasan Arslan, Ortaköy Dereboyu'nda kundura dükkanında tamircilik yapıyor. Arslan,
50 yılı devirmiş. Yolsuzluk, işsizlik hayat pahalılığı onun içinde çözümlenmesi
gereken sorunlar arasında. Arslan, Apo konusunun unutulduğunu yeni hükümetin
bu konuda sessiz kalmamasını istiyor.
Ahmet Öğer, 52 yaşında esnaf.. "Huzursuzluk ortamı var. Hükümet ne yapsın
ne etsin işsizlik sorununa bir çözüm bulsun gelecek diye bir şey kalmadı"
diyor.
Camil Usta da beklentileri olan bir esnaf... Ailesinin yükü omuzlarında ve altmışına
merdiven dayamış... Küçük esnafın yok olduğunu söylüyor ve güvenci içinde olmadıklarına
inanıyor.
Nurettin Ünal ise, yeni hükümetten 'hiçbir şey beklemiyorum' diyenlerin aksine
sözlerine başlıyor. "Aslında çalışan, çalışmayan birçok kimsenin beklentisi
var" diyor. Çocuklarının beklentilerini dile getiriyor. Eğitim şartlarından
çalışmaya, sosyal güvenceden uzun bürokratik süreçlerin zorluğuna kadar... Ancak
onun da inanmadığı, bu kadar çok sorun arasında kimsenin bir çözüm bulmak için
çabalayacağı...
Odun kömür fiyatları
el yakıyor
Kasım ayı ile birlikte
kış kendini hissettirmeye başladı. Havalar soğumaya yüz tutunca doğalgaz kullanmayan
vatandaşlar odun kömür telaşına düştü. Fiyatları pahalı bulan vatandaşlar, odun
kömürü artık eskisi gibi tonla değil torba torba alıyorlar.
Beşiktaş'ta doğalgaz kullanımı yaygınlaştığı için odun kömür depoları az olsa
da Ihlamur'da Beratoğlu Odun ve Kömür Deposu vatandaştan gelen talepleri karşılıyor.
Sahibi Erdoğan Beratoğlu, satışların eskisi gibi olmamasını Beşiktaş'ta doğalgaz
kullanımının artmasına ve ekonomik krizin etkilerine bağlıyor. Satışların geçen
seneye göre yüzde 30 oranında azaldığı belirten Beratoğlu, eskisi gibi tonla
satış yapamadıklarını, vatandaşın kömür bittikçe torba torba aldıklarını söyleyerek,
"İnsanlar yakacaklarını birden alamıyor. Vatandaş kış geldi diye ne yapacağını
şaşırdı. Kışı nasıl bitiririm diye kara kara düşünür oldu." diyor.
Beratoğlu Kömür Deposu'nda odunun tonu 140 milyon TL'den satılırken, bir küfesi
7.5 milyon TL'den satışa sunuluyor. Kömürün tonu kalitesine göre 160 milyonla
260 milyon TL arasında değişiyor. 25 kg.'lık torbalarla satılan kömürün fiyatı
iki cinse göre değişiyor. Ceviz kömürü diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası
6.5 milyon TL, Portakallı kömür diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası
ise 6 milyon 750 bin TL'den satılıyor.
Beratoğlu, vatandaşların kömür alırken bazı şeylere dikkat etmeleri gerektiğini
söyleyerek, "Kömürden verim alabilmek için kaliteli kömür satın alınmalı.
İthal kömürler daha kaliteli olur. Ancak yerli kömürlerden Soma kömürü de çok
kalitelidir. Kömürün kalitesi kalorisinden anlaşılır. 5000-5500 kalorinin üzerinde
olması gereken kömürün kükürt oranı düşük ve parlak olmalı." diyor.
Müzikle sakinleşiyorlar
Beşiktaş'ta musikiye
gönül verenler genci yaşlısıyla, işadamı, emeklisiyle her akşam müziğin çağrısına
uyarak Beşiktaş Musiki Derneği'nde buluşuyor. İşadamları takım elbiseleriyle,
öğrenciler önlükleriyle yorgunluk, bezginlik demeden başlıyorlar meşk etmeye.
Kimi elleriyle kimi sallanarak notayı tutturmaya çalışıyor. Önlerindeki notalara
bakarak bir yandan çalıyorlar diğer yandan bir ağızdan eşlik ediyorlar. Kanunun,
udun, neyin, tamburun sesi birbirine karışarak hoş tınılar bırakıyor kulaklarda.
Ardından ne yorgunluk kalıyor, ne stres... Bir hoş seda alıyor musiki gönüllülerini...
Biz de bir tatlı huzur almak için derneğe gidiyoruz. Dernek Başkanı Berrin Kocayurt
bize Beşiktaş Musiki Derneği'ni, musiki gönüllülerini ve tabi ki musikiyi anlatıyor.
Beşiktaş Musiki Derneği ne zaman kuruldu?
Derneğimiz 1963 yılında Beşiktaş Turizm ve Güzelleştirme Derneği olarak Barbaros'ta
faaliyet gösteriyordu. Dernek içinde müzik çalışmaları 1978 yılında başladı.
Daha sonra da derneğin müzik dışında bir faaliyeti olmayınca Musiki Derneği'ne
dönüştü. 1998 yılında Yıldız' daki şimdiki yerimize taşındık. Burada her şey
çok daha güzel oturdu. Musiki gönüllülerinin bir evi gibi oldu.
Musiki derneklerine baktığınız zaman Üsküdar Musiki Derneği olsun Eyüp Musiki
Derneği ya da Bakırköy Musiki Derneği olsun yardım alarak çalışmalarını sürdürüyorlar.
Biz ayakta durabilen nadir derneklerden birisiyiz. Kimseden destek almadan kendi
yağımızla kavruluyoruz.
Musiki gönüllüleri kimlerden
oluşuyor?
Değişik meslek gruplarından musiki sevdalılarını görebilirsiniz. Doktoru, diş
hekimi, avukatı, mühendisi, öğrenci ve öğretmeni, emeklisi, ev hanımı, iş adamları
gibi her meslek grubundan üyelerimizi görebilirsiniz. Kimi musikiye gönül verdiği
için, kimi de ruhunu dinlendirmek amacıyla geliyor. Öğrenciler, konservatuar
için altyapı oluşturmak istiyorlar ve bu amaçla geliyorlar. Bunun dışında konservatuara
giremediği için içinde kalan yetişkinler de gelebiliyor. Her geçen gün üyelerimizin
sayısı artıyor.
Bu ilgiyi nasıl
açıklıyorsunuz?
Gelen kişiler müziğin yanısıra sıcak dostluk ortamında buluyorlar kendilerini.
Yaklaşık 100 üyemiz var. Mümkün olduğu kadarıyla çok kişiye ulaşmak istiyoruz.
Musiki bizim kendi müziğimiz. Daha çok orta yaşın üstü severek dinliyor. Ancak
özellikle musiki eğitimi almak isteyen gençlerimiz de var. Bizim amacımız biraz
da musikiyi gençlere sevdirmek.
Dernek hangi
amaçtan
yola çıktı?
Derneğimizin amacını musikiye gönül verenlerin sevdikleri bir uğraşıyı yapmaya
olanak vermenin yanında Türk müziğinin yayılması için hizmet etmek, eserlerin
doğru formda gelecek nesillere ulaşmasına katkıda bulunmak, bilinçli bir şekilde
müzik eğitimi vererek kişilerin eksiklerini tamamlamak olarak özetleyebiliriz.
Musiki dersleri
nasıl işleniyor?
Dersler 16 yıldan bu yana değerli öğretmenimiz Hamdi Demirci tarafından yapılıyor.
Dernek üyeleri iki sınıfa bölünmüş durumda. Yeni başlayanlar için bir hazırlık
sınıfımız ve yetişmişlerden oluşan icraat sınıfımız var. Niyetimiz bunu üç sınıfa
çıkarabilmek.
Hazırlık sınıfımızda Nazariyat, solfej, usul, uslüp çalışmaları yapılıyor. Açmayı
düşündüğümüz üçüncü sınıfta da bu çalışmalar ileri seviyede devam edecek. Ayrıca
koro çalışmaları eklenecek. Eski arkadaşlarımızdan oluşan sınıf sadece koro
çalışmaları, repertuar çalışması yapıyor. Hafta sonları enstrüman dersleri de
veriliyor.
Her yıl AKM'de en az iki konser veriyoruz. Bunun dışında huzurevlerinde konser
veriyoruz. En büyük sıkıntımız konserlerde kaymakamımızı, belediye başkanımızı
protokol sıralarında görememek. Onların bulunması bizi onurlandırır. Teşvik
eder.
Ramazan geldi HOŞ GELDİ!..
Müslümanların mübarek
ayı Ramazan, nihayet geldi. Beşiktaş Müftüsü Süleyman İlhami Özden, Ramazanın
rahmet ve hoşgörü ayı olduğunu belirterek, herkesi iyi niyetli olmaya ve yardımlaşmaya
çağırdı. Özden, Gazete Beşiktaş aracılığıyla vatandaşlara Ramazan mesajı verdi:
"Ramazan ayı, Allah'ın her zamankinden çok kullarına af kapılarını açtığı,
yardımlaşmanın ve hoşgörünün çok olduğu faziletli bir aydır. Peygamberimiz'in
bir sözü vardır: 'Komşusu açken kendisi tok olarak sabahlayan benim ümmetimden
olamaz.' Bu nedenle en çok bu ayda ihtiyaç sahiplerine yardım edelim. Ulaşabildiğimiz
ihtiyaç sahiplerini araştırıp fitre ve zekatlarımızı onlara verelim. Bugün insanlar
açlıktan kıvranıyor. Çöpten ekmek kırıntısı toplayan insanlar varken biz kendimiz
yiyip içersek peygamberimizin istediği gibi bir müslüman olamayız. Bu mübarek
ayda birbirimizi sevgi ve saygıyla karşılamalıyız. Her zamankinden daha çok
hoşgörülü ve iyi olmalıyız. Herkes, İslam'a, Kur'an, ve sünnetlere daha çok
yönelsin. Tüm müslümanların mübarek ramazanlarının hayırlı olmasını dilerim."
Özden, Beşiktaş'taki hasarlı camiiler hakkında da bilgi verdi. Sinanpaşa Camii
ve Ortaköy'deki Defterdar İbrahim Paşa Camii'nin hasarlı olduğunu söyleyen Özden,
Beşiktaş'taki Sinanpaşa Camii'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıldığını
ancak Ortaköy'deki camiinin henüz onarıma alınmadığını açıkladı. Özden, Defterdar
İbrahim Paşa Camiisi için "Eski bina olduğu için çökmek üzere. Ancak pek
kimse ibadet etmeye gitmiyor. Bu nedenle çok sakıncalı bulmuyorum. Ama Vakıflar
Genel Müdürlüğü'ne bir yazı yazdım. Dileriz ki o da onarılsın. Ancak Sinanpaşa
Camii'nin merkezi bir camii olması nedeniyle sakıncalı. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün
tadilat çalışmaları tarihi eser olduğu için çok yavaş gidiyor. Camiinin üçte
ikisi kapalı. Cemaat kalan bölümde namaz kılıyor. Özellikle Cuma günleri vatandaş
dışarıda kalıyor. Ancak çalışmalar yavaş da olsa hasarın giderilecek olması
iyi bir haber." diye konuştu.
Gözleri görmüyor yine de umut dolu
İstanbul sokaklarında
bir başına yürüyememek... Sayısız ses içinde sakince adımlar atarak eve ulaşmaya
çalışmak. Filmleri, müziğiyle, konuşmaları takip ederek seyretmek, anlamak...
Çocuk yaşta olup bitenlere artık gözleri kapalı yenilerini ekleyerek devam etmek,
mücadele vermek. Ve de görememek... Henüz 9 yaşındayken yakalandığı hastalıktan
dolayı görme duyusunu yitiren Tuğba'nın yaşamından kesitler, bu tarifler...
Bu anlatılar, göremeyenlerin hikayesinden benzer alıntılar...
Tuğba, Kocacenk ailesinin en büyük kızlarından biri. Çocuk yaşta yakalandığı
bir hastalıktan dolayı görme duyusunu yitirmiş. Tuğba, başındaki kistten dolayı
ameliyata girer. Girer ama hayati tehlike taşıyan bu ameliyat sonrası gözlerini
kaybeder. Tuğba'nın ailesi için zor bir dönem başlar.
Tuğba'nın annesi, Safiye Hanım 40 yaşlarında çalışan bir anne. Yaşadıkları zor
durumu şöyle anlatıyor: 'Tuğba, 9 yaşına kadar hiçbir sorun yaşamadı. Ancak
bir gün felç geldi. Şaşırdık, ama hemen toparlanıp doktora gittik. Psikolojik
diyenler oldu. Durum düzelmeyince bir bir doktorları dolaşmaya başladık. Başında
kist olduğunu öğrendik, ameliyat denildi. Yurt dışına bile belgeleri gitti,
fikirler alındı. Zor bir ameliyattı ama hayatı tehlikedeydi. Çocuğumuzu kurtarmak
için tüm aile seferber olduk. Tuğba, zor bir sürecin kararıyla ameliyata girdi'
Safiye Kocacenk, çıkmaz bir durumda kaldıklarını söylüyor. Ancak ilk gözbebeklerinin
yaşamı için mücadeleyi elden bırakmıyorlar. Tuğba, ağır bir ameliyattan çıkıyor
ama bir süre sonra görme duyusunu yitirdiği tespit ediliyor. Bundan sonra, Kocacenk
ailesini farklı bir dönem bekliyor.
Tuğba, on yaşlarında görmezliğin sıkıntılarını yaşamış. Safiye Hanım, gözleri
dolu bir şekilde, "kızım ölmek istedi, ölümü düşünüyordu" diyor. Tuğba,
ameliyat sonrası düştüğü çıkmazdan yaşama veda ederek kurtulmak istiyor. Ancak
Kocacenk ailesi, görmemenin verdiği hissi aşabilmesi için çabalıyor. Tuğba,
kendisi gibi görmeyen bir psikologa gidiyor. Bu süreçte, genç kız kendini toparlamaya
başlıyor ve 6 nokta ile yazmayı öğreniyor.
Tuğba şu anda lise 2 öğrencisi. Türkan Sabancı İlköğretim Okulu'ndan yüksek
bir puanla mezun olduktan sonra Bingül Erdem Lisesi'ne kaydedilmiş. Tuğba, göremeyen
ama okumayı çok isteyen biri olarak şunları söylüyor: 'Roman okumayı çok seviyorum,
yaz tatilinde üç tane kitap okudum. Kabartma kitap okudum. Bir tanesi Toprak
Anaydı, diğeri Pollyanna idi. Müzik de dinliyorum, özellikle hareketli olanları
seviyorum. Ama en çok kitap bulamadığımız için üzülüyorum.'
Tuğba, okulunda başarılı ve sevilen bir öğrenci. Bu sene, lisede alan belirleyerek
yeni dönemine hazırlanıyor. Yirmiyi aşkın kabartma ders kitabı Ankara'dan temin
ediliyor. Kabartma daktilosu olmadığı için derste önce öğretmenlerinin anlattıklarını
kaydediyor, eve geldiğinde kartona geçiyor. Bu saatlerce süren bir işin ardından
uykusuz ve yorgun da kalsa vazgeçmiyor. Onun düşüncesi, ileride ailesini yük
olmamak...
'Bazen sıkılıyorum keşke görseydim diyorum. Çünkü bir tane de kız kardeşim var,
Merve 14 yaşında o evde anneme işlerde yardım ediyor. Keşke ben de anneme yardım
edebilsem, ben de tam anlamıyla kendime yetişebiliyor olsam koşuşturup dursam
diye düşünüp duruyorum. Kelimeler bazen bu durumu hislerimi anlatmaya yetersiz
kalabiliyor.'
Tuğba'nın korktuğu ise, okuyamamak. Üniversiteye gitmek mesleğini seçip işini
yapmak istiyor. Şekillerden muaf olduğu için sosyal alanı seçmek zorunda kalmış
ama ümitsiz değil. Peki ya iş koşulları? Tuğba, geleceğinini sıkıntılarını şimdiden
çekmeye başlamış. Göremeyenler için kontenjan açan iş yerlerinde hakkıyla çalışmak
istiyor.
Safiye Kocacenk ve Baba Ayhan Kocacenk, Tuğba'nın çalışma hususunda şunları
söylüyor: 'O okuyup faydalı olmak istiyor o hala yaşıyor oysa ona ayak altında
dolaşma demelerini istemiyorum. Duyuyoruz öğreniyoruz, bunlar çirkin geliyor
bize. Tuğba emeğinin karşılığını almak istiyor. Bu önyargının yenilmesi lazım.
O parayı almayı hak etmedikten sonra Tuğba zaten o parayı almaz. Gözleri görmüyor
ama o da bir insan. Herkes kaza geçirebilir hastalıktan dolayı uzvunu ya da
uzuvlarını yitirebilir'
Tuğba, hala umutlu ve okumayı, psikolog olmayı istiyor. O göremeyen insanlardan
sadece biri ve mücadeleyi bırakmıyor. Zorlu bir süreçten geçtiğini söyleyen
Tuğba, kolay vazgeçmemek gerektiğinin örneğini sunuyor bizlere...
ÜÇÜNCÜ SAYFA
Şanslı ilçe
Beşiktaş Belediyesi,
hizmetlerine bir yenisini ekledi. Beşiktaş Belediyesi'nin ve Finansbank'ın işbirliği
ile BEKART adını taşıyan bir avantaj kartı doğdu. İlk olarak Akmerkez Karşısı,
Ortaköy, Alkent'e kurulacak olan BEKART, çeşitli noktalardaki ATM'leriyle hizmet
verecek. Her yerde alışveriş imkanını sağlayacak olan nakit kredi imkanı sunan
kart, Beşiktaşlılar için ayrıcalık sağlayacak.
Beşiktaş Belediyesi BEKART adlı hizmet ve avantaj kartıyla ilçede yaşayan ve
çalışan tüm vatandaşlar için çeşitli imkanlar sunuyor. BEKART sahipleri belediye
ile anlaşmalı mağazalarda kimi ayrıcalıklara sahip olmanın yanı sıra bir çok
işlemi de kolaylıkla gerçekleştirebilecek. Türkiye'de ilk defa 'Emlak ve Çevre
Temizlik Vergisi' ödemeleri, otomatik olarak yapılabilecek. BEKART'ın sağladıkları
bununla kalmıyor, Sosyal Asist denilen hizmete bir telefonla ulaşarak sanatsal
etkinliklere katılmak mümkün.
Card Finans'a özgü tüm avantajlardan yararlanma olanağına sahip olan BEKART,
her harcamada para yerine geçen puanlama sistemiyle kolaylıklar sağlıyor. İster
alış verişte ister her hangi bir hava yolundan uçak bileti alırken kazanılan
puan istenildiği gibi kullanma imkanı sunuyor. Ayrıca BEKART'ın, kullanıcılarına
yurt içinde ve yurt dışında Visa amblemi bulunan 18 milyondan fazla noktadan
işlem yapabilme özelliği sunduğu açıklandı.
Bir hizmet ofisi daha
Her mahalleye bir
hizmet ofisi açılmaya devam edliyor. Açılan hizmet ofislerinin son halkası Etiler'deydi.
Beşiktaş BelediyeBaşkanı Yusuf Namoğlu, açılışa katılan ilçenin siyasi parti
temsilcilerine, muhtarlara ve halka çok yönlü hizmet ofisini tanıttı. Yapılan
açılışa halk büyük ilgi gösterdi.
Namoğlu, açılışta yaptığı kısa konuşmasında "Her mahalleye mini belediye
ofisi açma sözü vermiştik. Bu sözümüzü nasıl kararlılıkla uyguladığımızı görüyorsunuz.
Biz vatandaşlara verdiğimiz sözlerin arkasındayız." diye konuştu. Başkan
Namoğlu ayrıca, hizmet ofisinin afet yönetim merkezi olabilecek nitelikte bir
ofis olduğunu belirtti. Hizmet ofisinin içinde muhtarlık, sağlık hizmeti, temizlik
işçisi ve Gelirler Müdürlüğü elemanları yer alıyor. Beşiktaş Belediyesi her
mahalleye bir "Belediye Hizmet Ofisi" projesi kapsamında daha önce
Ambarlıdere, Ortaköy- Mecidiye, Konaklar, Türkali- Muradiye, Gayrettepe ve Akatlar
mahallelerinde hizmet ofisi açmıştı.
Başkan hesap verdi
Geçen sayıdan devam
Eğitim: İlk ve
orta öğrenim kurumlarında yapılacak olan sportif, kültürel ve sanatsal etkinliklere
destek verilmesi.
(spor faaliyetleri, halk oyunları, tiyatro, müzik çalışmaları vb.)
Üniversite öğrencilerine staj imkanının sağlanması.
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, halen süren çalışmaların olduğunu vurguluyor
ve otopark, semt pazarları konusunda, eğlence alanında ve Beşiktaş Belediyesi'nin
çıkartacağı yaşam kartı adlı çalışmaların iyileştirici yanlarını ortaya seriyor.
Otopark: Tüm tali yolların tek taraflı park için çizgilendirilmesi. En ufak
boş alan bile otopark olarak kullanılır hale getirilmesi. Her türlü kamu arazilerinde
yeraltı otoparkları yapılması ve özel arazilerde de yeraltı otoparkları özendirilmesi.
Yoğun otopark ihtiyacı olan bölgelerde kamulaştırma yapılarak ada bazında merkezi
otopark yapımı için YAP-İŞLET-DEVRET modeli uygulamalar yapılması.
Semt Pazarları: Çeşitli bölgelerde kurulan semt pazarları daha hijyenik hale
getirilerek ve seyyar tuvaletlerin bulundurulması. Semt pazarlarında satılan
ürünlerin fiyatları denetlenmesi. Halk sağlığı gözetilerek "Sıhhi Denetimler"
sıkıştırılması. Pazarların kurulduğu günlerde yaşanan trafik karmaşası en aza
indirgenmesi.
Bekart Uygulaması: Beşiktaş ilçesinde yaşayanlar için hazırlanacak olan ve kullanıcılarına
önemli ayrıcalıklar sağlayan "Ayrıcalıklı Yaşam Kartı" projesi hayata
geçirildi. Bu kartın sahibine sağlayacağı ayrıcalıklar; Çöp Vergisi Ödemelerinde,
Emlak Vergisi Ödemeleri, İndirimli Alışveriş, İndirimli Sağlık Sigortası, Kültür
Etkinlikleri ve Rezervasyonu, Kredili Alışveriş'te kolaylık sağlanması...
Eğlence: Yoğun konut alanları içi ve yakınında dışa dönük gürültü üreten ve
trafik karmaşası yaratan eğlence yerlerine izin verilmeyecek. Zorlaştırıcı tedbirler
ve etkin denetimle gürültü problemi en aza indirgenmesi ve eğlence yerlerinin
"sağlık denetimi" yapılması.
Başkan Namoğlu henüz proje aşamasındaki çalışmalarından biri alt geçitlerle
ilgili. Yayaların hem sorunsuz bir şekilde uygun alt geçitlerden faydalanması
hem estetik açıdan cazip geçitlerle görünümü koruma amacını taşıyan bir çalışması
var. Diğer bir çalışma ise, Ortaköy Vadisi'nde kurulması düşünülen Kadın Doğum
Hastanesi. Buna yönelik çalışmalar Sağlık Bakanlığı ile birlikte hareket edilerek
netleşecek.
DÖRDÜNCÜ SAYFA
Almanya'dan
engelliler geldi
Levent'te açılışı
gerçekleştirilen Dilek Sabancı Engelliler Parkı'nın ilk yabancı konukları Alman
engellilerdi. Parkın içindeki sosyal tesisleri gezen Alman konuklar, en çok
engelliler için özel olarak hazırlanan salıncaklara hayran kaldılar.
Turizm gezisi için Türkiye'yi tercih eden 14 Alman engelli, tarihi ve turistik
bölgeleri gezmeden ilk olarak Beşiktaş'taki engelliler parkını ziyaret ettiler.
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, Alman konuklarını ağırlayarak onlara
parkı gezdirdi. Spor tesislerinde basketbol oynayan Alman engelliler, sonrasında
salıncaklara bindiler. Almanlar, engelliler için özel olarak hazırlanan salıncakları
gördüğünde şaşkınlıklarını gizleyemeyerek, kendi ülkelerinde böyle bir şeyle
karşılaşmadıklarını vurguladılar.
Ramazan alarmı
Beşiktaş Belediyesi
ve Sağlık Grup Başkanlığı, oluşturdukları bir ekiple ramazan öncesi gıda denetimi
yaptı. Beşiktaş'taki lokanta ve fırınları denetleyen ekip, ramazan öncesinde
denetimleri sıkılaştırarak halkın sağlığına nasıl önem verdiklerini gösterdi.
Denetim, Beşiktaş Belediyesi Başkan Yardımcısı Celal Akgün ve Sağlık Grup Başkanı
Ufuk Demiralp'in başkanlığında, doktor ve zabıtaların katılımıyla gerçekleşti.
Yapılan denetimlerde iş yeri ruhsatları ve sağlık karnelerine bakıldı. Lokanta
ve fırınların imalathanelerinde yapılan incemelerde, işyeri ve personellerin
hijyenik kontrolleri yapıldı. Denetimin sonucunda hijyenik kurallara uymaya
bazı yerlere para cezası verilirken, evrakları eksik olan kimi işyerleri de
uyarıldı.
Celal Akgün, incelemeler sonucunda Beşiktaş'taki işyerlerinin sorun çıkarmadıklarını
belirterek, "İncelemelerimizde bu yerlerin hijyenik ve temiz olduklarını
görüyoruz. Halkımıza layık hizmet veriliyor. Bu nedenle Beşiktaşlılarımızın
içleri rahat olsun." diye konuştu. Ufuk Demiralp ise, şu açıklamalarda
bulundu: "Biz belli zamanlarda kontrollerimizi yapıyoruz. Ancak ramazan
ayının gelmesiyle denetimlerimiz sıkılaştı. Beşiktaş'ta gıda üreten bazı yerlerde
düzensizlik, dikkatsizlik olsa da genel hijyenik koşullara dikkat ediliyor."
"Şov değil
yardım"
Diğer yandan Celal Akgün, ramazanda diğer belediyeler gibi iftar çadırları yerine
ihtiyaç sahibi olan ailelere yemek yardımı yapacaklarını söyledi. İftar çadırlarının
şov olarak kullanıldığını ifade eden Akgün, "Televizyonda gördüğümüz olaylar
bizi üzüyor. İnsanlar bir kuru ekmek için birbirlerini eziyorlar. Onları rencide
etmek istemiyoruz. Geçen sene 800 aileye kumanya, 130 aileye yakacak yardımı
yaptık. Hayırsever insanlar da bizimle irtibata geçerse kendilerinin denetiminde
ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız" dedi.
Taleplerin gün geçtikçe artığının altını çizen Akgün, "Geçen senenin iki
katı yardım yapmak istiyoruz. Muhtar, zabıta, sivil toplum örgütleri tarafından
tespit edilen ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın evlerine belediye araçlarıyla
yardım göndereceğiz" diye konuştu.
Ortaköy sahilleri
petrole bulandı
Türkiye'nin incisi İstanbul Boğazı, transit geçiş yapan Malta gemisi yüzünden bir kez daha petrole bulandı. Rotasından çıkan Gotia adlı gemi Emirgan İskelesi'ne çarpınca, güzelim Boğaz'a petrol sızdı. Sabah saatlerinde lodos çıkmasıyla petrol kıyıya vurmaya başladı ve Ortaköy sahilleri kapkara bir tabakayla kaplandı. Ortaköy sakinleri çevre katliamına tepki gösterirken, petrolün uzun süren bir çalışmayla temizlenebileceği öğrenildi. Çalışmalara başlandı.
Muhtarların Sesi
Yokuşlarda Zorlanıyoruz
Yokuşlarda kayma sorunu ile yaşamaktayız. Belediyenin Fen İşleri tarafından
tarama istemiştik ancak bir süredir bu durum için yanıt alamadık. Bunun için
gerekli işlemlerin yapılmasını beklemekteyiz. Nardek ve Nartanesi sokaklarında
da trafik sorunu yaşıyoruz. Sokağın birinin giriş birinin çıkış olmasını istiyoruz
ancak bu şekilde sorun çözümlenecek. Toprak Holding'in karşısındaki parka basketbol
sahası istiyoruz. Yeşillendirmeler için belediyenin çalışmalarından memnunuz
ancak gerekli ışıklandırmaların yapılmasını rica ediyoruz.
Yüksel Ağat-Abbasağa Mahallesi
Eksiklerimizi tamamladık
Sokak lambalarında bir iki eksiğimiz vardı onlar da tamamlanmak üzere. Mazgallarla
ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Mahallemiz yeşillendirme bakımında en iyi
yerlerinden biri. Park ve Bahçeler Müdürlüğünün çalışmalarından gayet memnunuz.
Tayfun Kirmanlı-Akatlar Mahallesi
Ulaşımda sıkıntı
yaşıyoruz
Bizim en önemli sorunumuz 65 senelik durağın yerinin değişmesidir. Bu değişim
sağlıklı olmamıştır. Gerekli imzalar toplanmasına rağmen bize geri dönülmemiştir.
Oysa burada büyük bir ulaşım sıkıntısı yaşamaktayız. Hukuki yollara da başvuruldu.
Durağın eski haline dönmesi istiyoruz. Büyük çoğunluk bundan yanadır. Tüm başvurularımız
bunu gösteriyor kime ve neye göre bu durağın yeri değişmiştir?
Şeref Boyacı-Dikilitaş Mahallesi
Doğalgaz istiyoruz
Kireçhane yolu üzerinde yol çalışmaları sürüyor. Doğalgaz için girişimler tamamlandı.
İGDAŞ ve Belediye ile iletişimdeyiz. Doğalgaz'ın gelmesi için son gelişmeleri
takip ediyoruz ve neticeyi bekliyoruz. Sokak lambaları ile ise sorun yaşamıyoruz.
Bu konuda bir eksiğimiz bulunmamaktadır.
Adnan Sosyal-Kuruçeşme Mahallesi
Sokaklarımız zifiri
karanlık
Muhtarlığımızı yaptırmaya çalışıyoruz. Muhtarlık binası yazık ki çalışmalarımızı
yürütebilmemiz için uygun koşullara sahip değil. İyileştirme programına alınan
binanın yapılandırılması için beklemedeyiz. Sokak lambaları burada büyük bir
sorun yaratıyor. Sürekli arıza yapıyor. Bununla birlikte hırsızlık olayları
artıyor. Devriyenin artmasını istemekteyiz. Yollarla ilgili bir sorun yaşamıyoruz,
alt yapı güzel.
Cüneyt Doğan-Balmumcu Mahallesi
Ağaçlarımız budansın
Sokak lambaları ile ilgili bir sorun yaşamasak da ağaçların budanmamasından
ötürü ışıklandırmadan mahalle sakinlerimiz faydalanamamaktadır. Bunun için Park
ve Bahçeler Müdürlüğünün gerekeni yapmasını bekliyoruz. Bunun dışında yol veya
kazı çalışmaları ile ilgili sorunumuz yok.
Muzaffer Türk-Levent Mahallesi
BEŞİNCİ SAYFA
Odun kömür
fiyatları el yakıyor
Kasım ayı ile birlikte
kış kendini hissettirmeye başladı. Havalar soğumaya yüz tutunca doğalgaz kullanmayan
vatandaşlar odun kömür telaşına düştü. Fiyatları pahalı bulan vatandaşlar, odun
kömürü artık eskisi gibi tonla değil torba torba alıyorlar.
Beşiktaş'ta doğalgaz kullanımı yaygınlaştığı için odun kömür depoları az olsa
da Ihlamur'da Beratoğlu Odun ve Kömür Deposu vatandaştan gelen talepleri karşılıyor.
Sahibi Erdoğan Beratoğlu, satışların eskisi gibi olmamasını Beşiktaş'ta doğalgaz
kullanımının artmasına ve ekonomik krizin etkilerine bağlıyor. Satışların geçen
seneye göre yüzde 30 oranında azaldığı belirten Beratoğlu, eskisi gibi tonla
satış yapamadıklarını, vatandaşın kömür bittikçe torba torba aldıklarını söyleyerek,
"İnsanlar yakacaklarını birden alamıyor. Vatandaş kış geldi diye ne yapacağını
şaşırdı. Kışı nasıl bitiririm diye kara kara düşünür oldu." diyor.
Beratoğlu Kömür Deposu'nda odunun tonu 140 milyon TL'den satılırken, bir küfesi
7.5 milyon TL'den satışa sunuluyor. Kömürün tonu kalitesine göre 160 milyonla
260 milyon TL arasında değişiyor. 25 kg.'lık torbalarla satılan kömürün fiyatı
iki cinse göre değişiyor. Ceviz kömürü diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası
6.5 milyon TL, Portakallı kömür diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası
ise 6 milyon 750 bin TL'den satılıyor.
Beratoğlu, vatandaşların kömür alırken bazı şeylere dikkat etmeleri gerektiğini
söyleyerek, "Kömürden verim alabilmek için kaliteli kömür satın alınmalı.
İthal kömürler daha kaliteli olur. Ancak yerli kömürlerden Soma kömürü de çok
kalitelidir. Kömürün kalitesi kalorisinden anlaşılır. 5000-5500 kalorinin üzerinde
olması gereken kömürün kükürt oranı düşük ve parlak olmalı." diyor.
Sürekli koşuyor
Beşiktaş'ın en
eski anahtarcılarından Mustafa Mercan, koşu merakıyla herkesi şaşırtıyor. 62
yaşındaki Mercan, yürürken bile sanki koşuyor. Mercan, koşu olduğunda dükkanını
kapatıp hemen yarışa koşuyor. Bugüne kadar katıldığı yarışların içinde bir kez
Balkan Şampiyonası'nda milli forma bile giymiş. Koşularından kazandığı madalyalar
o kadar çok ki eşi bir ara nereye koyacağını şaşırınca bir tencereye dolduruyor.
Ancak sonra dayanamayıp vitrine koyuyorlar. Mercan'la atletizme olan tutkusunu
konuştuk.
Koşu merakınız
nasıl doğdu?
1960 senelerinde Tarabya 1. amatör kümede futbol oynuyordum. Sol bek oyuncusuydum.
Senelerce futbol oynadıktan sonra bıraktım. 86-87 yılarında ciğerlerim çok kuvvetli
olduğu için 10 km.'lik Avrasya Maratonu'na katıldım. Yarışı bitirenlere madalya
veriliyordu. Çok rahat koştum. Koşuş o koşuş... Sonra atletizm bende hastalık
haline geldi. 1989'da İstanbul Atletizm Masterler Kulübü'ne üye oldum. Usta
atletlerin bir kulübüydü. Onlarla beraber senelerdir koşuyorum. Ama amatör olarak
atletizmle uğraşıyorum.
Mesleğiniz var mı?
50 seneden beri Beşiktaşlı'yım. Anahtarcılık yapıyorum. Ama nerede bir koşu
olsa dükkanı kapatır, gider o koşuya katılırım. Çünkü atletizm vazgeçemeyeceğim
bir tutku...
Şimdiye kadar hangi yarışlara katıldınız?
Yaklaşık 15 seneden beri amatör olarak koşuyorum. O kadar çok yarışmaya katıldım
ki tek tek saymak zor olur. Ama şöyle söylersek maratonlar, barış koşuları,
Türkiye çapındaki bütün şehir koşuları, semt koşuları, belediye koşuları ve
gazetelerin düzenlediği koşulara katıldım. En önemli koşularım Balkan Şampiyonası,
Selanik Koşusu, Uluslararası Barış Koşusu, Dünya Barış Koşusu, Olimpik Gün Koşusu'ydu.
Atletizm sizin için ne
ifade ediyor?
Bu bir spor. İstanbul'daki yaşamın stresini bu şekilde atıyorum. 41 doğumluyum.
Ama çok zindeyim. Herkese tavsiye ediyorum, ilerleyen yaşa rağmen zinde kalmak
için mutlaka spor yapsınlar. İnsanları kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıyor.
İstanbul gibi bir şehirde spor yapmayan insan çok çabuk yıpranır, sağlığından
olur.
Başka spora merakınız var mı?
Bir ara boksa heves ettim. Burnumu kırdılar. Bir boks ringi gördüm mü dayanamıyorum.
Ankara'da bir koşuya gitmiştim. Bir boks misafirhanesinde konakladık. Ringe
çıktım. Çıplak elle oynayıp elimi sakatlamışım. Ben hiçbir şeyin farkında değilim.
Acı hissetmedim. Benim boks oynadığımı görenler "Sen boks da mı biliyordun."
dediler. Bir de güreş yaptım.
Koşularınız sırasında hiç sakatlandığınız
oldu mu?
19 Mayıs Atatürk Koşusu'na katıldığımda ayağım kırılmıştı. Koşunun amacı şuydu:
Selanik'ten toprak alanlar Edirne'ye, Edirne'den toprağı alanlar da Taksim'e
getirecekti. Bir kısım atlet de Taksim'den görevi devralıp Ankara'ya götürecekti.
Ben Taksim- Ankara hattında koşacaktım. Beylerbeyi ayağından yarış başladı.
Göztepe Merdivenköy civarına geldiğimizde sıra bana gelmişti. Önümde polis gidiyor,
arkasından ben koşuyorum. Benim arkamdan da cankurtaran geliyor. Yolu kesmiş.
Yavaş yavaş gidiyoruz. Cankurtaran yolun ortasına kaçınca arkada herhalde canı
sıkılan taksi şoförü aradan yoluma gideyim demiş. Beni görünce fren yapmış ama
ayağım altında kaldı. Kırılan ayağım yaklaşık yedi- sekiz ay alçıda kaldı. Yine
de vazgeçmedim.
Milli formayla koşmuşsunuz. Nasıl oldu?
Masterler Kulübü tarafından asıl yarışlardan önce müsabakalar düzenleniyordu.
O müsabakalarda iyi derece alarak 21 km.'lik koşuyu tamamladım. Böylece 1992
senesindeki Balkan Şampiyonası'na katılmaya hak kazandım. İlk defa bu yarışta
milli formayı giymek şerefine eriştim. Yarışı 11. olarak bitirdim.
Ramazan geldi hoşgeldi!..
Müslümanların mübarek
ayı Ramazan, nihayet geldi. Beşiktaş Müftüsü Süleyman İlhami Özden, Ramazanın
rahmet ve hoşgörü ayı olduğunu belirterek, herkesi iyi niyetli olmaya ve yardımlaşmaya
çağırdı. Özden, Gazete Beşiktaş aracılığıyla vatandaşlara Ramazan mesajı verdi:
"Ramazan ayı, Allah'ın her zamankinden çok kullarına af kapılarını açtığı,
yardımlaşmanın ve hoşgörünün çok olduğu faziletli bir aydır. Peygamberimiz'in
bir sözü vardır: 'Komşusu açken kendisi tok olarak sabahlayan benim ümmetimden
olamaz.' Bu nedenle en çok bu ayda ihtiyaç sahiplerine yardım edelim. Ulaşabildiğimiz
ihtiyaç sahiplerini araştırıp fitre ve zekatlarımızı onlara verelim. Bugün insanlar
açlıktan kıvranıyor. Çöpten ekmek kırıntısı toplayan insanlar varken biz kendimiz
yiyip içersek peygamberimizin istediği gibi bir müslüman olamayız. Bu mübarek
ayda birbirimizi sevgi ve saygıyla karşılamalıyız. Her zamankinden daha çok
hoşgörülü ve iyi olmalıyız. Herkes, İslam'a, Kur'an, ve sünnetlere daha çok
yönelsin. Tüm müslümanların mübarek ramazanlarının hayırlı olmasını dilerim."
Özden, Beşiktaş'taki hasarlı camiiler hakkında da bilgi verdi. Sinanpaşa Camii
ve Ortaköy'deki Defterdar İbrahim Paşa Camii'nin hasarlı olduğunu söyleyen Özden,
Beşiktaş'taki Sinanpaşa Camii'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıldığını
ancak Ortaköy'deki camiinin henüz onarıma alınmadığını açıkladı. Özden, Defterdar
İbrahim Paşa Camiisi için "Eski bina olduğu için çökmek üzere. Ancak pek
kimse ibadet etmeye gitmiyor. Bu nedenle çok sakıncalı bulmuyorum. Ama Vakıflar
Genel Müdürlüğü'ne bir yazı yazdım. Dileriz ki o da onarılsın. Ancak Sinanpaşa
Camii'nin merkezi bir camii olması nedeniyle sakıncalı. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün
tadilat çalışmaları tarihi eser olduğu için çok yavaş gidiyor. Camiinin üçte
ikisi kapalı. Cemaat kalan bölümde namaz kılıyor. Özellikle Cuma günleri vatandaş
dışarıda kalıyor. Ancak çalışmalar yavaş da olsa hasarın giderilecek olması
iyi bir haber." diye konuştu.
ALTINCI SAYFA
Aş ve iş istiyorlar
Levent'ten Barbaros
Bulvarı'na Ortaköy'den Bebek'e kadar halkın yeni hükümetten ne bekledikleri
konusunda görüş aldık. İşsizlik sorunundan pahalılığa yolsuzluktan gittikçe
fakirleşmeye kadar bir çok konu dillerden düşmedi. İster sahil yolu esnafı olsun
ister semtin içlerindeki vatandaşlar, hangi kimlikte olursa olsun yeni hükümetin
dürüst olmasını bekliyorlar. Gençlerin görüşü ise, yeni hükümetin de sistemi
değiştiremeyeceği yönünde. Eleştiriler sert, umutsuzluk diz boyu...
Ne umut var
ne beklenti
Beşiktaş esnafından 43 yaşındaki dekorasyon işleri ile meşgul olan Halil Taşkesen,
yeni hükümetten koşulları iyileştirmesi yönünde beklentileri olan bir birey...
'Herkes düşünür ki güzel şeyler olsun işsizlik olmasın pahalılık olmasın' diyor
ama sistemin düzelmeyeceğini ifade ediyor. Taşkesen; 'Bir başbakan çıkacak her
şey güllük gülistanlık olacak diye bir şey yok. Ben serbest çalışıyorum, inşaatçıyım.
Sosyal güvence açısından olanlar çok kötü. Mesela bizim hiçbir yere kaydımız
yok. Devlet bize bir kolaylık getirseydi primini almak şartıyla ama biz buna
katlanırdık ancak isteğe bağlı olanlarda şimdi biliyoruz ki sağlık durumlarından
yararlanamıyorlar. Üstelik ne şekilde olursa olsun primler çok fazla. Maaşın
durumu belli zaten' diyor.
Hayatın pahalılığının bel büktüğünü söyleyen aşçı Mevlut Bakır ise şunları söylüyor;
"Çıraklıktan bu yana 35 yıldır aşçılık yapıyorum. Tüm çalışma hayatım boyunca
işçilerin durumunun göz ardı edildiğinden, sosyal güvence meselesi ile ilgili
sorunlar çözümlenmedi" Bakır, yakınlarının, çevresinin çektiği sıkıntılardan
da söz ediyor. Mevlut Bakır, hükümete 'ne olacak memleketin hali' diye soruyor
ve 'bugün çiftçisinden esnafına kadar her insan kan ağlıyor. Ayrıca üretmiş
olduğunu kendisi satamadıktan sonra ne olur bu ülkenin hali? Şimdi bir vatandaş
bir okul masrafını bile karşılamayacaksa, ne yapacak? Çocuk okuyamadan iş hayatına
giriyor. Bir yere çırak olu Gençlerimize ne olacak? Bir şeylerin sınırına gelmeden
bunu yapmak gerekir. Düzenli bir hayat istiyoruz. Öyle bir şey ki insan bir
lokma ekmek ve evini geçindirmek için mücadele ediyor. Bu bir sorunlu hastalıklı
bir düzenin işareti değil mi? Belli bir seviyede geliri olanlar okutabiliyor
ya belli bir seviyede okuyamayanlar? Ama ne olur hayat şartları düzelirse bu
işsizlik sorunu kalkarsa bu sorunlar olmayacak. Çocuklarımızın geleceği... Ben
bunları bir parti Eski tas eski hamam olmasın"diyor.
"Yeni hükümetten beklenti denildiğinde 'dürüstlük' kavramı öne çıkıyor.
Partisi, kimliği ne olursa olsun ölçülerden biri dürüstlük oluyor"diyen
Asiye Tunçbilek, 57 yaşında ve Gelinlik Dükkanı Sahibi... Tunçbilek, dürüstlüğü
aradığını vurguluyor. Eşiyle birlikte çalıştırdığı dükkanında yapılan yolsuzluklardan
ve bunların tekrar edeceği endişesini taşıyarak veryansın ediyor.
'Dürüstlükten yanayım, çünkü önce bu yaklaşımla işe başlandığında yeni hükümette,
sorunların çözümü de arkasından gelecektir. Ancak, bunu beklemek o kadar güç
ki, kesin bir söz söylemek bir beklentiye girmek çok zor. Çözümün bundan geçtiğine
inanıyorum' diyor.
Abdullah Üvet, 30 yaşında bir esnaf... Bakkal dükkanında çalışıyor, ancak ekonomik
sıkıntının esnafı öldürdüğünü iktidara gelenlerin sorunlarına çözüm olamadıklarını
söylüyor. Ayrıca milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını vurguluyor.
'Ben yeni bir hükümetten hiçbir şey beklemiyorum. Gelen aynı giden aynı. Durum
belli bana göre şimdiden. Hiçbir parti beni tatmin etmiyor. Ben milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyorum. Benim vekilimin dokunulmazlığı neden
var?' şeklinde konuşuyor.
Ali Cansever, "her şey olmuş bitmiş gibi geliyor bana, değişen bir şey
olmayacak düşüncesindeyim"diyor.
Erkan Sakallı, "oeğişen bir şeyin olacağına inanmıyorum sadece giydikleri
kıyafeti değiştiriyorlar. İnsan harcanıyor. Ama hangi parti kendi programı için
çabalıyor ilkeleri için uğraşıyor? Sadece teorilerde kalıyorlar ve uygulamalara
geçmek çoğu zaman gecikiyor ve artık yaşamak bile imkansız hale geliyor böyle
bir ortamda" diye eleştirirlerini dile getiriyor.
Yıldırım Bey, onca sıkıntısına rağmen Beşiktaş'ta dükkan açıp ayakta durmaya
çalışan bir vatandaş. Yeni hükümetten beklentisi, iyi hizmet etmeleri, çok çalışmaları...
'Halka en azından hakkını verecek bir hizmet götürün, eksilerinizi artıya çevirmek
için çaba harcayın. Umarım düzelir diye düşünüyorum ama böyle olmuyor. Demokrasi
istiyorum. Düşünce söylenince hapse atılıyor. Bu nasıl bakış açısı? Çalışanların
durumu zor. Çalışanlar sömürülüyor artık işverenler de sağduyulu davranmıyor.
Ben bunun sırtından nasıl geçinirim düşüncesi her alana hakim bunu düzeltsinler.'
diyor.
Fehmi Cengiz, 65 yaşında SSK emeklisi... Yeni hükümetten hiçbir beklentisi yok.
'Yaptıkları aynı, bunlar kendileri için geliyor. Bunlar milleti idare etmeye
gelmiyorlar, banka hortumları veya yolsuzluklar ne oldu?" diyor.
İsmini vermek istemeyen 40 yaşındaki bir vatandaş ise, işsizlik sorunundan yakınıyor
ve toplumda artık dürüst adamın aranır olduğunu söyleyerek, beklentilerin gittikçe
düştüğünü vurguluyor. 'Dürüstlük artık bir parametre mi olmalı? Elbette insanlar
dürüst olacak artık dürüst kişi arar olduk, böyle bir ülkenin geleceğini göremiyorum
ben. 40 yaşındayım ve işsizim. Böyle bir ülkede okuyan okuyamayan iş bulamayan
geçim sıkıntısına düşen o kadar çok kişi var ki, nasıl görmezden geliniyor?"
diye hayıflanıyor.
İsmail Kutlu da küçük bir esnaf... Bakkal dükkanı var 52 yaşında. Batmak üzereyim,
diyor çaresizce. Küçük esnafın durumunu dile getirirken sözleri, halkın her
kesiminin gittikçe zor durumda olduğunu söylüyor.
'Satış yok zaten. Hiç iş olmuyor diyebilirim. Benim gibi bu sıkıntıyı çeken
çok kişi var. Ama vergi alıyorlar, derneklerimiz var ama bizi savunmuyor, korumuyorlar.
Hükümetler gözlerini kapamış görmüyor. Hiçbirine inanmıyorum' şeklinde konuşuyor.
Safiye Kocacenk ve sürekli iş olmadığını söylüyor. Gelen hükümetlerin hiçbirinin
çalışanlarını korumadığını belirtiyor. Umuda gelince o da kalmamış. Yeni parti
yeni soluk siyasete kan denirken artık hiçbirine inanılmıyor, diyor.
Huzurumuz
kalmadı...
Semih Çiftçi, 38 yaşında hoparlör tamircisi olarak geçimini sağlıyor. "Yeni
hükümetten bozulan adalet sisteminin iyileştirmesi için çalışmasını istiyor
ama hiç umutlu değilim" diyerek, karamsarlık tablosu çiziyor. 'Bir zamanlar
80 yıllarında terör vardı. Ekonomik durum da belliydi ama gençler birbirlerini
öldürmesinler diye çabalanıyordu oysa şimdi aşırı bir adaletsizlik var. Ekonomi
kötü ama insanların manevi olarak bozukluğu dengesizliğini kabul edemiyorum.
İnsanların haklarından artık taviz verilmesin' diyor.
Hasan Arslan, Ortaköy Dereboyu'nda kundura dükkanında tamircilik yapıyor. Arslan,
50 yılı devirmiş. Yolsuzluk, işsizlik hayat pahalılığı onun içinde çözümlenmesi
gereken sorunlar arasında. Arslan, Apo konusunun unutulduğunu yeni hükümetin
bu konuda sessiz kalmamasını istiyor.
Ahmet Öğer, 52 yaşında esnaf.. "Huzursuzluk ortamı var. Hükümet ne yapsın
ne etsin işsizlik sorununa bir çözüm bulsun gelecek diye bir şey kalmadı"
diyor.
Camil Usta da beklentileri olan bir esnaf... Ailesinin yükü omuzlarında ve altmışına
merdiven dayamış... Küçük esnafın yok olduğunu söylüyor ve güvenci içinde olmadıklarına
inanıyor.
Nurettin Ünal ise, yeni hükümetten 'hiçbir şey beklemiyorum' diyenlerin aksine
sözlerine başlıyor. "Aslında çalışan, çalışmayan birçok kimsenin beklentisi
var" diyor. Çocuklarının beklentilerini dile getiriyor. Eğitim şartlarından
çalışmaya, sosyal güvenceden uzun bürokratik süreçlerin zorluğuna kadar... Ancak
onun da inanmadığı, bu kadar çok sorun arasında kimsenin bir çözüm bulmak için
çabalayacağı...
YEDİNCİ SAYFA
Katrilyonluk yatırım
Raylı sistem için
katrilyonluk dev bir yatırım- ın daha gündemde olduğu öğrenildi. Projelerinin
kısa, orta ve uzun dönem olmak üzere üç periyotta yapılması hedefleniyor. Kısa
dönemde yapılması planlanan raylı sistemlerin 2001 ile 2005 yılları arasında
tamamlanması hedefleniyor. Orta dönem çalışmalarının 2006-2010, uzun dönem çalışmalarının
ise 2010-2023 yılları arasında yapılması hedefleniyor.
Kısa vadede toplam uzunluğu 71.2 kilometre olan 9 raylı sistem projesi hayata
geçirilicek. Maliyeti 1 milyar 702 milyon dolar (yaklaşık 280 trilyon lira)
olan projelerden 4'ü inşaat aşamasında. Toplam uzunluğu 55.8 kilometre olan
diğer 5 proje ise ihale aşamasında. Kısa vadede yapılacak raylı sistem çalışmalarının
hayata geçirilmesiyle mevcut uzunluğu 39 kilometre olan modern raylı sistemin
110 kilometreye çıkarılması ve hatların birbiriyle entegre edilmesi hedefleniyor.
2006 yılından 2010 yılına kadar 90.6 kilometre daha raylı sistem yapılacak.
İki etapta yapılacak çalışmaların toplam maliyeti 2 milyar 350 milyon dolar
(yaklaşık 386 trilyon lira) olacak. Birinci etapta toplam uzunluğu 38.9 kilometre
olan 5 raylı sistem projesi hayata geçirilecek. İkinci etapüa ise toplam uzunluğu
51.7 kilometre olan 5 raylı sistem projesi daha hayata geçirilecek. 2010 yılı
ile 2023 yılları arasında ise toplam uzunluğu 296 kilometre olan 17 raylı sistem
projesi daha yapılacak. Etüt aşamasındaki raylı sistem çalışmaları 2 milyar
913 milyon dolara (yaklaşık 478 trilyon lira) malolacak.Tüm çalışmalar sonunda
İstanbul'daki modern raylı sistemin toplam uzunluğu 496.8 kilometreye çıkacak
ve bu sistemlerin yolcu taşıma kapasitesi 1 milyon 485 bini bulacak. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Rafet Bozdoğan, "Dünyanın gelişmiş
ülkelerinde, nüfusu 300 binin üzerinde olan şehirlerde tramvay, 1 milyonun üzerindeki
şehirlerde metro kullanılıyor. Biz 12 milyonu aşkın nüfusu olan İstanbul'da
metro ve hafif metro ağırlıklı raylı sistem çalışmaları yapıyoruz. Yaptığımız
çalışmalarla şu anda toplu taşıma içinde yüzde 6-7 paya sahip olan raylı taşımayı,
2005'te yüzde 10-12'ye, 2010'da yüzde 25-30'a, 2023'te ise yüzde 40-42'ye çıkaracağız"
diyor.
Müzikle sakinleşiyorlar
Beşiktaş'ta musikiye
gönül verenler genci yaşlısıyla, işadamı, emeklisiyle her akşam müziğin çağrısına
uyarak Beşiktaş Musiki Derneği'nde buluşuyor. İşadamları takım elbiseleriyle,
öğrenciler önlükleriyle yorgunluk, bezginlik demeden başlıyorlar meşk etmeye.
Kimi elleriyle kimi sallanarak notayı tutturmaya çalışıyor. Önlerindeki notalara
bakarak bir yandan çalıyorlar diğer yandan bir ağızdan eşlik ediyorlar. Kanunun,
udun, neyin, tamburun sesi birbirine karışarak hoş tınılar bırakıyor kulaklarda.
Ardından ne yorgunluk kalıyor, ne stres... Bir hoş seda alıyor musiki gönüllülerini...
Biz de bir tatlı huzur almak için derneğe gidiyoruz. Dernek Başkanı Berrin Kocayurt
bize Beşiktaş Musiki Derneği'ni, musiki gönüllülerini ve tabi ki musikiyi anlatıyor.
Beşiktaş Musiki Derneği ne zaman kuruldu?
Derneğimiz 1963 yılında Beşiktaş Turizm ve Güzelleştirme Derneği olarak Barbaros'ta
faaliyet gösteriyordu. Dernek içinde müzik çalışmaları 1978 yılında başladı.
Daha sonra da derneğin müzik dışında bir faaliyeti olmayınca Musiki Derneği'ne
dönüştü. 1998 yılında Yıldız' daki şimdiki yerimize taşındık. Burada her şey
çok daha güzel oturdu. Musiki gönüllülerinin bir evi gibi oldu.
Musiki derneklerine baktığınız zaman Üsküdar Musiki Derneği olsun Eyüp Musiki
Derneği ya da Bakırköy Musiki Derneği olsun yardım alarak çalışmalarını sürdürüyorlar.
Biz ayakta durabilen nadir derneklerden birisiyiz. Kimseden destek almadan kendi
yağımızla kavruluyoruz.
Musiki gönüllüleri kimlerden
oluşuyor?
Değişik meslek gruplarından musiki sevdalılarını görebilirsiniz. Doktoru, diş
hekimi, avukatı, mühendisi, öğrenci ve öğretmeni, emeklisi, ev hanımı, iş adamları
gibi her meslek grubundan üyelerimizi görebilirsiniz. Kimi musikiye gönül verdiği
için, kimi de ruhunu dinlendirmek amacıyla geliyor. Öğrenciler, konservatuar
için altyapı oluşturmak istiyorlar ve bu amaçla geliyorlar. Bunun dışında konservatuara
giremediği için içinde kalan yetişkinler de gelebiliyor. Her geçen gün üyelerimizin
sayısı artıyor.
Bu ilgiyi nasıl
açıklıyorsunuz?
Gelen kişiler müziğin yanısıra sıcak dostluk ortamında buluyorlar kendilerini.
Yaklaşık 100 üyemiz var. Mümkün olduğu kadarıyla çok kişiye ulaşmak istiyoruz.
Musiki bizim kendi müziğimiz. Daha çok orta yaşın üstü severek dinliyor. Ancak
özellikle musiki eğitimi almak isteyen gençlerimiz de var. Bizim amacımız biraz
da musikiyi gençlere sevdirmek.
Dernek hangi
amaçtan
yola çıktı?
Derneğimizin amacını musikiye gönül verenlerin sevdikleri bir uğraşıyı yapmaya
olanak vermenin yanında Türk müziğinin yayılması için hizmet etmek, eserlerin
doğru formda gelecek nesillere ulaşmasına katkıda bulunmak, bilinçli bir şekilde
müzik eğitimi vererek kişilerin eksiklerini tamamlamak olarak özetleyebiliriz.
Musiki dersleri
nasıl işleniyor?
Dersler 16 yıldan bu yana değerli öğretmenimiz Hamdi Demirci tarafından yapılıyor.
Dernek üyeleri iki sınıfa bölünmüş durumda. Yeni başlayanlar için bir hazırlık
sınıfımız ve yetişmişlerden oluşan icraat sınıfımız var. Niyetimiz bunu üç sınıfa
çıkarabilmek.
Hazırlık sınıfımızda Nazariyat, solfej, usul, uslüp çalışmaları yapılıyor. Açmayı
düşündüğümüz üçüncü sınıfta da bu çalışmalar ileri seviyede devam edecek. Ayrıca
koro çalışmaları eklenecek. Eski arkadaşlarımızdan oluşan sınıf sadece koro
çalışmaları, repertuar çalışması yapıyor. Hafta sonları enstrüman dersleri de
veriliyor.
Her yıl AKM'de en az iki konser veriyoruz. Bunun dışında huzurevlerinde konser
veriyoruz. En büyük sıkıntımız konserlerde kaymakamımızı, belediye başkanımızı
protokol sıralarında görememek. Onların bulunması bizi onurlandırır. Teşvik
eder.
SEKİZİNCİ SAYFA
'Sosyal hayatı
gözardı eden, hata eder'
Toplam 140 ülkede
faaliyet gösteren ve yılda 6 milyar litrelik üretimiyle dünya içecek devleri
arasında yer alan Carlsberg, dünya kupasındaki katkılarına bir yenisini ekledi
ve şimdi de amatör kulüplere kucak açtı. Yeşil sahaların heyecanını yansıtan
proje ve sponsorluklarla tüm dünyada spor tutkunlarının yanında yer almayı hedeflediklerini
söyleyen Carlsberg'in Türkiye Başkanı Ercüment Berilgen "sosyal hayatın
bir parçası olmayı benimsemeyen ve gözardı eden kurum ve kuruluşların başarılı
olması beklenemez" dedi.
Sistem ve
işletmeci önemli
Türkiyede yepyeni bir sistem kurduk. Kendimize özgü bir strateji izliyoruz.
İzmir'deki fabrikamızda son teknoloji şişeleme ünitesini faaliyete başlattık.
Ürün yelpazemizi geliştirmekteyiz. 2002 yılında, biraevlerinin modernizasyonuna
ve çağdaş mekanlar konumunda olmasına ağırlık verdik. Garsonların kıyafetinden,
müziğine kadar ilgileniyor, önerilerde bulunuyoruz. Menünün oluşturulmasına
yardımcı oluyor, fikir veriyoruz Çünkü, sonuçta dünyanın en iyi ve en soğuk
birası olsa da, garson kötüyse müşteriyi memnun edemessiniz. Diğer yandan garson
iyiyse, ancak sıcak bira getirmişse yine olmaz. Bu nedenle sistemin tamamını
biz oluşturuyoruz, bıkıp usanmadan anlatıyoruz. Bütün birahanelerin konsepti
aynı, gittiğiniz zaman müşteri memnuniyetini gözardı edecek önemli bir ayrıntı
yakalamak zordur.
Pazarlama işin can damarı
Bir ambalaj ya da bir reklamla insanlar değişimi algılayabiliyorlar. Bakıyorum
da, Türkiye'nin gençleri artık daha seçici ve farklı. Her sektörde insanlar
giyimlerinde ve tarzlarında belli bir standart yakalanmış durumda, kendilerine
özen gösteriyorlar. Medyanın etkisi burada çok önemli. Türkiyede genç bir nufus
var ve hızla Avrupayı yakalıyorlar. Geçenlerde bana iş güvenliği yasasını sordular.
Benim bakış açım şöyle: Türkiye'de satış yapan, ticaretle uğraşan şirketlerin
bence, Türk toplumunu geliştirme yükümlülüklerinin olması gerekiyor. Bütün dünyada
böyledir. Toplum ne kadar yükselirse, ne kadar gelir seviyesi artarsa, bu tüketime
yansıyacaktır.
Takım oyunu paylaşım
demektir
Gençlere spor yapmalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. Amerika'da iş için yapılan
mülakatlarda kesinlikle spor yapmış olandan yana tercih kullanılıyor. Oğlum
GS'nin alt yapısında oynuyor. Hafta sonları burada olduğum zamanlar en büyük
zevkim onu sahaya götürmek oluyor. Futbolu çok seviyorum. Çocukları gördüğüm
zaman da bayılıyorum. Gıpta ediyorum. Küçükken babam top oynuyorum diye kızardı.
Takım oyunun paylaşım sağlıyor. Çünkü, tüm insanlar eşit, hep beraber sevinip,hep
beraber üzülüyorsunuz. Başarı ve hırs duygularınız gelişiyor. Bu da iş yaşamını
etkiliyor. Hırsı olumlu yönlerde kullanmak çok önemli. İnsanların başarıya odaklanmaları
ve hırsla çalışmaları gerek.
Okurken çalışın
Ben Amerika'da eğitimimi tamamlarken birçok işe girdim, çıktım. Bu nedenle öğrenim
yaşamında çalışmaya inanılmaz sıcak bakıyorum. Kendi kızımın da, oğlumun da
mutlak suretle eğitim görürken, çalışmasını isterim. Çünkü insan ancak bu şekilde
hayatı öğreniyor, dahası hazımsızlığını gideriyor. Türkiye'de maalesef normal
statüdeki bir çocuğun çalışmasına ayıp gözüyle bakıyorlar. Benim için burada
üniversite derecesi çok önemli değil. İki kere ikinin dört olduğunu, siyah ile
beyazın karışımının gri olduğunu herkese öğretirsiniz. Ama içgücü, zeka, hırs,
bütün bunlar ya vardır ya yoktur. Türkiye'de bir özel okul furyası var. Ama
iş tecrübesi çocuklarda sıfır. Özetle, alınan eğitimin yanında pratik yapmak
da çok önemli. Öğrendiklerini hayata geçirmek için çalışmak gerekiyor. Kararı
erken vermek gerekiyor ki, doğru olsun. Gençler okulu bitiriyorlar, sonra o
işte çalışmak istemiyorlar. Bu yanlış. Gençler vakit kaybetmeden ilgi alanlarını
belirlemeliler. Maalesef insanları sadece etiket olsun diye okutuyorlar. İleride
hangi alanda kariyer yapmak istiyorsan ona göre meslek seçeceksin. Sonra iş
yaşamında mutlu da, başarılı da olamazsın diye düşünüyorum.
İşadamı
risk almalı
İş adamlarına çok genel olarak şunu söyleyebilirim ki; işte başarılı olmak için
belirli riskleri almak zorundasınız. Çünkü her şey olup bittikten sonra bir
şey yapılamaz. O zaman zaten potansiyel kalmamış demektir. Risk almalı, ama
hesaplanmış risk almalı. Bir diğer önem ise, ürettiğiniz mala inanmanız gerekir.
Yaptığınızın kalitesine inanmıyorsanız başarılı olmanız mümkün olmaz. Önce siz
inanacaksınız sonra başkasını inandıracaksınız.
Günü planlayın
Ben çok nadir sinirlenirim. İçime atıyorum. Gergin anlarımda odaya kapanıp kendi
kendime kalırım. Aile yaşantısının işe katkısı, işin de aileye katkısı var.
Hayatta eve gidip de iş yaptığımı hatırlamam. Bence işi işte yapmak lazım. İnsanın
dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sabah yedide işteyimdir. Geldiğim zaman bir saat
kadar, insanlar gelinceye kadar kafamı toparlıyorum. Önce bir iş disiplini kurmanız
lazım. İşten sonra dinleneceksiniz ki bünyeniz kaldırsın. Günün en sevdiğim
saati, evden işe giderken geçen yarım saat, 45 dakikalık trafikte harcadığım
anlar. Çünkü bu süre içerisinde günümü planlıyorum. Amerika'da bir sistem vardı.
Sabah 8.30-9.30 arası ofiste hiç telefon bağlanmazdı. Kimse kimsenin odasına
gitmezdi. Bu süreyi çalışanın planlamalarını yapabilmeleri için bırakırlardı.
Bu güzel bir şey, ama bizde pratikte uygulama şansı olmuyor. İş temposu içerisinde,
sabahları gazeteleri bile okumakta aceleci davranmak gerekebiliyor. Tempomuzun
karşılığını ise, markalarımızın sektörde gelişen konumu ile alıyoruz, bizler
için en güzel dinlenme ve yenilenme de bu oluyor.
DOKUZUNCU SAYFA
İstanbul'da yabancı olmak
Gün geçtikçe çevremizde
değişik damak tatlarına seslenen yerler çoğalmaya başladı. Ortaköy'den Bebek'e
Etilerden Beşiktaş'a kadar bir çok yerde Uzakdoğu'nun havasını İstanbul'a getiren
mekanlar yer alıyor. Dillerden düşmeyen Uzakdoğu mutfağının ünlü yemeği Suşi,
çoğu kişinin vazgeçemediği yemek haline geldi. Bu yeni tatlar, işin mutfağında
bir sürü çalışanı beraberinde getirdi. Bu çalışanlar kimi zaman merakla gittiğimiz
bir Çin restoranının servisini yapan biri oluveriyor. Kimi zaman okumaya gelen
gençler... Türkiye'de yabancı olmanın sıkıntılarını bazı zamanlar yaşıyorlar.
İçlerinde eşini, çocuğunu bırakıp Türkiye'ye gelenler var. Yeni bir yaşam, farklı
bir kültür...
İstanbul'u köşe bucak dolaştığınızda Uzakdoğu atmosferini içine kolaylıkla girebileceğiniz
mekanları da fark edeceksiniz. Özellikle, Çin mutfak kültürünü içinde barındıran
geleneksel objeleri ejder süslemeleriyle bezenmiş bir kültürün atmosferini hissettirecek
Çin evleri.
China House da bu yerlerden biri. İlk olarak Bebek'te hizmet vermeye başladı.
Yaklaşık on yıl önceye dayanan hikaye Levent'teki diğer mekanda devam ediyor.
Mekanı Su Bing ile Türk işletmeci olan Yücel Akbulut ile çalıştırıyor. Yeni
Çarşı diye bilinen Etiler'in işlek caddesindeki bu mekanda Çin mutfağının adını
duyuruyor. Bununla kalmıyor, İstanbul'da Çinlilerin çalışma yaşantısı hakkında
bir fikir veriyor.
Su Bing, otuz yaşında. Evli ve bir kız çocuğu sahibi. İstanbul'u fırsat buldukça
dolaşan ve mekanında gelenleriyle yakından ilgilenen bir işletme sahibi. Su
Bing'le masaya yatırıyoruz, İstanbul'u, iş hayatını. Öğreniyoruz ki, eşini ve
çocuğunu Çin'de bırakmak zorunda kalmış. Üç kardeşin en büyüğü olan Su Bing'in
ablasının Türkiye'ye gelmesiyle serüven başlıyor. Derken Bebek'te geleneksel
kültürün izini taşıyan profesyonel bir anlayışla dekore edilmiş bir mekan açılıyor.
Çok geçmeden China House adlı mekan Etiler'de hizmet vermeye başlıyor. Su Bing,
İstanbul'da prensipli olmanın güç verdiğini söylüyor ama İstanbul'da yabancı
olmanın kolay olmadığını vurgulamadan edemiyor. Yeni arayışlara yönelmede ekonomik
koşulların sadece ülkemiz için sınırlı kalmadığını da muzip bir ifadeyle söylüyor,
Bing. Söze dahil olan Türk işletmeci Yücel Akbulut, Türkiye'de küçük veya büyük
yatırımcı olmanın öneminden söz ediyor. Ancak, yine de bir yabancısınız, bu
en büyük zorluk diyor. Türkçe'yi çok iyi bilemese de Su Bing ile Yücel Akbulut
iyi bir ikili oluşturuyor. Mekanın işlemesi için el birliği ile çalışıyorlar.
Su Bing, Türkiye'de sıcak bir ortam bulduğunu söylüyor. Eşini ve çocuğunu Hong
Kong'da bırakmak zorunda kalan bir baba olarak yabancılığın yanı sıra özlem
duymanın da sıkıntılarından söz ediyor. Eşi Çin'de bankacılık yaparak bütçeye
destek oluyor, 9 yaşındaki çocuğu da şehrin merkezi okulunda okuyor. Bu yüzden
Su Bing, Türkiye'ye gelip gitmelerinin çok zor olduğunu söylüyor. Çoğunlukla
aradaki mesafeye dayanamayıp belli zamanlar Çin'e gidiyor ve bir süre orada
kalıyor. Ancak, bu durum her yabancı çalışan ya da okuyan kişi için geçerli
değil. İstanbul'da azimle çalışmak ve bunu duyurmak çaba gerektiriyor. İstanbul
yabancı olmak kolay değil, diyor.
Mekana güzel kokularını salan yemeklerin oluşmasındaki bir isim de aşçı Wang
Qiang, Qiang, henüz 32 yaşında. Suşi'den Köri Soslu Pilava Sıjan adındaki acılı
biftekten acılı ekşi çorba tatlı ekşili diye bilinen tavuğa Çin salatasına kadar
çeşitli yemekler Qiang'ın elinden çıkıyor. Son günlerde Uzakdoğu mutfağına gösterilen
ilgiden memnun.
Kitap fuarındayız
Geçen ay ve bu ay yayın dünyası çok hareketli günler yaşadı. Düzenlenen kitap fuarları da bu hareketliliğin bir parçası. Beşiktaş'ta Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde "Kitap Dünyası Fuarı"nın bu yıl üçüncüsü düzenlendi. 05-13 Ekim tarihleri arasında, Grup Medya tarafından düzenlenen fuara kitapseverler oldukça yoğun ilgi gösterdi. Ana teması sanat, toplum ve siyaset olan ve toplam 120 bin ziyaretçisi olan fuara 185 yayınevi katıldı. Fuarın onur konuğu ise Yaşar Kemal'di. Gazetemizin yer aldığı stantda ise bizler de okurlarımızla buluşma fırsatını yakaladık. Öte yandan 26 Ekim-3 Kasım arasında bu yıl ilk defa Beylikdüzü'nde gerçekleştirilecek olan TÜYAP Kitap Fuarı'nda da standımızda tekrar okurlarımızla buluşuyoruz.
Web sayfamız bu ay yenilendi
Her geçen gün ziyaretçi sayısı artan ve ilgiyle takip edilen gazetemizin web sayfası Kasım ayından itibaren yepyeni bir formatla karşınızda olacak. www.gazetebesiktas.com veya www.besiktasgazetesi.com adresine giren ziyaretçi sayısı rekor bir düzeye ulaşarak 60.500 kişiyi buldu.
Gözleri görmüyor yine de umut dolu
İstanbul sokaklarında
bir başına yürüyememek... Sayısız ses içinde sakince adımlar atarak eve ulaşmaya
çalışmak. Filmleri, müziğiyle, konuşmaları takip ederek seyretmek, anlamak...
Çocuk yaşta olup bitenlere artık gözleri kapalı yenilerini ekleyerek devam etmek,
mücadele vermek. Ve de görememek... Henüz 9 yaşındayken yakalandığı hastalıktan
dolayı görme duyusunu yitiren Tuğba'nın yaşamından kesitler, bu tarifler...
Bu anlatılar, göremeyenlerin hikayesinden benzer alıntılar...
Tuğba, Kocacenk ailesinin en büyük kızlarından biri. Çocuk yaşta yakalandığı
bir hastalıktan dolayı görme duyusunu yitirmiş. Tuğba, başındaki kistten dolayı
ameliyata girer. Girer ama hayati tehlike taşıyan bu ameliyat sonrası gözlerini
kaybeder. Tuğba'nın ailesi için zor bir dönem başlar.
Tuğba'nın annesi, Safiye Hanım 40 yaşlarında çalışan bir anne. Yaşadıkları zor
durumu şöyle anlatıyor: 'Tuğba, 9 yaşına kadar hiçbir sorun yaşamadı. Ancak
bir gün felç geldi. Şaşırdık, ama hemen toparlanıp doktora gittik. Psikolojik
diyenler oldu. Durum düzelmeyince bir bir doktorları dolaşmaya başladık. Başında
kist olduğunu öğrendik, ameliyat denildi. Yurt dışına bile belgeleri gitti,
fikirler alındı. Zor bir ameliyattı ama hayatı tehlikedeydi. Çocuğumuzu kurtarmak
için tüm aile seferber olduk. Tuğba, zor bir sürecin kararıyla ameliyata girdi'
Safiye Kocacenk, çıkmaz bir durumda kaldıklarını söylüyor. Ancak ilk gözbebeklerinin
yaşamı için mücadeleyi elden bırakmıyorlar. Tuğba, ağır bir ameliyattan çıkıyor
ama bir süre sonra görme duyusunu yitirdiği tespit ediliyor. Bundan sonra, Kocacenk
ailesini farklı bir dönem bekliyor.
Tuğba, on yaşlarında görmezliğin sıkıntılarını yaşamış. Safiye Hanım, gözleri
dolu bir şekilde, "kızım ölmek istedi, ölümü düşünüyordu" diyor. Tuğba,
ameliyat sonrası düştüğü çıkmazdan yaşama veda ederek kurtulmak istiyor. Ancak
Kocacenk ailesi, görmemenin verdiği hissi aşabilmesi için çabalıyor. Tuğba,
kendisi gibi görmeyen bir psikologa gidiyor. Bu süreçte, genç kız kendini toparlamaya
başlıyor ve 6 nokta ile yazmayı öğreniyor.
Tuğba şu anda lise 2 öğrencisi. Türkan Sabancı İlköğretim Okulu'ndan yüksek
bir puanla mezun olduktan sonra Bingül Erdem Lisesi'ne kaydedilmiş. Tuğba, göremeyen
ama okumayı çok isteyen biri olarak şunları söylüyor: 'Roman okumayı çok seviyorum,
yaz tatilinde üç tane kitap okudum. Kabartma kitap okudum. Bir tanesi Toprak
Anaydı, diğeri Pollyanna idi. Müzik de dinliyorum, özellikle hareketli olanları
seviyorum. Ama en çok kitap bulamadığımız için üzülüyorum.'
Tuğba, okulunda başarılı ve sevilen bir öğrenci. Bu sene, lisede alan belirleyerek
yeni dönemine hazırlanıyor. Yirmiyi aşkın kabartma ders kitabı Ankara'dan temin
ediliyor. Kabartma daktilosu olmadığı için derste önce öğretmenlerinin anlattıklarını
kaydediyor, eve geldiğinde kartona geçiyor. Bu saatlerce süren bir işin ardından
uykusuz ve yorgun da kalsa vazgeçmiyor. Onun düşüncesi, ileride ailesini yük
olmamak...
'Bazen sıkılıyorum keşke görseydim diyorum. Çünkü bir tane de kız kardeşim var,
Merve 14 yaşında o evde anneme işlerde yardım ediyor. Keşke ben de anneme yardım
edebilsem, ben de tam anlamıyla kendime yetişebiliyor olsam koşuşturup dursam
diye düşünüp duruyorum. Kelimeler bazen bu durumu hislerimi anlatmaya yetersiz
kalabiliyor.'
Tuğba'nın korktuğu ise, okuyamamak. Üniversiteye gitmek mesleğini seçip işini
yapmak istiyor. Şekillerden muaf olduğu için sosyal alanı seçmek zorunda kalmış
ama ümitsiz değil. Peki ya iş koşulları? Tuğba, geleceğinini sıkıntılarını şimdiden
çekmeye başlamış. Göremeyenler için kontenjan açan iş yerlerinde hakkıyla çalışmak
istiyor.
Safiye Kocacenk ve Baba Ayhan Kocacenk, Tuğba'nın çalışma hususunda şunları
söylüyor: 'O okuyup faydalı olmak istiyor o hala yaşıyor oysa ona ayak altında
dolaşma demelerini istemiyorum. Duyuyoruz öğreniyoruz, bunlar çirkin geliyor
bize. Tuğba emeğinin karşılığını almak istiyor. Bu önyargının yenilmesi lazım.
O parayı almayı hak etmedikten sonra Tuğba zaten o parayı almaz. Gözleri görmüyor
ama o da bir insan. Herkes kaza geçirebilir hastalıktan dolayı uzvunu ya da
uzuvlarını yitirebilir'
Tuğba, hala umutlu ve okumayı, psikolog olmayı istiyor. O göremeyen insanlardan
sadece biri ve mücadeleyi bırakmıyor. Zorlu bir süreçten geçtiğini söyleyen
Tuğba, kolay vazgeçmemek gerektiğinin örneğini sunuyor bizlere...
ONUNCU SAYFA
Bay evet-hayır
Beşiktaş'ın gönlünde
ayrı bir yeri olduğunu ifade eden Yolaç, "kanım siyah-beyaz akar"
demekten kendini alamıyor. Erkan Yolaç, 1970 Türkiye güzeli Asuman Yolaç ile
evlenmektan mutlu olduğunu bu mutlu evlilikten Göksu ve Mehmet adında iki evlat
sahibi olduğunu söyledi.
Kolay değil tam 40 yıl boyunca tüm Türkiye'ye "Evet-Hayır" oyunu oynatarak
büyük bir sükse yapan ünlü sunucu Erkan Yolaç, hayatındaki bilinmeyenleri sadece
Gazete BEŞİK- TAŞ'a anlattı.
Babasının bir devlet memuru olduğunu belirten Yolaç, çok sıkıntılı günler geçirdiğini,
sunuculuğa ilk kez askerde komutanının "Sen İstanbul çocuğusun ağzın laf
yapar" demesiyle başladığını ve o gün bugün hala devam ettiğini söyledi.
Ünlü sunucu Erkan Yolaç, şunları söyledi: "Askerliğimi Tuzla Piyade Okulunda
yaptım. Asker dönüşü çeşitli konserlerde ve tanıtımlarda sunuculuk yaptım. Yıl
1970 idi. Bugün bile hala basında bir numara olan bir gazetenin anneler günü
için düzenlediği hediye çikilişi Spor Sergi Salonu(şimdiki Lütfi Kırdar Kongre
Merkezi)nda çekiliş yapılacak. Halk dolu. İzdiham büyük. Sunuculuğu Orhan Boran
ile birlikte yapacağız. O dönemde de eşim Asuman Tuğberk Yolaç da 1970 Türkiye
Güzeli seçilmişti. Türkiye güzeli olarak o da çekilişe geldi. Sahneye çıkarken
Orhan Boran, eşimin elinden tutarak," Erkan, bu kıza iyi bak. Etrafta çok
kurt var" dedi. İşte ben o gün bugün Orhan boran'ın tavsiyesini tuttum
ve Asuman'a çok iyi bakarak eşim olmasını istedim. 1 Eylül 1974 yılında ilk
kez flört ettik. Gezmeye birlikte çıktık. İki yıl sonra da 21 Mart 1976 yılında
hayatımızı birleştirerek evlendik. Orhan Boran'a çok dua ediyorum. Onun nasihatlerini
iyiki dinlemişim.
Beşiktaş'a hayranım
O dönemlerde radyolarda başlattığım "Evet-Hayır" programına daha sonra
TRT'de devam ettim. Özel kanalların çıkmasından sonra bu güzel yarışma programı,
özel televizyon kanallarına da geçti. Bu gün bile hala halk tarafından büyük
bir beğeniyle izleniyor. Yakın bir tarihte bir özel televizyonda "Evet-Hayır"
yine başlayacak Türk Sineması'nda da birkaç kez oynadım. Ama şimdilerde artık
filimler de falan oynamıyorum. Tamamen yarışma programı hazırlıyorum. Eşim Asuman,
evlilik hayatımızda olduğu gibi iş hayatımda da benim en büyük yardımcım. İyi
ki onu tanımışım. Eşimi ve ailemi çok seviyorum Bu mutlu evlilikten Göksu ve
Mehmet adında iki güzel evlat sahibi oldum. Yaklaşık iki yılı aşkın bir zamandan
beri ülkemizi kasıp kavuran kriz sebebiyle görsel medya da büyük yara aldı.
Ama artık bu sıkıntılı günler yavaş yavaş gerilerde kaldı. İlk kez bu yıl ailemle
birlikte güzel bir tatil yaptım. Bu tatil de de ben boş durmadım. Çok güzel
yeni projeler ürettim.
Evet-Hayır yarışmasının da içinde olduğu süper bir programla yeniden televizyon
ekranlarında Türk halkıyla birlikte olacağız. Bu benim için büyük bir mutluluk.
Ben onları, onlar beni özlemişti. Beşiktaş, benim için çok önemlidir. İlk evlendiğimiz
yıllarda ilk evimizi Beşiktaş'a tutmuştuk. Beşiktaş'ı çok severim. En büyük
saplantım. Ortaköy' de boğazı seyrederek içtiğim demli çay, benim tüm yorgunluğumu
alır götürür. Beşiktaş gibi nezih bir semtin böyle nezih bir gazetesi olmasından
da ayrıca mutluluk duyuyorum. Yolunuz açık olsun Gazete Beşiktaş...
Sinema
Simone
Yönetmenliğini Andrew Nıccol'ün yaptığı, başrollerini Al Pacino, Rachel Roberts,
Catherine Keener ve Winona Ryder'in paylaştığı filmde bir zamanlar Oscar'a aday
gösterildiği halde başarısını yitiren bir yönetmenin ilginç öyküsünü anlatılıyor.
İşaretler
Yazan ve yöneten Hint asıllı M. Night Shyamalan'ın yaptığı doğa üstü çalışması
olan "İşaretler" Kuzey Amerika Sinemaları'ndan sonra Türkiye'de de
vizyona girdi. Hess ailesinin 5 yaşındaki kızı Bo'nun evdeki suyu içmemesiyle
başlayan olaylar zinciri, ailenin tek gelir kaynağı olan mısır tarlasında uzaylılar
tarafından bırakılan işaretlerle sürüyor.
Tarihte bu ay
10 Kasım- Atatürk'ün
Ölümü
10 Kasım 1938 Perşembe sabahı, Dolmabahçe Sarayı'ndaki Türk bayrağı yarıya indirilmişti.
O gün saat 9.05'te Atatürk, saraydaki odasında hayata gözlerini yummuştu. Bu
acı haber aynı anda bütün yurtta, çok geçmeden de bütün dünyada duyuldu. Türk
milleti, Ata'sı için gözyaşı dökmeye başladı.
1 Kasım 1928 - Harf Devrimi
Cumhuriyetten önce kullanılan Arapça alfabenin öğrenilmesi oldukça güç ve zaman
alıcıydı. Bu yüzden halkın büyük çoğunluğu okuma- yazma bilmiyordu. Atatürk,
Cumhuriyet'in ilanından sonra, sosyal hayatımızda çeşitli devrimler yapma yoluna
gitti. Bunların en önemlilerinden biri harf devrimidir. Bir yandan Latin harfleri
kullanılarak Türk Dili'ne uygun bir alfabe hazırlandı. Diğer taraftan Atatürk
gezdiği yerlerde harf devriminin esaslarını anlatıyordu. Harf Devrimi Kanunu
1 Kasım 1928'de kabul edilerek yürürlüğe girdi.
ONBİRİNCİ SAYFA
'Gençlere yetki
ve
sorumluluk verin'
Işık Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Sıddık Yarman, gençlerin işyaşamında başarılı olabilmesi için
erken yaşta yetki ve sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Gençlerin eğitim
sırasında topluma katkı sağlayacak projelere imza atmasının da çok önemli olduğunu
belirten Prof. Dr Sıddık Yarman "üniversiteler bu konuda özel bir çaba
göstermelidirler"şeklinde konuştu. Işık Üniversitesi öğrencileri tarafından
hazırlanan e-üniversite projesini tanıtan Prof. Yarman e-Türkiye, e-devlet derken,
gençler bir adım ileri gitti ve e-üniversiteyi yarattı" şeklinde konuştu.
Projenin genç insanlar ve kamuoyu için çok önemli bir adım olduğunun altını
çizen Prof. Yarman konu hakkında şu bilgileri verdi;
"e-Türkiye,
e-devlet derken
e-üniversite"
" Proje, Işık Üniversitesi öğrencilerinin Bilim ve Teknoloji Kulübü tarafından
hazırlandı. Avrupa Birliği, 1999 yılında bir komisyon kurarak amacı, daha hızlı,
daha güvenli internet oluşturmak, insan kaynağına yatırım ve internet kullanımını
özendirmek olan e-avrupa projesini oluşturmuş; bu proje, Avrupa Birliği'ne aday
ülkelerde e-avrupa+ olarak adlandırılmıştır. Aday ülkeler arasında bulunan Türkiye'de
Başbakanlık denetiminde e-türkiye adı altında çalışmalar yapılmaktadır e-üniversite
projesinin, yazılım geliştirme sürecinin öncesinde ülkemizde ve yurt dışındaki
üniversitelerin internet üzerinde sağlanan hizmetler araştırılmıştır. Web ve
wap tabanlı bir program olan Online Sınav Sonuç Otomasyonu (OSSO V1.1) Bilgisayar
Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisi olan Emre Üstüner tarafından oluşturulmuş ve
Matematik Bölümü 2. Sınıf öğrencisi Devrim Barutçu tarafından her türlü lojistik
destek sağlanmıştır. Projemizin ilk aşaması olan OSSO sayesinde öğrenciler,
sınav sonuçların online olarak internet üzerinden kolaylıkla ulaşabilecekler,
sınav sonuçlarının açıklandığına dair e-mail yoluyla haber alabilecekler veya
cep telefonlarının wap servisini kullanarak her zaman, her yerden sınav sonuçlarına
ve derslerle ilgili duyurulara kadar birçok bilgiye anında ulaşabilecekler."
Bir dil ve bir
diploma bazen yetmez
Öte yandan Prof. Yarman bu yüzyılda bazen bir dil ve bir diplomanın dahi işyaşamı
için yeterli olmadığını söyledi. Prof. Yarman Işık Üniversitesindeki bir uygulamadanda
şöyle söz etti.
"Işık Üniversitesi çift anadal ile öğrencilerine iki diploma alma imkanı
tanımaktadır. İşletme Bölümü ile Endüstri, Bilgisayar ve Elektronik Mühendisliği
Bölümleri'nde çift anadal yapma olanağı sağlıyor. Bu yıl mezun olan 194 öğrenciden
5 tanesi kendi bölümlerinin yanı sıra Çift Anadal yaparak ikinci bir bölümün
diplomasını da almaya hak kazandı. Bilgisayar Mühendisliğinde okuyan Mehmet
Hadi Güneş bölümünü birincilikle bitirirken aynı zamanda Elektronik Mühendisliği
Bölümü'nden de diploma almaya hak kazandı"
Okurken iş
hayatına
hazırlanın
Prof. Yarman okurken iş hayatına hazırlanmak gerektiğininde altını çizerek,"
Işık Üniversitesi, çift anadalı Türkiye dışında yapmak isteyenlere de olanak
sağlıyor. Akademik işbirliği anlaşması yaptığı South Bank University of London'da
öğrencilerine burslu olarak bir yıl okuma şansı sunuyor. İngiltere'ye giden
Işık Üniversitesi Enformasyon Teknolojileri Bölümü 2. Sınıf öğrencisi Afşar
Karıcıoğlu, staj sonunda firmada bölüm yöneticisi olarak çalışmaya başladı.
Bu olay, gençlerin öğrencilik hayatları devam ederken, çalışma imkanı bulabilmesi
ve işyaşamına genç yaşta hazır olması açısından çok önemlidir" dedi.
Tailand-Türkiye hattı eğitim köprüsü
Köklü bir eğitim kurumu görerek, Türk Üniversiteleri hakkında bilgi edinmek isteyen Tailand Milli Eğitim Bakanı Suwit KHUNKİTTİ ve Tailand Büyükelçisi Sayın Karoon RUCCHUYOTHİN IŞIK Üniversitesi'ni ziyaret etti. Tailand Milli Eğitim Bakanı Sayın Suwit KHUNKİTTİ, Tailand Fahri Başkonsolosu Refik Gökçek ve beraberindeki heyet; Feyziye Mektepleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Osman Erbelger, IŞIK Üniversitesi Mütevelli Hey'et Başkanı Prof.Dr.Cumhur Ferman, Mütevelli Hey'et Üyesi Altan Gökçek ve Rektör Prof. Dr. Sıddık Yarman tarafından kabul edildiler. Işık Üniversitesi'nin tarihçesi, kuruluşu ve bölümleri ile ilgili bilgi alan Bakan ve Büyükelçi daha sonra üniversiteyi gezdiler.
Tübitak ile Işık Üniversitesi elele
Uluslararası katılımcılar
tarafından gerçekleştirilen Tübitak ile Işık Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenledikleri
bir çalıştay da büyük ilgi gördü. "Diferansiyel Denklemler ve Uygulamaları"
üzerine düzenlenen çalıştayın amacı, bu alanda çalışan araştırıcıları biraraya
getirmekti. Çalıştayın ana teması kısmi diferansiyel denklemler üzerine oldu.
IŞIK Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Hilmi Demiray başkanlığında
düzenlenen çalıştaya; Türkiye'den; Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi,
İstanbul Teknik Üniversitesi, Koç Üniversitesi ile ABD'den; Arizona State University,
University of Illinois at Urbana Champagne, University of Miami, Brown University,
University of Warwick, UC at Irvine; İngiltere'den University of Leeds, Azerbaycan'dan
Academi of Sciences'e mensup pek çok araştırıcı katıldı. Çeşitli araştıma ve
analizlerin sunulduğu çalıştay; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu
ve Işık Üniversitesi tarafından düzenlenmiş, kısmen de İstanbul Teknik Üniversitesi'nce
desteklendi. "Teorik ve Uygulamalı Türk Milli Komitesi" himayesinde
gerçekleştirildi.
Sağlıkçılar vatandaşı uyardı
Beşiktaş İlçe Sağlık
Müdürlüğü vatandaşları gribe karşı uyardı. Yapılan açıklama şöyle: "Grip
Hastalığı ile ilgili yanlış ve çelişkili bilgilendirmelerin olmaması nedeniyle
hastalık ile ilgili açıklayıcı basın bilgilendirmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.
Öncelikle solunum yollarında hastalık yapan çok sayıda etkenin var olduğunu
unutulmamalıdır. Grip virüsü bunlardan sadece bir tanesidir. Bu nedenle Grip
hastalığı, başka hastalıklarla sık olarak karışmaktadır. Hekimlerin sadece klinik
inceleme grip tanısı koyması, bütün dünyada oyduğu gibi ülkemizde de geçerli
görülmemektedir. Grip teşhisi için mutlaka laboratuarda virüse yönelik incelemelerin
yapılması şarttır. Bu incelemelerde, Ulusal Referans Laboratuarımız olan, Ankara
Refik Saydam Merkez Hıfzısıhha Başkanlığı Viroloji Laboratuarlarında yapılmaktadır.
Grip Hastalığının öldürücü bir hastalık olduğu ifadesinin bütün toplumu kapsayacak
şekilde kullanılması büyük bir hatadır. Grip, özellikle 65 yaşın üzerinde, kronik
kalp, böbrek akciğer veya metabolizma hastalığı olan, bağışıklık sistemini baskılayacak
hastalığı olan kişiler için riskli bir hastalık olabilmektedir. İşte bu nedenden
dolayı Grip Aşısı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece risk taşıyan
kişiler ve temaslıları için önerilmektedir.
Risk grupları dışında bulunan kişilere özellikle toplu aşı uygulamasının yapılması
önerilmemektedir.
Grip aşısı, Dünya Sağlık Örgütü'nün koordinasyonu ile bir yıl önce salgın yapan
virüs tiplerinin belirlenmesi sonucu geliştirilmekte ve aşının tipi de bu uygulamaya
bağlı olarak her yıl değişmektedir. Grip aşısı, vücutta 1 - 2 hafta içinde koruyucu
düzeye erişir."
Tüketici Köşesi
Deforme olan mayo
iade edildi
Tezer Sarıhan, ünlü bir mayo firmasını Tükoder'e şikayet etti. Tükoder'den alınan
şikayete göre, tüketici aldığı mayoyu iki kere giydikten sonra deforme oldu.
Tükoder'in çabaları sonucu ünlü marka, mayoyu geri alarak, tüketicinin verdiği
90 milyonu iade etti.
Bozuk tıraş makinesi
değiştirilmedi
Hasan Kargın, Tükoder'e başvurarak, ünlü bir firmadan traş makinesi aldığını
ancak, aldığı tıraş makinesinin bozuk çıktığı şikayetinde bulundu. Tüketicinin
yaptığı şikayete göre, iki yıllık garanti süresi içinde bozulan tıraş makinesi
firmanın servisine verildi. Makinede bir parçanın eksik olduğunu söyleyen servis
yetkilileri, iddiaya göre makineyi serviste bekleterek garanti süresinin dolmasını
beklediler. Firma, Tükoder'e garanti süresi dolan bir ürünü değiştiremeyeceklerini,
ancak fiyat karşılığı yeni bir ürün verebilecekleri açıklamasını yaptılar.
SPOR
ONALTINCI SAYFA
100. yıl stres
mi yapıyor?
yoksa motivasyon mu sağlıyor?
Türkiye’de bir
ilk gerçekleşecek ve taraftarlarının söylemi ile ‘Bir asırlık çınar’ olan Beşiktaş,
100. yılını kutlayacak. Yönetiminden taraftarına, futbolcusundan heyetine, komisyonlarına
kadar Beşiktaş camiası 100. yılın coşkusu içinde. Bu coşkunun yanı sıra, tartışılan
bir konu da, 100. yılı süsleyecek olan şampiyonluğun, baskı unsuru olup olmayacağı.
Biz de araştırdık. Taraftarın 100. yıl ile ilgili gönlünde yatanları, hayallerini,
kızgınlıklarını, isteklerini öğrendik. Onlar, yense de yenilse de takımlarının
yanlarındalar. Ama artık sabredecek gibi değiller. 100. yıl değil, 1000. yıl
değil onların tek istedikleri, şampiyonluk zaferini kutlamak. Taraftar tek bir
ağızdan bağırıyor: “Doğum Beyaz, Ölüm Siyah, Yaşam Beşiktaş”
Üniversiteli
Beşiktaşlılar
Çağrı Öncel
Bir asırlık dev bir çınar Beşiktaş. 100 yıldır şerefli Beşiktaş. Bu sene şampiyonluk
mutlak hedeftir. Beşiktaş büyük camia, futbolcularımız da bu büyük camiada yer
aldıklarına göre onlar da 7’den 77’ye bütün taraftarların istediği gibi şampiyonluk
istiyorlar; ister istemez futbolcularımız büyük stres içindeler. Hem 8 senelik
şampiyonluk özlemi hem de 100. yılda mutlak şampiyonluk parolasıyla sezona girilmesi.
Ama bu 100. yıl stresi bana göre yersiz çünkü Beşiktaş her zaman şampiyonluğa
oynamış bir takımdır. Biz taraftarlar olarak her zaman ve her yerde takımımıza
olan desteğimizi vermeliyiz. Güzel günler bizi bekliyor.
Çağın Onat
Elbette 100.yıl bir takımı motive eder. Eğer bu konuda stres olan varsa, bunu
kendi eksikliğini gizlemek için yapılmış bir hareket olarak kabul ederim. Taraftarın
bu konu hakkında takımı sıkacak bir tutumda olduğunu da düşünmüyorum. Bu düşüncede
olan kişileri de Beşiktaşlı olarak kabul edemiyorum. Bu sene şampiyon olsak
da olmasak da biz bu takımı her zaman destekleyeceğiz ve sahip çıkacağız. Önemli
olan 100.yıl değil, bu tamamen 100.yıl olayını diğer olayların üstünü kapama
amaçlı çıkarılmıştır. 100.yılını kutlayan bir takımın böyle konularla uğraşmaması
gerekir. Bir Beşiktaş taraftarı olarak 100.yılda şampiyonluk bir yana, Beşiktaş’ın
ismini en güzel şekilde anılmasını isterim.
Yener Aydın
20.yüzyılın başları. Çoğu saraya mahsup Beşiktaş Serencebey Mahallesi gençleri
tarafından o zaman Bereket Jimnastik Kulübü olarak kurulan kulübümüz, artık
100 yaşına basıp nihayetinde koca bir asrı deviriyor, arkasında bıraktığı şan
ve şeref dolu başarılarla. Kimler geldi kimler geçti bu yüzyıl boyunca Baba
Hakkı, Baba Hüsnü, Süleyman Seba, Şükrü Gülesin, Yusuf Tunaoğlu, Sabri Dino,
Kaya Köstepen, Vedii Tosuncuk, Suat Mamat, Recep Adanır, Şeref Görkey, Faruk
Sağnak, Ziya Doğan, Rasim Kara, Rıza Çalımbay, MAF ve günümüzün yaşayan ve yaşamayan
diğer gerçek efsaneleri. Türk futbolunda sayısız bir çok ilke imza atan, Milli
Takım forması altında sahaya çıkan(1952 Yunanistan maçı) ilk ve tek kulübü olan
Beşiktaş J.K.’müzün gene çok büyük bir ilke imza atıp Türkiye’de yüzüncü yılını
kutlayacak ilk kulüp olmasından dolayı gururluyum ve mutluyum. Doğum Beyaz,
Ölüm Siyah,Yaşam Beşiktaş.
Efe Erdönmez
100. yıl ne motive eder ne de strese sokar. Ama ne zaman? Eğer gerçekten iyi
bir takım varsa ortada. Zaten güçlü takımlar veya dalında iyi, başarılı olan
birisi her türlü zorluğu, baskıyı aşarak kendini motive edici etkenleri bulup
onlara bağlanarak başarıya ulaşmazlar mı? Ne zaman ulaşmazlar; şansları iyi
gitmezse tabi ki. Bir takım şansla kazanabilir ama bu takım gerçekten iyi ise
şans hep yanındadır, eğer kötüyse şans ona bir defa yardım eder. Yani kısacası
demek istediğim Beşiktaşlı futbolcular, teknik heyet ve yönetim gerçekten güçlüyse100.
yıl baskısına girmezler, bunlara gülüp geçerler. Şans da yanlarında olursa çok
rahat başarıya ulaşırlar. Yani başarıya ulaşmada güçlü olmak ve şans faktörleri
bir araya gelmelidir. Yoksa bunun dışında hiçbir etken, hiçbir baskı iyi ve
güçlü olanı, istekli olanı durduramaz.
Çağrı Göksel
Siyah ve Beyazın asil birlikteliğinin 100. yılı. Tam bir asırdır artarak devam
eden bir büyük tutku. Tek isteği,sahada kendisi adına savaşanların alın terini
görmek,helal galibiyetleriyle coşmak olan, takımına yürekten bağlı,başı her
zaman dik bir taraftar topluluğu. Gücünü geleneklerinden,kültüründen,taraftarından
alamayanların tutunamayacağı benzersiz bir camia. Asırlar geçse de güzelliği
geçmeyecek,büyüsü hiç bozulmayacak efsanevi bir aşk, Beşiktaş ve Beşiktaşlılık.
Ulu çınar sen gerçekten bizim her şeyimizsin!...
Soner Çiçekli
(Sabancı Üniversitesi)
Her türlü konuda bir ilki gerçekleştirmesine alıştığımız Beşiktaş’ımız yine
bir ilke imzasını atacak Ve 100. yılını kutlayacak. Peki bu 100. Yıl kutlaması
Beşiktaş’ımızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor? Bu konu tartışılır. 7 senedir
şampiyon olamayan bir takım için 100. Yıl kutlaması olumsuz bir olaydır. Arkasında
milyonlarca taraftarı olan bir kulüp gerek yazılı ve görsel basın tarafından,
gerekse taraftarlarından bu sene şampiyon olması için inandırılmış. Zaten İnönü
Stadında kendilerince baskı altında top oynadıklarını söyleyen futbolcularımızın
üstüne bu 100. Yıl baskısı da eklenince sonuç çok kötü olabilir. Onun için en
kısa zamanda futbolcularımızı, yönetimimizi, taraftarlarımızı bu 100. Yıl baskısından
kurtarmak zorundayız. Unutmayalım ki biz renklere aşığız.
Çarşı Grubu
Hakan Tezel
100. yıl futbolculara baskı yapabilir ama bizim için önemli olan 8 seneden bu
yana şampiyon olamamamızdır. 100. yıl yuvarlak bir rakam. Kamuoyu kendiliğinden
konunun bu kadar büyümesine yol açtı. Bizim için 100. ya da 99. yılın pek bir
önemi yok. Bizim için önemli olan şampiyonluk. Geçen sene İstanbul’da kaç maç
verdik. 100. yıl mıydı? Ama bu konu onları motive edebilir. Çünkü 100. yılda
şampiyon olan bir takımın oyuncuları tarihe geçer.
Hasan Gör
Bence 100. yıl futbolculardan çok taraftarı etkiliyor. Taraftarın takıma karşı
düzeni tam olarak yok. Bu yüzden stres bizim üzerimizde. Yönetimin devamlı söylediği
100. yıl taraftarı kamçılıyor. Bence bu kadar üzerine düşmemek gerekir. Takım
99. yılında da şampiyon olabilirdi. Beklentimiz 100. yılda Avrupa’da da iyi
bir yere gelmek.
Emrah Ertutan
Beşiktaş 7 seneden beri şampiyon olamadığı için 100. yılda özel bir çaba gösterecektir.
Her sene şampiyon olma isteği futbolcuları da etkilediği gibi bu sene de etkiler.
Futbolcuları motive eden de taraftarlarıdır. 100. yıla girdiğimiz için de taraftarlar
daha ateşli. Dişe diş, kana kan, intikam olur.
Süleyman Öztemel
100. yıl takımı strese sokabilir. Aşırı motivasyondan dolayı futbolcular etkilenir.
Taraftar baskısından da etkileniyorlar zaten. Kendileri de bunu dile getiriyorlar.
Elvan Yılmaz
100. yıl şampiyonluğu takımı etkiler. Kendileri de bunun ne kadar önemli olduğunu
biliyor. Bunun yanında taraftar ve yönetim de üstlerine gidince bu hem motivasyonu
hem de stresi ortaya çıkarır. Stres aynı şekilde döner ve motivasyon olur. Bu
böyle birbirini kovalayacaktır. Ama sonunda ben biliyorum ki şampiyonluk bizi
bekliyor.
Yavuz Akman
100. yıl stres yaratmaz. 100. yıl da bizim tek beklentimiz şampiyon olmak. Futbolcular
da kendilerini şampiyon olmak zorunda hissetmeliler. Ama bu 100. yıldan daha
çok 7 yıldır şampiyon olamamaktan kaynaklanmalı. Biz de taraftar olarak şampiyonluk
için üzerlerinde baskı kuruyoruz.
Liseli BJK
Suat Yıldırım- Ankara
Bence şu andaki görünüm baskı. Nedeni ise sadece 100. yılımızı kutlamak değil
takımın 8 yıl gibi çok uzun süredir şampiyon olamamasıdır. Bizler takımımızdan
bu yıl şampiyonluk bekliyoruz bunun üzerine bir de 100. yıl baskısı eklenince
stres bence iki katına çıktı. Ama bence Beşiktaş büyük bir kulüp olduğunu kanıtlayacak
ve bizleri mutlu sonla buluşturacak. Tüm hayalimiz bu...
Güney Işıkara
Bence bu 100. yılda şampiyonluk konusu takımın üstünde stres yaratıyor. 100.
yıl kutlamaları farklı, şampiyonluk farklı. Tabi ki 100. yılı şampiyonlukla
süslemek büyük bir keyif verir ama bu sene şampiyonluk her seneden fazla lazım
diye bir şey yok. Beşiktaş büyük klüptür, bu sene olduğu gibi her seneye şampiyonluk
parolasıyla girer.
Deniz Leventoğlu
Bana göre 100 yılın ayrı bir önemi var. Düşünün, koskoca yüzyıl, çoğu kulüp
bu tadı yaşamak için daha çok bekleyecek. Futbolcular üzerinde bu konu stres
yaratabilir ancak bunu avantaj haline getirmekte onların elinde. Her maça konsantre
olup çıkarlarsa ve 100. yılın önemini kavrarlarsa bence çok büyük etkisi olmaz.
Ama son haftalara doğru hem 100.yılın hem de şampiyonluğun çok büyük stres yaratacağını
düşünüyorum. Futbolcular arkalarında taraftarı hissederlerse bu stresleri yaşamazlar.
Mehmet Ufuk Közler Lüleburgaz
100.yılımız şimdi futbolcularımız üstünde baskı oluşturuyor gibi görünse de
ilerleyen haftalarda futbolcularımız bu baskıyı seyirci desteği ile bir motivasyon
kaynağı olarak kullanacaklar. Buna yürekten inanıyorum. Haydi kartal yürekliler
buna siz de inanın. Sezon sonu şampiyonluğu göğüsleyin. Sezon sonunda dünyalar
sizin olsun. O dünyaları bize verin
Meriç Çınar
Bence stres yapmaya gerek bir neden göremiyorum. Zaten Beşiktaş her seneye şampiyonluk
parolasıyla çıkan bir takım, o zaman her sene baskı mı oluyor üzerimizde? 100.
yılda olsa 1000.yılda olsa şampiyon olmak zorundayız. Bunu futbolcularımızın
da kavraması gerek işte o zaman stres gibi bir bahane de kalmaz. En büyük görev
Sinan Engin’e düşüyor o oyuncularımızı motive etmeli.
İsmail Görenek
100 yıl bence motive eder. Çünkü Türkiye’de bu bir ilk. Fakat Beşiktaşlı futbolcular
ve yöneticiler bunu stres olarak görüyor. Her şeyin ilki her zaman iyidir. Bu
yıl da yapmamız gereken şey tribünde Beşiktaş’ımızı destekleyerek yanlarında
olmaktır çünkü Beşiktaş bu sayede 100. yılını ilk olarak yaşadığı gibi şampiyonluk
özlemini de taraftarın beklentilerini de bitirecektir.
Okan Akbalik- İzmir
100. yıl dolayısıyla kişiler üzerinde bir takım baskılara yol açacaktır fakat
Beşiktaşlı bir futbolcunun bunu bahane etmemesi gerekir bizimkiler hatalara
bahane olsun diye hemen bunu öne sürüyorlar bence yanlış. Baskı olmasın diye
hiç bahsetmeyelim hatta heyecanlanmasınlar diye maçlara mı gitmeyelim? Bizim
önümüzde utanıyorlar, ondan mı oynayamıyorlar?
Emil Çakiryan
Bence 100. yılda şampiyon olmamız gerek diye bir şey yok. Bazıları farkında
mı ama Beşiktaş sadece bir futbol kulübü değil. Eğer 100. yılda başarı isteniyorsa
o zaman basketbolda, voleybolda, hentbolda, boksta, atletizmde ve diğer branşlarda
da başarı aranmalı. Futboldan gelecek olan bir şampiyonluk asla diğer branşların
içler acısı durumunu örtmemeli. Yönetim bu konuda bir şeyler yapmalı mutlaka.
Sezer Kaptan
Bence 100. yıl olayı çok fazla abartıldı ve bu nedenle gereksiz stres oluştu
takım ve taraftarlar arasında. Ayrıca 100. yıl konusu basında çok fazla konuşuldu
ve sanki bu sene şampiyon olunamazsa takımın kapısına kilit vurulacakmış gibi
bir hava yaratıldı.
Hasan Çaylak
100. yıl stresten çok bir kaygı oluşturuyor olmalı. Kaygı, başarı için şart
olan bir duygudur. Bu kaybetme kaygısı onları daha iyi oynamaya, sahada daha
fazla mücadele etmeye zorlar. En azından umarım böyle olur.
Serkan Çalışır
Futbolcuların üstünde değil bizim üzerimizde bir 100. yıl baskısı var... Biz
bunu sahaya yansıttıkça oyuncuların üstünde bir baskı oluyor... Ama anlayamıyorum...
Ben o sahaya çıksam bana o kadar tezahürat yapılsa ölüm çıkar ölene kadar oynarım...
Belki top kaybettiğimizde stattan bir uğultu çıkmasa kimse bağırmasa herkes
oturup maç seyretse İnönü’de bu kadar puan kaybetmeyiz... Ben takımımızı Boca
Juniors’a benzetiyorum... Onlarında Seyircileri çok ateşli... Ama bu onlara
pozitif yansıyor bize ise negatif...
Oğuzcan Güney
100. yıl bence motive eder. Çünkü böyle büyük bir takımda futbol oynamak her
oyuncuya nasip olmaz.. Bir bakımdan da strestir. Ya Şampiyon olmazsak korkusu?
Bunu da iyi oynayarak aşabilirler.
Mustafa Akbaş
Beşiktaş’ımızın üzerinde baskı elbette var. Normalde takımlar kendi sahalarındaki
maçlara rahat çıkarlar bizim takımımızsa stres içinde. İç saha fobimizin sebebine
gelince; bu yıl Beşiktaş’ımız için önemli bir yıl. Bir kere bunun stresinin
olduğu çok acık ikincisi -ki bu benim için daha önemli- 7 yıldır şampiyonluk
yüzü göremememiz. Diğer takımların arkasından geliyoruz. Ben bunu hiç hazmedemiyorum.
Ben eminim ki takım üzerinden bu yükleri biran önce atacak ve şampiyonlukta
rakipsiz olacaktır.
Erdem Erisoy-İzmit
Kesinlikle baskı ve stres yaratıyordur. Çünkü bu sene Beşiktaş’ımız için bir
dönüm noktası idareciler ve futbolcularımız bunun ne olduklarını çok iyi biliyorlar
ve böylesine önemli bir yılda taraftarları bir kez daha hüsrana uğratmak onlar
için büyük bir kayıp olabilir.
Süha Can Gürsoy
Performans düşünce, kondisyonlar bitince bu ‘baskı altındayız’ işin kolayına
kaçma.. Baskı altında olmasak oynarız demek ne demektir? Hem ne baskısı var?
İnönü’deki maçlar deplasman gibi artık seyirci futbolculara sevgisini gösterince
baskı mı kurmuş oluyor?
Anadolu
Beşiktaşlılar
Derneği
Doç. Dr. Hamit Çelik
Bence motivasyondur.. Ama baskı ve stres de bu durumda futbolcuları aktive etmeli..
Zaten şampiyon olmaktan başka bir şansları yok!! Önce bunu kafalarına soksunlar..
bu iş Ferrari almak için gece gündüz çalışmak gibi yada havuç peşinde kilometrelerce
koşan tavşan gibi... Ama bizdeki bazı futbolcular anladığım kadarıyla temiz
bir sopa yiyince koşmaya başlayacaklar...
Sema Ejder
Sezon başında 100.yılın takıma daha bir hırs getireceğini düşünüyordum Gördük
ki bu hırs, istek, çaba sadece biz taraftarlarda var. Futbolcularımız bırakın
kenetlenmeyi oynamakta bile düşünür hale geldiler. Ben takımda Beşiktaşlılık
ruhunu göremiyorum. Geçen sezon oynadığı oyunla gıptayla baktırıyordu herkesi.
Bu kalite yok oluyor artık. Beşiktaş’ta oynamak profesyonellik ister, profesyonel
olanlar rehavete kapılmaz zaten yapması gerekeni biliyordur.
Zühtü Kafarali
Kesinlikle motivasyondur.. Bunun aksini yazan ne bir kitap var ne de ansiklopedi.
Büyük starlar neden stadyumlarda konser veriyor daha kalabalık olsun motive
artsın diye. Sizce dünyanın en büyük starını sahneye çıkarsan bomboş bir salona
şarkı söylerken mi daha ahenklidir yoksa 25-30 bin kişiye söylerken mi?
Cumhur Altun
Bence 100.yılımız da şampiyon olmamız çok anlamlı hem bir ilk hem de 7.senlik
şampiyonluk özlemimizi gidermeye yönelik çok güzel bir başlangıç.
İlker Tanrıverdi
Dünyada yok bu taraftar, rakip takım taraftarları bile Beşiktaş tribünlerini
seyretmeye geliyor. Hem bu sene 90 dakika destek var. Maç sonrası puan kaybeden
takımını alkışlıyor. Daha ne olacaktı? Bu kesinlikle mazeret değil...
Ruhumuz yetsin ister misiniz futbolcu kardeşlerim?
12 dev bayan
Alt yapıdan yetişen,
genç oyunculardan oluşan BJK Bayan Basketbol Takımı, lig için çalışmalarına
hızla devam ediyor. Yoğun çalışma tempolarının ardından birbirlerinden ayrılmayan
basketbolcular aralarındaki iletişimi sahanın dışına taşıyorlar. Akşamları kurulan
chat bağlantıları, beraber gidilen yemekler ve sinemalar basketbolcuların birbirine
daha da çok ısınmasını sağlıyor. Antrenör Aziz Akkaya da “Takım oyuncularının
birbirleriyle ilişkileri çok iyi, hedefimiz başarıyı bütün bir seneye yaymak
ve bayan basketboluna nitelikli sporcular yetiştirerek, kulübümüzü en iyi şekilde
temsil etmek” dedi.
BJK Bayan Basketbol Takımı bir diğer adıyla ‘Potanın Melekleri’, aldıkları başarıların
yanı sıra renkli ve eğlenceli kişilikleri ile de dikkatleri çekiyorlar. Aralarında
takımın en neşelisi olarak 140 defa milli olan arkadaşları Yasemin’i seçiyorlar.
Maç öncesi hazırlıklarını sorduğumuzda sözü Yasemin’e vermemizi öneriyorlar.
Çünkü Yasemin her maçtan önce soyunma odasında arkadaşlarına ‘Bugün içimde bir
şey var, bugün içimde bir sıkıntı var’ diye yakınıyormuş. Yasemin arkadaşlarını
motive etmek için bunu söylediğini iddia ederken arkadaşları onun tezcanlı olduğunu
öne sürüyorlar. Takım içinde en anlaşamadıkları sorun ise yaş farklılıkları.
Çoğu genç olmasına karşı takımın en eskilerinden Elhan ve Yasemin’in yaş ortalamasının
biraz üstünde kaldıklarını söylüyorlar. Bu şakalaşmanın ardından, bu sene yabancısız
oynayan takıma, yabancısız oynamanın farklarını ve lig hakkındaki görüşlerini
soruyoruz:
“Bu sene lig genç ve kalitesi biraz düşük, yabancı oyuncuları her takım getiremiyor.
Çok keyifli bir lig olacak gibi gelmiyor. Yabancı oyuncuların takıma kattıkları
bir çok şey oluyor. Her gelen yabancıdan insan bir şeyler öğreniyor.”
Takımla yaptığımız küçük röportajdan sonra Antrenör Aziz Akkaya ile görüştük:
Bu sene yabancısız
oynuyorsunuz.
Bunun getirdiği
dezavantajlar nedir?
Yabancı oyuncumuz yok ama genç bir takımız bu sene zor bir lig olacak. Çünkü
hemen hemen herkes üç yabancıyla oynuyor. Belki sadece Galatasaray ve biz yabancısız
oynayacağız. Takımın en büyük avantajı genç ve uzun süredir birarada bulunan
sporculardan oluşuyor olması. Bizim en büyük dezavantajımız geçen senenin birinci,
ikinci ve üçüncüleri ile ilk etapta oynamamız oldu.
Bu sezon için
hedefleriniz neler?
Bizim hedefimiz ilk etapta play-off’a kalmak. Play-off’un sonunda da gelebileceğiniz
en iyi yer yarı final olabilir, final olabilir. Türkiye Kupası olabilir. Geçen
sene bir yabancımız vardı bu sene yok ama çocuklar daha tecrübelendi geçen seneden
bu yana. Geçen seneden sakat olan oyuncularımız iyileşti. İki tane genç oyuncu
transfer ettik. Bunlar da bizim için avantaj.
Bu sezon liginin
nasıl geçmesini
bekliyorsunuz?
Bayan basketbolunda bu sene bence güzel bir lig yaşanacak. Belki kalitesi düşük
olacak ama mücadelesi yüksek olacak. Çok fazla favori yok herkes birbirini yenebilir.
Bu açıdan mücadele olarak iyi olacak ama kalite olarak pek iyi olacağını söyleyemem.
Üç sene önceye baktığınız zaman Türkiye’de oynayan yabancıların 10 tanesi Dünya
Şampiyonasında oynadı. 5 tane Amerika Milli Takımı’nda, 3 tane Rus Milli Takımı’nda
oynarken şimdi daha kalitesiz yabancılara kaldık. Tabii ki her şeyi yabancılara
bağlamamak gerekir. Az yabancıyla oynamanın bize şöyle bir avantajı oldu Türkiye’de
yapılacak 2005 Bayanlar Avrupa Şampiyonası’na daha iyi hazırlanmış olacağız.
Oyuncuları
değerlendirir misiniz?
Biz de kötü oyuncu yok. En kötüsü üç beş kez milli olmuş oyunculardır. 140 kez
ile Türkiye’nin en çok milli olan oyuncusu Yasemin’de bizim takımımızda bulunuyor.
85, 86, 87 doğumlu ilk beşte oynayan oyuncularımız var. Çok genç bir takımız.
Oyuncularımızın hepsi alt yapıdan biz zaten alt yapıda oynatmadığımız oyuncuyu
takımda oynatmıyoruz. En azından 1-2 sene bizim genç takımımızda oynuyor ondan
sonra A Takıma çıkarıyoruz. Biz şampiyonluğa hazır bir takımız, iki tane yabancı
aldığımız taktirde kesinlikle şampiyonluğu yakalarız.
ONBEŞİNCİ SAYFA
‘Şampiyonluğun bilincindeyiz’
Geçen sezon şanssız
bir şekilde yaşadığı sakatlıklar yüzünden forma bulamayan, Beşiktaş’ın alt yapıdan
gelen orta saha oyuncusu Yasin Sülün, bu sezon ilk 11’de ortaya koyduğu futbolla
kendini yine ispatlıyor. Takımdaki rekabet ortamında kendine ilk 11’de yer bulduğu
için şanslı olduğu belirten genç futbolcu Yasin, “ iyi olan herkese şans tanınacak,
bu şansı iyi kullanabilen oyuncular, kendilerine forma bulabilecekler. Ben hep
bu bilinç ile çalıştım ve kazandım”diyor.
Şampiyonluğun
bilincindeyiz
Hem taraftar, hem yönetici hem de futbolcular için bu sezon tek hedeflerinin
100. yılda şampiyonluk olduğunu söyleyen siyah-beyazlı takımın oyuncularından
Yasin Sülün, “Şampiyonluğun bilincinde olarak bu sezona başladık. Kamplarda
da çok yoğun çalıştık. Belki ilk maçlardaki sonuçlar iyi olmayabilir, ama gitgide
kendimizi bulu-yoruz. Kimse kötü sonuçlarda moralini bozmasın ve bize inansın.
Her şey daha iyi olacak ve ligin devamında kaybettiğimiz puanları da alacağız”
diyerek taraftarlara da mesaj veriyor.
Takımdaki kadro zenginliğinin ilk 11’e girmeyi zorlaştıracağını belirten Yasin
Sülün, bu tercihin Lucescu’ya kaldığını da sözlerine ekleyerek şunları söyledi:
“Tabii ki herkes ilk 11’de yer almak için çalışır. Kendini göstermek ister.
Fakat bu hocanın tercihine kalmıştır. Bu sene kadro zengin ve oynamak zor olacak.
Her futbolcuya şans verilecek. Ve bu yüzden de her futbolcu sırasını bekleyecek
ve oynayacak. Rekabet takımın daha iyi olmasının göstergesidir. Ne kadar iyi
futbolcu varsa, takımın hedefleri o kadar büyür. Biz geçen sene ve ondan önce
11-12 futbolcu oynadık, şimdi 20 futbolcu ile oynuyoruz. Bu da başarıyı getirecektir
Bende ilk zamanlar 11’e giremiyordum. Daha sonra form tuttum ve şimdi devamlı
oynuyorum.” Takım arkadaşlarının yaşadığı sakatlıkları da talihsizlik olarak
değerlendiren Yasin Sülün, sahip oldukları zengin kadro içinde, herkesin yedek
bir oyuncusu olduğunu ama istediklerinin, sakatların bir an önce iyileşmesi
ve takımın daha güçlü hale gelmesi, olduğunu sözlerine ekledi.
Ümraniye
bir cennet
Bu sezon, geçen sezondan farklı olarak çalışmaların Ümraniye’deki Nevzat Demir
Tesisleri’nde gerçekleştirilmesi konusunda da görüşlerini belirten oyuncu, şunları
konuştu: “Fulya’dan sonra Nevzat Demir Tesisleri bana cennet gibi geliyor. Çünkü
Fulya çok eskiydi. Orada kaldığımızda kışın üşüyorduk bile.. Burası bana göre
çok daha güzel. Hatta bazı antrenmanlardan sonra orada günümü- zü orada geçirebili-yoruz.
Kalmayı kendi-miz istiyoruz. Tesislerde sorunumuz yok. Herşey mükemmel.”
Alt yapıdan
yetiştim
Alt yapıdan gelen Yasin Sülün, “Ben de alt yapıdan geldiğim için çocukları anlayabiliyorum.
Ben de Mehmet Abi’lerden imza alıyordum, şimdi devir değişti, onlar bizden imza
alıyorlar. Alt yapıdan gelmek çok zor. Alt yapıdan A Takımı’na çıkmak için basamakları
ağır ağır çıkıp, sabırlı olmanız gerekiyor. A Takımı’na gittiğiniz zaman her
biri profesyonel oyuncular oluyor. Kendinizi orada çok boşlukta hissedebiliyorsunuz.
Dışarıdan gelen futbolcular her zaman daha çok göz önünde bulunurlar, sen biraz
daha ikinci planda kalabilirsin.Çalışmalısın.
ONDÖRDÜNCÜ SAYFA
Hem gazeteci hem yönetici
“Yönetim toplantısına
girince, gazeteci kimliğimi bir kenara bırakıyorum” diyen BJK Yöneticisi ve
Hürriyet Yayın Koordinatörü Fikret Ercan, yöneticilik mesleğini öyle titizlikle
yapıyor ki, toplantılardan sonra kendisinden bilgi isteyen Hürriyet Spor Servisi’ne
hiçbir şekilde bilgi sızdırmıyor. Gazetecilikte 35. senesini dolduran Ercan,
spor servisinin bu yüzden birçok haber atladığını söylüyor.
Nasıl Beşiktaşlı
oldunuz?
Ben nasıl Beşiktaşlı olduğumu hatırlamıyorum bile. Galiba ben Beşiktaşlı olarak
doğdum. Çünkü kendimi bildim bileli Beşiktaşlıydım. Herhalde genetik bir şey...
Beşiktaşlı olmak benim için bir onur ve ben hep bu onuru taşıdım. Oğlum da doğal
olarak Beşiktaşlı doğdu. Çok küçük yaşlarından itibaren onu maçlara götürürdüm.
Amerika’da okumaya gittiği zaman ona telefonla maçlardan naklen yayın yapardım.
Yurttaki odasına Beşiktaş’ın posterini yapıştırmış. Arkadaşları her hafta ne
oldu takımının maçları diye sormaya başlamışlar. Beşiktaşlılık çok farklı bir
olgudur. Onu ruhunuzda taşımanız gerekir. Ben de bu ruhu hem yönetici olarak
hem de bir taraftar olarak taşıyorum.
Beşiktaş taraftarının astığı bir pankart var; “Bırakın herkes bir gün Beşiktaşlı
olmasın, o ayrıcalık bizde kalsın.”
Siz bu ayrıcalığı
yaşıyorsunuz sanırım?
O benim de çok sevdiğim, Beşiktaş taraftarının ince zekasını ve mizahını yansıtan
bir pankarttır. Ve çok haklı edilmiş bir sözdür. Fenerbahçeli taraftarların
“Herkes bir gün Fenerli olacak” sözüne karşıt olarak yazılmıştır. Neden herkes
Fenerli olsun. Senin taraftarın sana yetmiyor mu arkadaş. Bence çok ırkçı bir
yaklaşım. Ortada bir rekabet olduğu sürece sporda ilerleme yaşanır.. Beşiktaş
taraftarı çok özel bir taraftardı. Çünkü takımı kaybetse bile vazgeçmeden takımını
destekliyor. “Sen şampiyon olmasan da kupaları almasan da ...” diye takımına
destek veriyor.
Taraftara karşı aynı sorumluluğu sizin
kadar sporcularında duyduğunu düşünüyor musunuz?
Mutlaka herkes kendine göre üzüntü duyuyor.. Sonuçta onlar da orada galibiyet
için mücadele ediyorlar. Dışarıdan nasıl gözükürse gözüksün, yenilginin alındığı
bir maç sonrasında sporcular da en az taraftarlar kadar üzüntü yaşıyorlardır.
Geçen sezon takıma bir yıldız oyuncu
gerekir deniliyordu. Bu sezon takımda bir çok yıldız oyuncu
bulunuyor. Bu
oyuncuları ve takımın genel kadrosunu
değerlendirir misiniz?
Geçen sene Türkiye ekonomisi çok zor bir dönemden geçiyordu. Bundan herkesin
etkilendiği gibi futbol camiası da etkilendi. Şu anda Fenerbahçe ve Galatasaray’ın
geçen sezondan kalma 80-90 milyon dolar borcu dururken Beşiktaş’ın hiç borcu
bulunmamaktadır. Bu demek değildir ki hiç borcumuz olmasın diyerek hiçbir faaliyette
bulunulmamıştır. Bu sezon takımda bir çok yıldız oyuncu var. Sergen’den İlhan’a,
Nouma’dan Amaral’a, Ahmet Dursun’a kadar takımı sürükleyebilecek bir çok oyuncu
bulunuyor. Oyuncuların değerlendirmelerini yapmak biraz teknik bir konu ama
ben hemen hemen hepsinin birer yıldız olduğunu düşünüyorum...
100. yıl çalışmalarından bahseder misiniz?
Ben de 100. Yıl Kutlama Komitesi’nde bulunuyorum. 100. Yıl çerçevesinde hazırladığımız
bir çok proje bulunuyor. Ama öncelikli olarak belirtmek istiyorum ki 100. Yıl
Beşiktaş futbol takımının başarısı ile sınırlandırılmamalı. Kutlanacak olan
büyük Beşiktaş camiasının 100. yılıdır. Tabii ki takımın şampiyon olması bu
sevinci daha da artıracaktır.
Aynı anda hem
gazeteci hem de
yönetici kimliklerini
birarada barındırıyorsunuz. Bunun için
zorluklarla karşılaştığınız oluyor mu?
Evet zorlukları oluyor. Yönetimin toplantısına girdiğim anda ben gazeteci kimliğimi
bir kenara koyarak Beşiktaşlı yönetici kimliğimi alıyorum. Çünkü orada çok ciddi
ve önemli kararlar alınıyor. Kimi zaman gazetemdeki spor servisindeki arkadaşlarla
ters düşüyoruz ama bunu yapmaya mecburum. Bu yüzden çok kez haber atladığımız
oluyor. Bana sordukları zaman ben “Takımın İletişim Komitesi” her şeyi size
anlatacaktır cevabını veriyorum. Ne olursa olsun bunu benden duymamalılar.
Biraz da gazeteci
kimliğinizden
bahseder misiniz?
35 sene önce Hürriyet’te başladığım gazetecilik hayatıma halen Hürriyet’te Yayın
Koordinatörü olarak devam ediyorum. Gazeteciliğin en alt kademesinden başladım.
Ve Hürriyet benim ikinci bir yuvam haline geldi. Hayatımın en önemli devrelerinde
hep buradaydım. Burada olduğum 35 senenin sadece 2 buçuk senesinde Günaydın
Gazetesi’ne gittim. Onun dışında buradan hiç ayrılmadım.
Sizin ekleyecekleriniz var mı?
Ben inanıyorum ki bugün benim oğluma ve torunlarıma bırakacağım en büyük mirasım
Beşiktaşlılıktır. Bir gün onların “Benim dedem Beşiktaş yöneticisiydi” demesi
benim için en büyük mutluluk ve onur kaynağıdır.
ONÜÇÜNCÜ SAYFA
100. yıl stres mi yapıyor?
Türkiye’de bir
ilk gerçekleşecek ve taraftarlarının söylemi ile ‘Bir asırlık çınar’ olan Beşiktaş,
100. yılını kutlayacak. Yönetiminden taraftarına, futbolcusundan heyetine, komisyonlarına
kadar Beşiktaş camiası 100. yılın coşkusu içinde. Bu coşkunun yanı sıra, tartışılan
bir konu da, 100. yılı süsleyecek olan şampiyonluğun, baskı unsuru olup olmayacağı.
Biz de araştırdık. Taraftarın 100. yıl ile ilgili gönlünde yatanları, hayallerini,
kızgınlıklarını, isteklerini öğrendik. Onlar, yense de yenilse de takımlarının
yanlarındalar. Ama artık sabredecek gibi değiller. 100. yıl değil, 1000. yıl
değil onların tek istedikleri, şampiyonluk zaferini kutlamak. Taraftar tek bir
ağızdan bağırıyor: “Doğum Beyaz, Ölüm Siyah, Yaşam Beşiktaş”
Üniversiteli
Beşiktaşlılar
Çağrı Öncel
Bir asırlık dev bir çınar Beşiktaş. 100 yıldır şerefli Beşiktaş. Bu sene şampiyonluk
mutlak hedeftir. Beşiktaş büyük camia, futbolcularımız da bu büyük camiada yer
aldıklarına göre onlar da 7’den 77’ye bütün taraftarların istediği gibi şampiyonluk
istiyorlar; ister istemez futbolcularımız büyük stres içindeler. Hem 8 senelik
şampiyonluk özlemi hem de 100. yılda mutlak şampiyonluk parolasıyla sezona girilmesi.
Ama bu 100. yıl stresi bana göre yersiz çünkü Beşiktaş her zaman şampiyonluğa
oynamış bir takımdır. Biz taraftarlar olarak her zaman ve her yerde takımımıza
olan desteğimizi vermeliyiz. Güzel günler bizi bekliyor.
Çağın Onat
Elbette 100.yıl bir takımı motive eder. Eğer bu konuda stres olan varsa, bunu
kendi eksikliğini gizlemek için yapılmış bir hareket olarak kabul ederim. Taraftarın
bu konu hakkında takımı sıkacak bir tutumda olduğunu da düşünmüyorum. Bu düşüncede
olan kişileri de Beşiktaşlı olarak kabul edemiyorum. Bu sene şampiyon olsak
da olmasak da biz bu takımı her zaman destekleyeceğiz ve sahip çıkacağız. Önemli
olan 100.yıl değil, bu tamamen 100.yıl olayını diğer olayların üstünü kapama
amaçlı çıkarılmıştır. 100.yılını kutlayan bir takımın böyle konularla uğraşmaması
gerekir. Bir Beşiktaş taraftarı olarak 100.yılda şampiyonluk bir yana, Beşiktaş’ın
ismini en güzel şekilde anılmasını isterim.
Yener Aydın
20.yüzyılın başları. Çoğu saraya mahsup Beşiktaş Serencebey Mahallesi gençleri
tarafından o zaman Bereket Jimnastik Kulübü olarak kurulan kulübümüz, artık
100 yaşına basıp nihayetinde koca bir asrı deviriyor, arkasında bıraktığı şan
ve şeref dolu başarılarla. Kimler geldi kimler geçti bu yüzyıl boyunca Baba
Hakkı, Baba Hüsnü, Süleyman Seba, Şükrü Gülesin, Yusuf Tunaoğlu, Sabri Dino,
Kaya Köstepen, Vedii Tosuncuk, Suat Mamat, Recep Adanır, Şeref Görkey, Faruk
Sağnak, Ziya Doğan, Rasim Kara, Rıza Çalımbay, MAF ve günümüzün yaşayan ve yaşamayan
diğer gerçek efsaneleri. Türk futbolunda sayısız bir çok ilke imza atan, Milli
Takım forması altında sahaya çıkan(1952 Yunanistan maçı) ilk ve tek kulübü olan
Beşiktaş J.K.’müzün gene çok büyük bir ilke imza atıp Türkiye’de yüzüncü yılını
kutlayacak ilk kulüp olmasından dolayı gururluyum ve mutluyum. Doğum Beyaz,
Ölüm Siyah,Yaşam Beşiktaş.
Efe Erdönmez
100. yıl ne motive eder ne de strese sokar. Ama ne zaman? Eğer gerçekten iyi
bir takım varsa ortada. Zaten güçlü takımlar veya dalında iyi, başarılı olan
birisi her türlü zorluğu, baskıyı aşarak kendini motive edici etkenleri bulup
onlara bağlanarak başarıya ulaşmazlar mı? Ne zaman ulaşmazlar; şansları iyi
gitmezse tabi ki. Bir takım şansla kazanabilir ama bu takım gerçekten iyi ise
şans hep yanındadır, eğer kötüyse şans ona bir defa yardım eder. Yani kısacası
demek istediğim Beşiktaşlı futbolcular, teknik heyet ve yönetim gerçekten güçlüyse100.
yıl baskısına girmezler, bunlara gülüp geçerler. Şans da yanlarında olursa çok
rahat başarıya ulaşırlar. Yani başarıya ulaşmada güçlü olmak ve şans faktörleri
bir araya gelmelidir. Yoksa bunun dışında hiçbir etken, hiçbir baskı iyi ve
güçlü olanı, istekli olanı durduramaz.
Çağrı Göksel
Siyah ve Beyazın asil birlikteliğinin 100. yılı. Tam bir asırdır artarak devam
eden bir büyük tutku. Tek isteği,sahada kendisi adına savaşanların alın terini
görmek,helal galibiyetleriyle coşmak olan, takımına yürekten bağlı,başı her
zaman dik bir taraftar topluluğu. Gücünü geleneklerinden,kültüründen,taraftarından
alamayanların tutunamayacağı benzersiz bir camia. Asırlar geçse de güzelliği
geçmeyecek,büyüsü hiç bozulmayacak efsanevi bir aşk, Beşiktaş ve Beşiktaşlılık.
Ulu çınar sen gerçekten bizim her şeyimizsin!...
Soner Çiçekli
(Sabancı Üniversitesi)
Her türlü konuda bir ilki gerçekleştirmesine alıştığımız Beşiktaş’ımız yine
bir ilke imzasını atacak Ve 100. yılını kutlayacak. Peki bu 100. Yıl kutlaması
Beşiktaş’ımızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor? Bu konu tartışılır. 7 senedir
şampiyon olamayan bir takım için 100. Yıl kutlaması olumsuz bir olaydır. Arkasında
milyonlarca taraftarı olan bir kulüp gerek yazılı ve görsel basın tarafından,
gerekse taraftarlarından bu sene şampiyon olması için inandırılmış. Zaten İnönü
Stadında kendilerince baskı altında top oynadıklarını söyleyen futbolcularımızın
üstüne bu 100. Yıl baskısı da eklenince sonuç çok kötü olabilir. Onun için en
kısa zamanda futbolcularımızı, yönetimimizi, taraftarlarımızı bu 100. Yıl baskısından
kurtarmak zorundayız. Unutmayalım ki biz renklere aşığız.
Çarşı Grubu
Hakan Tezel
100. yıl futbolculara baskı yapabilir ama bizim için önemli olan 8 seneden bu
yana şampiyon olamamamızdır. 100. yıl yuvarlak bir rakam. Kamuoyu kendiliğinden
konunun bu kadar büyümesine yol açtı. Bizim için 100. ya da 99. yılın pek bir
önemi yok. Bizim için önemli olan şampiyonluk. Geçen sene İstanbul’da kaç maç
verdik. 100. yıl mıydı? Ama bu konu onları motive edebilir. Çünkü 100. yılda
şampiyon olan bir takımın oyuncuları tarihe geçer.
Hasan Gör
Bence 100. yıl futbolculardan çok taraftarı etkiliyor. Taraftarın takıma karşı
düzeni tam olarak yok. Bu yüzden stres bizim üzerimizde. Yönetimin devamlı söylediği
100. yıl taraftarı kamçılıyor. Bence bu kadar üzerine düşmemek gerekir. Takım
99. yılında da şampiyon olabilirdi. Beklentimiz 100. yılda Avrupa’da da iyi
bir yere gelmek.
Emrah Ertutan
Beşiktaş 7 seneden beri şampiyon olamadığı için 100. yılda özel bir çaba gösterecektir.
Her sene şampiyon olma isteği futbolcuları da etkilediği gibi bu sene de etkiler.
Futbolcuları motive eden de taraftarlarıdır. 100. yıla girdiğimiz için de taraftarlar
daha ateşli. Dişe diş, kana kan, intikam olur.
Süleyman Öztemel
100. yıl takımı strese sokabilir. Aşırı motivasyondan dolayı futbolcular etkilenir.
Taraftar baskısından da etkileniyorlar zaten. Kendileri de bunu dile getiriyorlar.
Elvan Yılmaz
100. yıl şampiyonluğu takımı etkiler. Kendileri de bunun ne kadar önemli olduğunu
biliyor. Bunun yanında taraftar ve yönetim de üstlerine gidince bu hem motivasyonu
hem de stresi ortaya çıkarır. Stres aynı şekilde döner ve motivasyon olur. Bu
böyle birbirini kovalayacaktır. Ama sonunda ben biliyorum ki şampiyonluk bizi
bekliyor.
Yavuz Akman
100. yıl stres yaratmaz. 100. yıl da bizim tek beklentimiz şampiyon olmak. Futbolcular
da kendilerini şampiyon olmak zorunda hissetmeliler. Ama bu 100. yıldan daha
çok 7 yıldır şampiyon olamamaktan kaynaklanmalı. Biz de taraftar olarak şampiyonluk
için üzerlerinde baskı kuruyoruz.
Liseli BJK
Suat Yıldırım- Ankara
Bence şu andaki görünüm baskı. Nedeni ise sadece 100. yılımızı kutlamak değil
takımın 8 yıl gibi çok uzun süredir şampiyon olamamasıdır. Bizler takımımızdan
bu yıl şampiyonluk bekliyoruz bunun üzerine bir de 100. yıl baskısı eklenince
stres bence iki katına çıktı. Ama bence Beşiktaş büyük bir kulüp olduğunu kanıtlayacak
ve bizleri mutlu sonla buluşturacak. Tüm hayalimiz bu...
Güney Işıkara
Bence bu 100. yılda şampiyonluk konusu takımın üstünde stres yaratıyor. 100.
yıl kutlamaları farklı, şampiyonluk farklı. Tabi ki 100. yılı şampiyonlukla
süslemek büyük bir keyif verir ama bu sene şampiyonluk her seneden fazla lazım
diye bir şey yok. Beşiktaş büyük klüptür, bu sene olduğu gibi her seneye şampiyonluk
parolasıyla girer.
Deniz Leventoğlu
Bana göre 100 yılın ayrı bir önemi var. Düşünün, koskoca yüzyıl, çoğu kulüp
bu tadı yaşamak için daha çok bekleyecek. Futbolcular üzerinde bu konu stres
yaratabilir ancak bunu avantaj haline getirmekte onların elinde. Her maça konsantre
olup çıkarlarsa ve 100. yılın önemini kavrarlarsa bence çok büyük etkisi olmaz.
Ama son haftalara doğru hem 100.yılın hem de şampiyonluğun çok büyük stres yaratacağını
düşünüyorum. Futbolcular arkalarında taraftarı hissederlerse bu stresleri yaşamazlar.
Mehmet Ufuk Közler Lüleburgaz
100.yılımız şimdi futbolcularımız üstünde baskı oluşturuyor gibi görünse de
ilerleyen haftalarda futbolcularımız bu baskıyı seyirci desteği ile bir motivasyon
kaynağı olarak kullanacaklar. Buna yürekten inanıyorum. Haydi kartal yürekliler
buna siz de inanın. Sezon sonu şampiyonluğu göğüsleyin. Sezon sonunda dünyalar
sizin olsun. O dünyaları bize verin
Meriç Çınar
Bence stres yapmaya gerek bir neden göremiyorum. Zaten Beşiktaş her seneye şampiyonluk
parolasıyla çıkan bir takım, o zaman her sene baskı mı oluyor üzerimizde? 100.
yılda olsa 1000.yılda olsa şampiyon olmak zorundayız. Bunu futbolcularımızın
da kavraması gerek işte o zaman stres gibi bir bahane de kalmaz. En büyük görev
Sinan Engin’e düşüyor o oyuncularımızı motive etmeli.
İsmail Görenek
100 yıl bence motive eder. Çünkü Türkiye’de bu bir ilk. Fakat Beşiktaşlı futbolcular
ve yöneticiler bunu stres olarak görüyor. Her şeyin ilki her zaman iyidir. Bu
yıl da yapmamız gereken şey tribünde Beşiktaş’ımızı destekleyerek yanlarında
olmaktır çünkü Beşiktaş bu sayede 100. yılını ilk olarak yaşadığı gibi şampiyonluk
özlemini de taraftarın beklentilerini de bitirecektir.
Okan Akbalik- İzmir
100. yıl dolayısıyla kişiler üzerinde bir takım baskılara yol açacaktır fakat
Beşiktaşlı bir futbolcunun bunu bahane etmemesi gerekir bizimkiler hatalara
bahane olsun diye hemen bunu öne sürüyorlar bence yanlış. Baskı olmasın diye
hiç bahsetmeyelim hatta heyecanlanmasınlar diye maçlara mı gitmeyelim? Bizim
önümüzde utanıyorlar, ondan mı oynayamıyorlar?
Emil Çakiryan
Bence 100. yılda şampiyon olmamız gerek diye bir şey yok. Bazıları farkında
mı ama Beşiktaş sadece bir futbol kulübü değil. Eğer 100. yılda başarı isteniyorsa
o zaman basketbolda, voleybolda, hentbolda, boksta, atletizmde ve diğer branşlarda
da başarı aranmalı. Futboldan gelecek olan bir şampiyonluk asla diğer branşların
içler acısı durumunu örtmemeli. Yönetim bu konuda bir şeyler yapmalı mutlaka.
Sezer Kaptan
Bence 100. yıl olayı çok fazla abartıldı ve bu nedenle gereksiz stres oluştu
takım ve taraftarlar arasında. Ayrıca 100. yıl konusu basında çok fazla konuşuldu
ve sanki bu sene şampiyon olunamazsa takımın kapısına kilit vurulacakmış gibi
bir hava yaratıldı.
Hasan Çaylak
100. yıl stresten çok bir kaygı oluşturuyor olmalı. Kaygı, başarı için şart
olan bir duygudur. Bu kaybetme kaygısı onları daha iyi oynamaya, sahada daha
fazla mücadele etmeye zorlar. En azından umarım böyle olur.
Serkan Çalışır
Futbolcuların üstünde değil bizim üzerimizde bir 100. yıl baskısı var... Biz
bunu sahaya yansıttıkça oyuncuların üstünde bir baskı oluyor... Ama anlayamıyorum...
Ben o sahaya çıksam bana o kadar tezahürat yapılsa ölüm çıkar ölene kadar oynarım...
Belki top kaybettiğimizde stattan bir uğultu çıkmasa kimse bağırmasa herkes
oturup maç seyretse İnönü’de bu kadar puan kaybetmeyiz... Ben takımımızı Boca
Juniors’a benzetiyorum... Onlarında Seyircileri çok ateşli... Ama bu onlara
pozitif yansıyor bize ise negatif...
Oğuzcan Güney
100. yıl bence motive eder. Çünkü böyle büyük bir takımda futbol oynamak her
oyuncuya nasip olmaz.. Bir bakımdan da strestir. Ya Şampiyon olmazsak korkusu?
Bunu da iyi oynayarak aşabilirler.
Mustafa Akbaş
Beşiktaş’ımızın üzerinde baskı elbette var. Normalde takımlar kendi sahalarındaki
maçlara rahat çıkarlar bizim takımımızsa stres içinde. İç saha fobimizin sebebine
gelince; bu yıl Beşiktaş’ımız için önemli bir yıl. Bir kere bunun stresinin
olduğu çok acık ikincisi -ki bu benim için daha önemli- 7 yıldır şampiyonluk
yüzü göremememiz. Diğer takımların arkasından geliyoruz. Ben bunu hiç hazmedemiyorum.
Ben eminim ki takım üzerinden bu yükleri biran önce atacak ve şampiyonlukta
rakipsiz olacaktır.
Erdem Erisoy-İzmit
Kesinlikle baskı ve stres yaratıyordur. Çünkü bu sene Beşiktaş’ımız için bir
dönüm noktası idareciler ve futbolcularımız bunun ne olduklarını çok iyi biliyorlar
ve böylesine önemli bir yılda taraftarları bir kez daha hüsrana uğratmak onlar
için büyük bir kayıp olabilir.
Süha Can Gürsoy
Performans düşünce, kondisyonlar bitince bu ‘baskı altındayız’ işin kolayına
kaçma.. Baskı altında olmasak oynarız demek ne demektir? Hem ne baskısı var?
İnönü’deki maçlar deplasman gibi artık seyirci futbolculara sevgisini gösterince
baskı mı kurmuş oluyor?
Anadolu
Beşiktaşlılar
Derneği
Doç. D