BİRİNCİ SAYFA
Sanki halk plajı
Denize girilmez tabelalarına karşın Boğazı halk
plajına çevirenler, "mikrop bize vız gelir. Serinleyelim yeter yoksa kavrulacağız"
diyor. Çevre sakinleri ise, suların kirliliği bir yana son yıllarda görüntü
kirliliğide arttı şeklinde konuşuyor.
Hayatlarını hiçe sayarak koli basilinin en çok olduğu ve mikrop kaynayan suya
hücum eden yaşlı genç yüzlerce kişi Kuruçeşme, Ortaköy ve Bebek'te güle oynaya
denize giriyor.
Denize girilmenin yasak olduğu bölge- lerde kuralların hatırlatıldığı tabelalara
aldırış etmeden, hatta bu tabelaların altında kendini lağım akan ve de teknelerin
pisliklerini boşalttığı sulara bırakanlar, "niye bu tehlikeli sulara giriyorsunuz"
diyenlere, ölümle dalga geçer gibi, "bize bir şey olmaz" yanıtını
veriyor.
Yaz sıcaklarının adeta kavurucu bir hale dönmesi ile İstanbullular kendilerini
Boğaz'ın sularına attılar. Her yıl olduğu gibi bu sene de açıklanan deniz kirlilik
oranlarının fazlalığı vatandaşları etkilemedi. Resmi makamların ve sağlık kuruluşlarının
tüm uyarılarına rağmen özellikle hafta sonlarında Boğaz kıyıları halk plajı
görünümünden kurtulamıyor. Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı'nın
açıklamalarına göre kolibasil oranının yüksek ve denize girmenin tehlikeli olacağı
yerler şöyle: Bebek, Beşiktaş, Ortaköy, Sarıyer, Eminönü, Üsküdar, Küçükçekmece,
Kartal, Pendik, Büyükçekmece.
Yapılan açıklama ve uyarılara rağmen denize giren vatandaşlar, denizin kirli
olduğunu bildiklerini ama sıcak havalarda serinlemek için başka çareleri olmadıklarını
söylediler. Bebek ve Ortaköy sahillerinde sık rastlanan bu görüntü çevre sakinlerinin
tepkisini alıyor. Semt sakinleri, kıyıda denize girenlerin görüntü kirliliği
oluşturduğunu, vatandaşların deniz kirliliği konusunda bilinçlenerek, bu görüntüye
artık bir son vermeleri gerektiğini belirttiler.
Başkanı ağlattılar
Ortaköy'de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa
İlköğretim okulu'nun yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu "çocukluk
günlerim aklıma geldi. Göz yaşlarımı tutamadım" dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu
söyleyen Namoğlu, "okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım, yetkilileri
harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim"
dedi.
Ortaköy'de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa İlköğretim okulunun
yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu "çocukluk günlerim aklıma geldi.
Göz yaşlarımı tutamadım" dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu
söyleyen Namoğlu "okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım,yetkilileri
harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim.
Destek arayışına başladım" dedi.
Esnaf açlık grevinde
Ekonomik şartlar altında ezilen esnaf şimdi de
ölüm orucuna başladı. 54 yaşındaki Ferhat Gedikli siftah dahi yapamadığını belirterek,
günlerdir ölüm orucu tutuyor.
Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, kriz yüzünden kebapçı dükkanı kapanınca açlık
grevine başladı. Dükkanının önüne bildiriler asan Gedikli, Ankara'ya göndermeler
yapıyor. 54 yaşındaki Gedikli, "Başımıza ne geldiyse onlardan geldi. Ülkemizi
batırdılar." diyor. Daha önce bir kez daha açlık grevine giren Gedikli,
hükümet yetkililerinden birinin dükkanının anahtarlarını alana kadar mücadelesini
sürdüreceğini belirtiyor. Ancak konuştukça Ferhat Gedikli'nin ilginç hayatına
tanık oluyoruz. Esnaf Gedikli, büyük bir kararlılıkla "Hayatım boyunca
düzen karşıtlarına savaş açtım. Üç kere Ankara'ya yürüdüm. İş yerlerim yakıldı,
iflas ettim. Şimdi her şeyimi kaybettim. Bir canım kaldı. Gerekirse onu da veririm"
diye konuşuyor. Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, yaşadıklarını bize anlattı:
"Önce de grev yaptım"
1994'de Gaziosmanpaşa'ya bağlı Arnavutköy'de ayakkabı ve terlik imalathanesi
açtım. 200'den fazla kişi çalıştırıyordum. Arnavutköy yolu çok bozuktu. Kazalar
oluyor, arabalara zarar veriyordu. Belediye başkanı ve kaymakamla görüştüm.
Baktım olmadı. Ben de bir çadır alıp Arnavutköy'ün girişinde açlık grevine başladım.
Yine hiçbir ses çıkmadı. Sonra Anıtkabir'e oradan da Bayındırlık Bakanlığı'na
yürüdüm. Bakan, medyanın önünde yolun yapılacağını söyledi ve söz verdiği tarihte
yol yapıldı. Yapılan yol G.paşa-Habipler-A.köy arasındaki yoldur.
Tepkim Ankara'ya...
Bu eylemden sonra tek başıma neler yapabileceğimin farkına vardım. Atatürk ve
Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitaplar okudum. Okudukça aydınlanıyordum. Bu arada
Erbakan başbakan oldu. Tarikatlara başbakanlıkta yemek verdiğinin ertesi günü
Atatürk resimleri ve bayraklarla Ankara'ya yürüdüm. TBMM'ye beni almadıkları
için ben de kendimi arabaya kilitleyip kendimi yakacağımı söyledim. Polis beni
gözaltına aldı. İkinci yürüyüşüm, Susurluk olayının yıldönümünde gerçekleşti.
Bir ara zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkmaması için refahlılar, Cuma namazlarından
sonra eylemler yapıyordu. Ben de her hafta eylem yaptıkları camiye giderek eğitimin
sekiz yıla çıkması için hazırladığım bildirileri kendilerine dağıtıyordum. Her
gittiğim yerde polis beni göz altına alıyordu. Ama çok iyi davranıyorlardı.
İş yerimi yaktılar
1998'de Düzce Gölyaka'da 120 kişiyle bir imalathane daha açtım. Bu arada 99
seçimleri de yaklaşıyordu. Gölyaka'daki imalatımda parti ve seçim yasalarını
değişmesi için açlık grevine başladım. Açlık grevimin 6. günü Ankara Belediye
Başkanı Melih Gökçek, Çankaya'da Cumhuriyetimizin 75. Yılı kutlamaları için
asılan Atatürk resimlerini ve bayrağımızı aşağıya indirtti. Refah Partisi milletvekili
de ne olmuş bir bez parçası dedi. Böyle olunca hemen bir kara çarşaf giyip Ankara'da
CHP genel merkezine gittim. Mesut Yılmaz'la Deniz Baykal buluşacaktı. Elimdeki
bildiriyi basın mensuplarına ve halka dağıttım. Polis yine beni gözaltına aldı.
Yılmadım. Bırakıldıktan sonra iş yerime dönüp açlık grevime devam ettim. 12.
günümün gecesi gece saat 03.00'de büyük bir patlamayla uyandım. İmalathanemi
yakmışlar.
Bunun üzerine Kıbrıs'a gidip lokantacılığa başladım. Ama iki ay sonra devalüasyon
oldu. Dolar bir gecede 650 binden 1 milyon 500 bine çıktı. İşlerim tamamen durdu.
Lokantayı kapatarak İstanbul'a geri döndüm. Son kalan paramla da Beşiktaş'ta
kebapçı dükkanı açtım. O da kriz yüzünden battı.
Her şeyimi kaybettim.
"Şu sistem değişsin artık"
Seçim ve parti yasaları değişirse ben yine açlık grevini bırakırım. Yeter ki
ülkemde bir şeylerin iyiye gittiğini göreyim. Hep aynı partiler, aynı siyasetçiler...
Hepsini gördük. Ben hiçbir partiye üye değilim. Bütün partilere karşıyım. Benim
çocuklarıma bir vasiyetim var: "Benim oy verdiğim partilere oy verirseniz
size hakkımı helal etmem" diyorum.
"Ailem benden bıktı"
Neyim var neyim yoksa kaybettim. İş sahibiydim şimdi beş parasızım. İlk başlarda
ailemin takdirini kazanıyordum. Zamanla her şeyimi yitirdim. Bir canım kaldı.
Haklı olarak istemiyorlar. Benden bıktılar. Üzülüyorlar. Kimse ailesinden birinin
açlık grevi yapmasına dayanamaz.
"Tansiyonum
çok yüksek"
Açlık grevine başladığım ilk üçüncü gün bir doktor geldi. 16'ya 28 tansiyon
tespit edildi. Doktor çok şaşırdı. Vazgeçirmeye çalıştı. Ama ben istemedim.
Tutanak tutuldu. Kendi rızasıyla açlık grevi yapıyor diye.
"Halkın sesi oldum"
Halk geçim derdinde. İnsanlar hala korkuyor. Duyarsız, tepkisiz bir halde. Ben
hep Bergama Köylülerini örnek gösteriyorum. 10-15 kişi ne mücadeleler veriyor.
Benim gibi 5-10 kişi daha tepki gösterse o zaman bakın neler oluyor.
Çevredekiler ilgi gösteriyor. Dükkanın önünden geçenler durup şu yazıları okusalar
o da yeter.
Hem akıllı hem sevimli
On parmağında on marifeti olan Yunus Günce, radyo,
televizyon ve sinemadaki başarılarıyla gençlerin yeni ilahı olma yolunda emin
adımlarla yürüyor.
Bu kadar komplo teorisi niye?', 'Futbol din gibi bir şey', 'Haçlı Zihniyeti
var', 'Hakemler her takımı kayırır', 'Sahip olduğumuz şeylerin hiç farkında
değiliz ve hep sahip olmadıklarımızın peşindeyiz'.
Bu sözler, Best Fm'de günün neşesi haline gelen Dejavu adlı programıyla dinleyicilerine
seslenen Yunus Günce ile Beşiktaşlılığı masaya yatırdık. Sohbetimizde gülüşler,
atıflar, umutlar, temenniler karıştı. Bizimle paylaşmak sohbetimize dahil olmak
isterseniz, kurulun köşenize, kahve tadı misaliyle başlayın okumaya...
Beşiktaşlılığı tarif
edebilir misiniz?
Ben de iki tane Beşiktaşlılık var. Bir tanesi zaten tuttuğum takım beşiktaş
ki iyi bir Beşiktaşlıyımdır ama fanatik değilimdir. Onun dışında Fulya'da oturuyorum.
Doğduğumdan beri Beşiktaşlı olan bir ailenin içinde büyüdüm. O günden bu güne
kadar da Beşiktaşlıyım. Hiç takım değiştirmeyi düşünmedim. Bu kadar önemli bir
şey değil benim için, hayatımı bu kadar etkilemiyor Beşiktaşlı olmak, ya da
Galatasaraylı olmak, Fenerli olmak... Evimden rahatsız olsam evimi değiştirmeyi
düşünebilirim, hayatımda önemli bir yeri vardır yaşadığım yerin... Ama tuttuğum
takımın bu kadar önemli bir yeri yok, sadece iyi bir Beşiktaşlıyım ama akıllı
da bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş'a büyük bir sempati duyuyorum. Beşiktaş benim
için vardı ve hep olacak. Çocuğum da Beşiktaşlı olsun isterim Gurur da duyuyorum
Beşiktaş'la. İlhan Mansız'la gündeme gelişimiz biraz canımı sıkıyor olsa da...
Popülist futbol anlayışı ve sunumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyonda futbolla ilgili acayip programlar yapmaya başladılar. Yeni moda
bir terim var, futbol felsefesi, futbolun felsefi yapısı. Bu kadar felsefe ile
yoğrulmuş bir iş olsaydı oyuncuları ilk okul mezunu olmazdı. Herkes felsefenin
peşinde olsaydı, bu kadar felsefi bir şeyi ilk okul mezunu adamlarla yapamazsınız
zaten mümkün değil. Televizyon sektöründe ise, 1-2 saat futbol hakkında konuşuyorlar.
Kumpaslar yaratıyorlar. Bu kadar ciddiye alınıyor olması zararlı çünkü o tip
yorumları herkes izliyor ve kanıyorlar da. Cahil de izliyor okumuş da izliyor.
Basında yer alan
ifadelerden nasıl etkileniyorsunuz?
Mesela Hıncal Uluç'un bir lafını görmüştüm gazetede. Manşet olmuş, Baliç ile
ilgili. Ben bunu sormak istiyorum kendisine gerçekten böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir
diye. Çünkü daha lig başlamadı, fikstür çekilmedi, Fenerbahçe Galatasaray Maçı
ne zaman, nerede oynanacak belli değil. Konusu ise Baliç üzerine. Tartışma söylemlerden
başlıyor: Baliç Galatasaraylı taraftarlarla arasını iyi tutmaya çalışıyor çünkü
geçmişte bir ifadesi var kefen giyerim Galatasaray forması giymem gibi. O da
hayır ben böyle bir şey söylemedim diyor yani. Fenerbahçede oynadım Galatasarayda
oynuyorum, diyor. Hıncal Uluç, böyle bir şeyi geçen yıl sür manşetti sabah gazetesinde
spor sayfasında. 'Baliç'ten Korkuyorum' diye bir başlık ya da buna benzer bir
şey. Aziz Yıldırımın manevi oğlu olan Baliç, Sami Yen'de maçtan önce Yıldırım'dan
bir talimat alırsa ve maçta kötü oynarsa bunun hesabını nasıl verecek?
Bu kadar komplo teorisi niye? İnsanların akılcı olması lazım. İnsanları çok
kolay güdülüyorlar. Düzeysiz futbol tartışmaları yapılıyor yazık ki. Fanatizm
körükleniyor.
Ayrıca, futbola bakışı zorlaştırıyor bu anlayış. Futbol daha basit olması gerekirken
endüstrileşince, yatırım sahası haline dönüşünce artık futbolda futbolla yatıp
futbolla kalkar olduk. Ama bu, realiteden uzaklaşmak ya da gerçekleri çarpıtmak
anlamına gelmemeli. Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu zaman kimse enflasyonu
konuşmamıştı ya da ülke ekonomisi konuşulmamıştı. Kupayı alınıp dönüldüğünde
Türkiye'de acaba ne olup ne bitiyor diye kimse merak etmedi.
Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Ne dersiniz?
İnsanların ait olma hissinden kaynaklanıyor, din gibi. Futbol, din gibi bir
şey. Futbolda bu çerçevede ele alınıyor tarafımdan. Şöyle, dolar bir buçuk milyona
çıktığı zaman 30 kişi yürümezdi Bağdat Caddesinde. Ama Aziz Yıldırım'ı geri
getirmek için 10.000 kişi yürüdü Kadıköy'de. Çok kısa sürede organize olunuyor,
çok kısa sürede tek vücut olunuyor.
Gerçek hayattan kopuluyor bir anlamda, maç ortak zevk ortak üzüntü haline geliyor...
Bu çok ciddi boyutlarda. Sen tanımadığın bir adamın bacağını kesmek ister misin
yahu? Evine saldırmadıkça. Döner bıçağıyla falan. Ben böyle bir şeye anlam veremiyorum.
Ben buna haçlı zihniyeti diyorum. Tanımadığın bir adama sırf senden başka bir
takımı tutuyor diye sen onunla nasıl kavga edersin nasıl döversin nasıl öldürürsün...
Öldürenler var çünkü. Biri beni gelip Beşiktaşlıyım diye öldürecekse bu dünyanın
en primitif olayıdır, yani ilkelliktir.
Sahada tahrik edici
unsurlar var mı?
Fenerbahçe stadında 'Güle güle yavrum güle güle' şarkısı çalıyor mesela. Bu
büyük bir ajitasyondur. İzleyen binlerce Galatasaraylıyı, Beşiktaşlıyı ajıte
etmekten başka bir işe yaramaz. O zaman geri sayım başlıyor, 'Ulan siz de geleceksiniz
İnönüye, Sami Yen'e'... Çünkü cahildir, hırs olur kızgınlıklar yaşanır. Ciddi
bir örtüşme var. Benliğin takımla örtüşmesi gibi bir durum var. Bir anda takımdan
biri gibi oluyorsun. Halbuki takımda oynayanların hepsi trilyoner, hepsinin
arabaları var villaları var, hepsi güzel hayatlar yaşıyor. Bizim kadar üzülmüyorlar
inan bana yani. Üzülüyorlar ama geçiyor. Biz ağlıyoruz bazen maçlardan sonra
bunlara gerek yok. Futbol adı üstünde, temaşa göz zevki oyun.
Beşiktaşlılığın farkı ne?
Kim daha büyük en büyük biz miyiz, gibi bir yarış içinde değiliz. Türk Futbolunun
durumu konuşulduğunda da net olarak başarıyı kabul etmek gerekir. Fanatizme
gerek yok. Ben de isterim Beşiktaş da, o seviyeye gelmesin ama bunun zafer sarhoşluğu
içerisinde yaşanıyor olması yaşatılmaya çalışılması canımı sıkıyor. Evet başarıdır
başarının devamı sağlamaktır önemli olan salt elde etmek değildir. Önemli olan
başarının devam etmesi, bunu ne kadar sindirmişiz, bununla yaşamayı ne kadar
biliyoruz?
Kartal'ın kafası dik olacak
Çarşı içinde yapılan kazı çalışmaları sırasında
sessiz sedasız kaldırılan Kartal heykelinin yenisinin yapılacağı ve bunun içinde
bir komisyon oluşturulduğu öğrenildi.
Köy içindeki kartal heykeli kaldırıldı. Altyapı ve üstyapı çalışmaları sürdülen
köyiçindeki başı öne eğik kartal heykeli artık yerinde değil...
Gazete BEŞİKTAŞ'ta uyarmıştı...
Gazete BEŞİKTAŞ olarak, Kartalın başı öne eğik diye bundan bir yıl önce bir
haber yapmış ve kaldırın kartalın kafasını demiştik.
Kartal heykelinin niçin kaldırıldığını sorduğum Beşiktaş Belediye Başkanı Namoğlu
"daha güzeli yapılacak" dedi. Beşiktaş kulübü, öğretim üyeleri ve
semt halkından temsilciler vasıtasıyla bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Namoğlu
"Beşiktaş'a yakışır bir heykel yapılıp mutlaka yerine konulacak, kimse
merak etmesin" şeklinde konuştu.
Portre
Balıkçı Hüseyin: "Ah o eski günler, ah"
Arnavutköy'de akşam saati... Günün sıcaklığından
ağaçların altında 50 yılı dinlendiren Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan...
Dar sokaklar arasından geçip, yanına vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra
başlıyor konuşmaya...
Cengelköy sırtlarından uzanır Arnavutköy'e kadar bu hikaye... Denizlerle yoğrulur
yaz kış... Sohbetler edilir sahil kenarında.... İki dirhem bir çekirdek giyinilip
de gidilir sahile en derbeder halle de. Ne de olsa ekmek de su da denizdir,
bir kıyıda başlar çoğumuzun hikayesi gibi mücadeleler... Bir balık kasasından
akşama erene kadar akar Marmara...
Arnavutköy'de akşam saati. Günün sıcaklığından ağaçların altında 50 yılı dinlendiren
Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan. Dar sokakları arasından geçip yanına
vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra başlıyor konuşmaya. Deniz diyor, sığıncam
diyor, dinleyeni meraklandırıyor. Zayıf elleriyle neredeyse 60 seneden önce
kalma ağlarının iliklerini gösterip gülümsüyor.
Arnavutköy'de yaşayan Hüseyin Reis, semtin sevilenlerinden. Semt sakinlerinin
deyişiyle, incisi. Hüseyin Reis, çocuk yaşlarda gelmiş semte. Rumlarla beraber
ilkokulu okumuş ancak tamamlayamamış.
"Ailem zorluklarla başa çıkmaya çalışıyordu. Deli dolu bir çocuktum ama
ailemi yalnız bırakamazdım. Sahile gidip dertleştiğim deniz, ekmeğim aşım sırdaşım
oldu."
Hüseyin Reis, yaklaşık 60 sene önce denizden geçimini sağlıyor başka bir deyişle
denize sığınıyor, denizle gülüyor denizle ağlıyor.
"Deniz, engin derler. Enginliği bizim için kıyı başındaki sohbetlerimiz,
mesleğimizin adabı, terbiyemizdi. Arnavutköy'de seneler öncesinde başladığımız
meslek, bizimle büyüdü. Evlerinin arasından dere akıp denize ulaşan o zamanlar
birkaç kişiyle balıkçılık yaptığımız deniz, bizim evimizdi."
Arnavutköy'ün tarihi dokusu içinde Eski İstanbul'u yaşatan haline kapılmış Hüseyin
Reis. Kıyısında, kıyı balıkçılığı diye bilinen iki direk arasında tutulan balıklarla
geçimini sağlamış. Ancak geçen seneye yaşadıkları bir sorun, Reis'in vazgeçilmezi
haline gelen balıkçılık mesleğinden uzak tutuyor. Son zamanlarda yaşanan boğaz
ve avlanmayla ilgili çıkmazlardan biz de nasibimizi aldık, diyor biraz titrek
bir ses tonuyla. Ancak umudunu yitirmiyor. 'Devam edeceğim denizimle uğraşmaya.
Sırdaşım gibi, ekmeğim aşım benim.' Kıyı balıkçılığı, akıntıdan kıyıya doğru
gelen balıkların yakalanmasından başka bir şey değildir diyor Reis. Hüseyin
Reis, kıyı balıkçılığını şöyle anlatıyor:
"Kıyıdan en fazla 4 metre ötesine kadar çıkılıyor balıkçılığa. Akıntının
istikameti önemlidir, çünkü diğer avlanma metotları hakim değildir burada. 12
metre uzunluğunda 4 metre kıyıdan denize uzanan iki direk arasından ağlarla
hareket edersiniz. Gündüz vakitlerinde, gümüş dediğimiz halkalarla bağlı ağlarla
çıkarız avlanmaya. Denizde Tefal İzmarit yakalardık. Bir nevi yol kenarında
yaşardık. Sabah deniz doyurur akşam deniz dinlendirir."
Hüseyin Reis, seksene merdiven dayamış ihtiyar bir delikanlı. Yaşamında dostlar
sayılıdır diyor. Deniz dosttur, uzun yola çıkacaksın ekmeğini bölüşüp çoğu kısmını
sana veriyorsa git o arkadaşın peşinden derdi büyüklerim diyor. Kaşların kaldırıp
buruk bir gülümsemeyle, 'Deniz kimilerimiz için böyle bir şey işte...' diyor.
Yaşam
Barbaros Hayrettin Paşa'ya şikayet ettiler
Denize gönül verenler bir araya gelerek, güç
birliği yaptılar ve sorunlarıyla ilgilenmeyenleri protesto ettiler.
Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi (DSTİ), amatör denizciliği yapılamaz hale
getirenlere bir başkaldırı amacıyla meydana gelen bir oluşum niteliğini taşıyor.
Türkiye'de denizciliğin mevzuat ve bürokrasi yüzünden gelişemediğini belirten
DSTİ, "denizci bir ulus olana kadar biz buradayız" diyerek meydan
okuyor.
DSTİ, gönüllülük ilkesine dayanan ve internet üzerinden birbirine ulaşan bir
oluşum. Dernek olmadığı için herhangi bir başkanı bulunmuyor. Biz de İletişim
Grubu gönüllüsü Erol Kepenek'le DSTİ, denizcilik sorunları ve amatör denizcilik
üzerine söyleştik.
DSTİ'nin oluşum
sürecinden biraz
bahseder misiniz?
DSTİ, yelken sporuyla uğraşan, birbirini tanımayan, denizle ilgili bilgiler
veren, gezi anılarını anlatan yani deniz gibi ortak bir paydada buluşan denizseverlerin
biraraya gelmesiyle oluştu. İnternet üzerinden çağrı yapıldı. Sonra buluşup
yüzyüze sorunlarımızı paylaşmaya karar verdik. Çok yeni bir oluşumuz. Geçen
sene ilk defa biraraya geldik. Bu derneğin ne başkanı, ne masası ne de kasası
yok. Yatay örgütlenmiştir. Sadece gönüllülük ilkesine dayanıyor.
DSTİ, ilk defa Kabotaj Bayramı'nda kamuoyu önüne çıktı. Bir gün önceden tam
sayfa reklam verip herkesi törene davet ettik. Beşiktaş'ta Barbaros Hayrettin
Paşa'nın Anıtı'na çelenk koyarak ömrünü denizleri uğruna tüketmiş olan tüm geçmişimizden
özür diledik. Ulusumuzu denize küstürenlere sitem etmek için düzenlenen bir
törendi. Belki işimiz uzun ama denizciliğimize gereken önemin verilmesi ve sorunların
çözülmesi için var güçle çalışacağız. Çünkü biz bu işe gönlümüzü koyduk.
Misyonunuz ve
vizyonunuz nedir?
Misyonumuz, denize gönül verenlerin bir araya gelerek, güç birliği ile yelkenciliğimizin,
denizciliğimizin gelişmesi ve sorunların çözüm üretilmesine katkıda bulunmaktır.
Vizyonumuz ise, nitelikli insan kaynağına öncelik veren, dayanışma ve fikir
üretme ortamı hazırlayan, bilgiyi üreten ve paylaşan verimli bir ortam yaratmak
istiyoruz.
Türkiye'de denizcilik sorunları ve sizin denizde yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Karada haklar olduğu kadar denizlerde de var. Denizcilik zengin işi değildir.
Dünyanın en güzel denizleri ve en uzun kıyılarına sahip ülkesinde ülkemiz insanlarını
denize küstürüyorlar. Örneğin, 500 milyonluk balıkçı teknesinde 3 milyarlık
can salı bulundurulması isteniyor. Türkiye'de deniz ve denizcilik konusunda
koordinasyon sağlanamıyor. Barınma çok büyük bir sorun. İstanbul'da amatör denizcinin
yelkenini güvenle bağlayacağı bir yer maalesef yok. Biri Kalamış diğeri ise
Ataköy'de olmak üzere iki marina var. Bağlamak istiyorsanız astronomik rakamlar
ödemek zorundasınız. Barınmanın ötesinde bir de mevzuat ve bürokrasi sorunu
var. Uluslararası kurallarla bağdaşmayan mevzuatımız var. Denizcilik yapmak
için 20 küsür yerden izin almanız gerekiyor. Marina, barınak ve iskele yaptırmak
isteyen girişimciler yıllarca süründürülüyor. Bir amatör teknenin denize çıkabilmesi
için 22 milyarlık teçhizat isteniyor.
Denize kıyısı olan ülkelerin diğer ülke denizlerinde 27 ayrı muhatap noktası
var. Neden
bizim yok?
Bizce denizcilik sektörü bir sanayi haline getirilmeli. Ülkemizde denizcilik
gelişirse yeni istihdam yaratılacaktır.
Denizcilik Bakanlığının kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki şaşırtıcı ama istemiyoruz. Zaten gereksiz bakanlıklar şu anda yer işgal
ediyor. Devletin küçülmesi gerekirken neden bir de denizcilik bakanlığı kurulsun.
Denizciliğin gelişmiş olduğu İngiltere, Almanya, Norveç, Hollanda ve Amerika'da
Denizcilik Bakanlığı yok. Tek değişiklik şu anda görevde olan Denizcilik Müsteşarlığı'nın
tabelası indirilip yerine Denizcilik Bakanlığı'nın isminin yazılı olduğu tabela
asılacaktır. Herhangi bir işlevi olacağını sanmıyoruz.
İKİNCİ SAYFA
Suçlu ayağa kalk!..
Ortaköy'de yıllardır ahşap evler tarihi binalar
yanar, seyrederiz. Ardından bir soruşturma vede gerekli olan rutin işlemler
gelir. Sonra ne olur bilmiyoruz. Bu konuda bir ceza alan, hapise gönderilen
varmıdır Yahut kesinleşmiş bir sabotaj olayı ortaya çıkmışmıdır? bilmiyorum.
Yanıt ve açıklama olursa seviniriz. Bizde kamuoyuna duyururuz.
Ortaköy'deki güzelim tarihi bir bina daha geçen ay yandı gitti. Paha biçilmez
bu binanın okul olması ne derece doğru bunuda tartışmak gerek. Başka okul yapılacak
bina yokmu diye düşünüyor insan? Avrupalı böylesine önemli binalara gözü gibi
bakıyor.Korumaya alıyor,müze yapıp, geçmişine sahip çıkıyor.Yıllar içinde onlarca
tarihi bina yandı, birçoğunun yerinde şimdi, taş binalar var, birkısmı ise otopark
oldu ya da öylece duruyor. Bir Allah'ın kuluda çıkıp köklü tedbir almıyor. Yenisi
yapılacakmış, eskisinin yerini tutar mı?...
Bundan önemli konu olur mu?
Bu sayfa sanki ağlama duvarına döndü!.. Ama yaşadıklarımızı
sizinle paylaşmayacağızda kime şikayet edeceğiz.
Yıllardır Ortaköy'de tarihi binalar yanıp durur, bizde haber yaparız. Ama hiçbir
sonuç elde edilmez. Nedeninide kimse araştırmaz. Örneğin Esma Sultan Yalısı,
Naime Sultan Yalısı, Zekeriya Sultan Yalısı, Fahime Sultan Yalısı ve Hatice
Sultan Yalısı yandı, kül oldu. Yerlerinde şimdi betonarme binalar var. Ortaköy
içinde onlarca tahta ev gitti. Son olarakta Gaziosmanpaşa İlköğretim okulu yandı.
Herkesden görüş alıyoruz. Gaziosmanpaşa İlköğretim okulu yangını sonrası Ortaköy
muhtarına da gideceğiz. İki kez randevuyu iptal etiti. Sonunda kabul etti, arkadaşlar
gitti. Elleri boş döndü. Muhtar Refik Mamunlu'nun daha önemli işi varmış "Yangınlardan
başka haber yokmu. Başka şeyle konuşalım "demiş. Bu söz üzerine ne yazayım?
Varın kararı siz verin. Çünkü ben artık bıktım.
Halkla ilişkiler!..
Halkla İlişkiler çok önemli bir konu... Bence
üniversite tahsili gerekiyor. Bir kurumun beyni olmasada gözü kulağı sayılabilir.
İletişimsiz bir hayat olamayacağı düşünülürse, halkla ilişkilersizde işletmelerin
ayakta kalabilmeleri düşünülemez. Halkla ilişkilerin basın ayağıda bir başka
önem taşıyor.
İki olay beni düşündürdü. MEF'le röportaj için üç aydır arkadaşlar arıyor. Onlarda
bize düzenli olarak faaliyetlerini e-mail ile bildiriyorlar. Ama röportaj talebiyle
ilgili bilgi nedense gelmiyor. Acıbadem hastanesinde benzer bir durum var. Etiler'deki
koca hastane bizim bölgemizde, kamuoyuna duyuralım diyoruz, ondanda tık yok.
Biz görevimizi yaptık, artık sıra onlarda !..
İşin suyu çıktı!..
Türkiye'nin işine akıl sır ermiyor. 50'yi aşkın parti kuruldu. Sanki milletle dalga geçiyorlar. Amaç kafaları karıştırmaksa başardılar. Dernek kurmak parti kurmaktan zor. Hal böyle olunca üç beş kişi biraraya geliyor, parti kuruyor. Yok mu buna dur diyecek.
Sandık yakın
Son günlerde bir yeni oluşumdur gidiyor.Yeni
oluşumcular, eski bakan ve milletvekilleri... Dahası bizi yıllardır yönetenler...
Böyle düşünürsek "yeni" lafı pek havada kalıyor. Ama madalyonun bir
de öteki yüzü var. Yeni oluşumun içinde bulunan İsmail Cem, Hüsamettin Özkan
ve Kemal Derviş hiçte küçümsenecek isimler değil.
Ancak bu oluşumda bir dizi çatlakta oluşmadı değil. Önce istifa, ardından Derviş'in
kararsız gibi gözüken tavırları... Birde Akpartide yaşanan amblem krizinin benzeri...
Herşeye rağmen, yeni oluşum bir umut gibi görüyorsanız ve denemekten ne zarar
gelir diyorsanız, iki üç ay sonra sandık önünüze konacak...
Düşünün taşının diğer partileri de gözardı etmeden son kararınızı verin.
Anketler kafa karıştırıyor
Birde anketlere aklım ermiyor. Anket güvenilir olmalı,bunlar reyting ölçümlerini geçti. Hepsi ayrı bir telden çalıyor. Bana göre, Ak parti, CHP ve DYP yükseliyor gibi... Ama ANAP'ı ve MHP'yi gözardı edenler yanılabilir. Birde HADEP meselesi var. Bu seçim çok şeylere gebe...Son gün bile hata yapan kaybedebilir. Benden söylemesi, en küçük ayrıntıyı bile iyi izleyin.Oy kullanmamak ta yapmayın.
Saraylar halka açılacak!
Gazeteler yazıyor...Birçok saray kapılarını halka
açıyor diye... Gerçekten güzel bir gelişme... Gazete BEŞİKTAŞ olarak bizde bu
konuyu birçok kez inceledik ve yazdık." Sarayları köşkleri kalın duvarlar
akasına saklamayın,önce duvarları kaldırın sonrada sarayları halka açın, herkes
gezsin görsün" dedik...
Üç ay sonra ulusal basında bir haber... "saraylar halka açılacak..."
Güzelde, bir sorun var. Milli Saraylar Daire Başkanı Polat Akbulut... Dört aydır
"Ihlamur Kasırının duvarları ne zaman kalkacak diye" Akbulut'a soracağız,
onun için sürekli arıyoruz. İşleri o kadar yoğunki, bırakın karşılıklı görüşmeyi,
telefonla bile bir yanıt vermiyor. Özel kalemi geçmek ne mümkün. Biz gazeteci
olarak başaramadık. Öğrendiğimize göre siyasi partilerin ilçe başkanlarıda randevu
alamıyormuş. Önce, daire başkanı açık olmalı ki, saraylara sıra gelsin...
Kültür hizmetine katkı
Ben öyle pek kimseye teşekkür etmem ama Namoğluna
gerçekten teşekkür etmek gerek... En azından kültür hizmetine gösterdiği duyarlılık
ve katkı için... Katkı herzaman para ve pulla olacak değil... Beşiktaş Belediye
Başkanı Yusuf Namoğlu ilçe geneline 500 adet Gazete BEŞİKTAŞ tabelası asarak,
kültür hizmetine verdiği değeri gösterdi. Hemen bir dip not düşeyim. Karşılığında
"aman beni desteleyin" gibi laflarda etmedi. Bizim millet inek altında
buzağı aramaya meraklıdır. Aman yanlış anlaşılmasın.
Bu ülke kitaba, kültüre, sanata vede en önemlisi eğitime biraz önem verse inanın
üke güllük gülüstanlık olur. Hükümetler yerel yönetimlerden bence ders almalı...
Demokrosinin en önemli unsurlarından biri olan yerel yönetimleri merkezi yönetimden
ayıranların ruhu şad olsun.
Haketmiyoruz
Önce kısa bir giriş yapayım. Gazete BEŞİKTAŞ
yayınlandığı ilk günden bu yana Beşiktaş kulübünü desteklemiştir. Bu sayın Seba'nın
döneminde de böyle olmuştur. Sayın Bilgili'ninde... Biz kişilerin değil, kurumların
destekçisi olmayı misyon edindik. Bir şey beklemeden, karşılıksız...
Bilgili, geçen ay Nevzat Demir tesislerinde arkadaşımızla konuşmuş. İsim vermeyeyim,
çünkü arkadaşımız şu anda bir TV'de görevli..."Hangi gazetedesin"
diye sormuş... O sırada bizde yazıyor... Gazete BEŞİKTAŞ'ta cevabını vermiş...
Bilgili "başka gazete bulamadın mı" demiş... 35 yıldır Beşiktaş'ı
izleyen arkadaşımız en eski spor yazarlarından biri... 15 yıl önce de spor yazarlığı
yaparken, birlikte yıllarca Beşiktaş antrenmanlarını takip ettik. Mutlaka neye
uğradığını şaşırmıştır. Üzüldüğünden olacak, bana aktarmadı. Bunu bana başka
bir arkadaş anlattı. O'da doğruladı.
Gazete BEŞİKTAŞ'ta Turing Başkanı Çelik Gülersoy yazıyor.TURSAB Başkanı Başaran
Ulusoy yazıyor. Prof. Dr Orhan Kural ve Prof Dr Ahmet Ercan yazıyor. Beşiktaş'ın
eski kaptanı Vedat Okyar yazıyor. Ömer Üründül, Deniz Gökçe yazılarıyla katkıda
bulunuyor. Dahası BJK Yönetim Kurulundan İbrahim Altınsay'ın hanımı Gülengül
Altınsay yazıyor. Ben ayrıca yorum yapmayacağım, böylesine dev isimlere haksızlık
yapılmış, ben en çok ona üzüldüm. Tek söyleyeceğim budur.
Son söz olarak, bu gazete "BEŞİKTAŞ" adını taşıyor. Fenerbahçe veya
Galatasaray olsa neyse diyeceğıim, o da bana yakışmaz.
Okuyucu Köşesi
Parkın adı değişsin
Belediye Etiler'de çok güzel bir çalışma yapıyor. Parkların ve yeşil alanların
çoğalması hoşumuza gidiylor. Ancak Etiler'de yapılan sanatcılar parkının adına
itirazımız var. Burada yapılan parkta "Ulus sanatçılar parkı" adı
yazıyor. Bunun adının "Etiler sanatcılar parkı" veya "Akatlar
sanatçılar parkı" olarak değiştirilmesini istiyoruz.
Mehmet Ali Karakaya-Etiler
Her gün elektrik kesilir mi?
Ortabahçe Caddesi'nde işyerim var. Her gün saat 15.00 ile 21.00 saatleri arasında
düzenli olarak elektriklerimiz kesiliyor. Nedeni nedir belli değil. Kesinti
programı da yok. İş yapamıyoruz.
Petek Gültekin
ÜÇÜNCÜ SAYFA
'Yanlış anlaşıldı'
Tarihi Abbasağa Parkı, yapılan düzenleme çalışmalarıyla
daha modern ve güvenli bir park haline geliyor" Bu sözler Namoğlu'na ait...
Çalışmaların başlaması ile geçen ay otopark yapılacağı için parklarının zarar
göreceğini iddia eden mahalle sakinleri tepkilerini dile getirmişlerdi. Namoğlu
ise, kaygılarının gereksiz olduğunu söyleyerek, amaçlarının parkı güzelleştirmek
olduğunu vurguladı.
Projenin tamamen halkın ihtiyaçları düşünülerek hazırlandığını ve bittiğinde
örnek gösterileceğinin altını çizen Namoğlu, 550 milyar liraya malolacak park
projesini afiş haline getirerek evlere dağıttığını açıkladı. Projenin Anıtlar
Yüksek Kurulu'ndan onaylı olduğunu belirten Namoğlu, "Abbasağa sit alanı
içindedir. Tüm yeşil alanlar ve ağaçlar koruma altına alındı. Ağaçların zarar
görmesi kesinlikle mümkün değildir" diye konuştu.
Yusuf Namoğlu, "Maşuklar Yokuşu dar olduğu için araçlar geçmekte zorlanıyordu.
İtfaiye ve ambulans gibi araçların olay yerine ulaşabilmeleri için yolu 2 metre
içeriye alacağız. Bunu büyüttüler. Projeye karşı çıkıyorlar. Bugün karşı çıkanlar
yarın alkışlayacak" dedi.
Parktaki eski yapıların modernize edileceğini vurgulayan Namoğlu, uygulanacak
projenin hangi yenilikleri getireceğini şöyle anlattı;
"Şu anda atıl durumda bulunan tuvalet ve bekçi kulübelerinin olduğu yere
halka açık kütüphane yapılarak, anfi tiyatro bölümü onarılıp daha modern hale
getirilecek. Sergi ofisinin yapılacağı parka, çocuk oyun grupları, basketbol
sahası ve dinlenme alanları ilave edilecek. Çiçeklendirilip sulama sistemi kurularak
vatandaşlarımızın yeşillikler içinde iyi vakit geçirmeleri sağlanacak. Ayrıca
gece ışıklandırma sistemi yeniden elden geçirilip, parkta güvenlik görevlisi
bulunacak."
Beşiktaş'a neşter!..
Beşiktaş'ın asırlık altyapı sorununa çözüm getirmek
amacıyla Ihlamurdere tonoz ve atıksu toplayıcısı inşaatının temeli atıldı. İSKİ
tarafından gerçekleştirilecek altyapı inşaatı sonucu Beşiktaş'ın kanayan yarasına
çözüm getirilmesi hedefleniyor.
Barbaros Bulvarı'nda yapılan tören atma törenine Beşiktaşlılar'ın ilgisi büyüktü.
Törende, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ali Müfit Gürtuna, İSKİ Genel
Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu ve Beşiktaş Belediyesi Başkanı Yusuf Namoğlu
yer aldı. Zor bir yatırımı gerçekleştirdiklerini belirten Namoğlu, "Ne
il, ne ilçe belediye başkanları geçti, kimse altyapıya yatırım yapmadı. Büyükşehir
Belediyesi, İSKİ ve Beşiktaş Belediyesi biraraya gelerek örnek bir yatırımı
gerçekleştirdik." diye konuştu. Yusuf Namoğlu ayrıca kazı çalışmalarından
rahatsız olan vatandaşı biraz daha sabırlı olmaya çağırdı. Namoğlu, "Esnafın
zor durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bu çalışmaları onlar için yapıyoruz"
dedi.
İSKİ Genel Müdürü Eroğlu ise, Beşiktaş'ın önceki durumunun içler acısı olduğunu
söyleyerek, "Ihlamurdere kanalı her yağmurda tıkanınca taşardı ve çökmeler
olurdu. Bu nedenle bodrum katları ve caddeleri sel basmaktaydı. Ayrıca yağmur
suları denize akardı. Beşiktaş Sahili ve Ortaköy'de lağım suları akar, kokudan
geçilmezdi." diye konuştu. Eroğlu, şimdi tonoz ıslahı ile atıksu ve yağmursuyu
kanallarını inşa ederek altyapı sorununa çözüm getireceklerini vurguladı.
Temel atma törenini geçekleştiren Ali Müfit Gürtuna, Yusuf Namoğlu ve Veysel
Eroğlu, Beşiktaşlılar'a inşaatın 28 Nisan 2003'te bitirileceği garantisini verdiler.
Kartalın başı dik olacak
Köy içindeki kartal heykeli kaldırıldı. Altyapı
ve üstyapı çalışmaları sürdülen köyiçindeki başı öne eğik kartal heykeli artık
yerinde değil...
Gazete BEŞİKTAŞ'ta uyarmıştı...
Gazete BEŞİKTAŞ olarak, Kartalın başı öne eğik diye bundan bir yıl önce bir
haber yapmış ve kaldırın kartalın kafasını demiştik.
Kartal heykelinin niçin kaldırıldığını sorduğum Beşiktaş Belediye Başkanı Namoğlu
"daha güzeli yapılacak" dedi. Beşiktaş kulübü, öğretim üyeleri ve
semt halkından temsilciler vasıtasıyla bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Namoğlu
"Beşiktaş'a yakışır bir heykel yapılıp mutlaka yerine konulacak, kimse
merak etmesin" şeklinde konuştu.
Evlenenler
25.06.2002
Nazife Özer
M. Nuri Öztürk
Jülide Özçelik
B. Dikeçligil
26.06.2002
E. Türkyılmaz
M. Aykut Uman
M. Sürmeli
Kerem Mirici
Nebahat Algur
Ahmet Yalman
S. Karagül
Atilla Erdoğan
28.06.2002
Gülçin Tuna
K. Arne Dines
Nihal Akbulut
Barış Erolcay
Z. Adaoğlu
M. Şafak Gezici
Serap Koldaş
Yusuf Gümüş
Sinem Konak
Burç Turgal
Funda Ulusoy
B.Tuğcan Dağcı
29.06.2002
Arzı Yolmaz
S. Atilla Atayurt
Nihal Dalkılıç
Yalçın Helvacı
Bilgün Erdal
Vedat Balkan
Seda Demirtaş
Bedri Beyaz
İpek Ertürk
Salih Aydın
Deniz Balçıklı
E. Canbazlar
Güler Çağatay
Ö. Üner Güçlü
Şükran Arslan
B. Sarıdiken
Ayşe Ç. Tahmaz
Nazmi Solmaz
Eda Öncül
Kaan Yazıcı
Füsun Güner
A.Erdem Ertübey
Nuray Küçük
Murat Topçu
Dilek Atlan
Sertaç Öztemel
Mürvet Kızgın
Ekrem Şahin
Nevin Mercan
O. Tamer Belir
Ayşe Parla
Cem Alpan
30.06.2002
B. İdil Karaca
Sedat Levi
Banu Akyıl
Gürkan Başay
Günseli Ağaoğlu
Cem Uygur
B. Dirim Gökçe
M. İsmail Elal
F. Çağlan Yazıcı
M. Mursaloğlu
M. G. Aydınbaş
M.V.Hacıfevzioğlu
01.07.2002
Gülay Filiz
Fuat Akaydın
Figen Kılıç
Uğur Aktan
Semra Özdemir
Zeki Doğan
F.F. Hatipoğlu
Lütfi Cülcüloğlu
02.07.2002
Çiğdem Kılınç
İrfan Evcil
Ayşem Seval
Barış Demiriz
04.07.2002
Sema Ertuğrul
Şaban Mutlu
Tülay Anik
Selman Turhan
Defne Songu
K. Eralp Akseli
Yonca Köksal
G. Roy Anthony
05.07.2002
S. Hatice Koç
Yılmaz İşyar
Yeter Çay
Ahmet Şişek
Serpil Demirağ
Serkan Tosun
Huriye Başar
Asım Dikmen
A. Değerliyurt
H. T. Kiremitçi
Aslı Aktuna
Hakan Aktaş
06.07.2002
Hatice Çukur
Eşref Özcömert
Zekiye Satan
Erdal Akkaya
Semra Öncel
S. Demirkol
Yeşim Ozan
İlke Sürücü
Handan Koçyiğit
Dinçer Erçil
S. Yorulmaz
Serdar Özer
Hülya Tunç
Yalçın Yılmaz
Nihan Sağesen
A.Barış Düzenli
İlknur Alageyik
A.Sercan Özgener
Z. M. Akyürek
Ç. E. Şahinoğlu
Aysel Durukan
L. Yıldırım Budak
Gülin Yücetürk
Özgür Dönmez
Hicran Özaymış
Naim Avdulii
Gamze Buğday
Serdar Sönmez
07.07.2002
Burçak Bakla
Cumhur Radyocu
Havva Aslan
E. M. Doğan
Arzu Vural
Murat Sağlam
Deniz Ermiş
Orhan Meriç
Ece Cengizalp
Hüseyin Adanalı
F. Ş. Sungar
Alp Bulak
08.07.2002
Birgül Ürkmez
M. Emrah Erkanı
09.07.2002
Ayşe Nayan
Özkan Azaşık
Nurgül Demir
Ö. Çerkez Uçar
Demet Erdoğan
Arif Karamanlargil
10.07.2002
Hilal Erkmen
Ali Rıza Yaşa
11.07.2002
Nesrin Akyol
Ahmet Altuğ Aka
A.Oya Küçümen
Bora Ebeoğlu
G. Pelin Çizenel
M. Atilla Söğüt
12.07.2002
Sevilay Akgül
Murat Çınar
H. Sema Selah
Turgay Okçu
Esma Ela Akalın
Murat Gunem
Esma Karal
M. Hakan Fener
Ebru Bayır
İbrahim Kurt
13.07.2002
Efser Göker
M.Hamdi Özalp
Nurdan Yazğan
E.Barış Dereli
Elçin Akalın
B. Fedakartürk
Nadin Alakuş
Ararat Erol
M.M. Gözübüyük
Osman Uslu
Arzu Özkan
Mustafa Ak
Ferda Çoruhlu
H. Hakan Öge
Heves Arabacı
H.Murat Ekren
Z. Özlem Onar
Selçuk Arslantürk
Serap Daştan
Y. Sirkecioğlu
Elif Özyelkenci
Güven Gürel
Nuray Karakuşçu
M. Ayhan Pulur
Emine Çıvgın
S. Şeref Şenler
Seda Tecimer
Emre Tokmak
Başak Özkan
T. Büyükgönenç
Mine Yalçın
Muhammet Yalçın
Burcu Konak
M. Serdar Genç
14.07.2002
P. Banu Gökarıksel
E. Mithat Göknar
Ülker Öztürk
Berk Üner
15.07.2002
Pınar Taşpınar
Abdullah Yiğit
16.07.2002
Nuray Hazal Öz
Fatih Baykal
Sevil Uslu
İsmail Özalp
17.07.2002
Gülay Demirtürk
Adil Ersoy
Z.Yıldız Muşkaya
Bahtiyar Kılıç
18.07.2002
Naciye Sirek
Ömer Süreli
Dilek Özbey
G. Kömürcü
Hanife Avcılar
Mehmet Çayıroğlu
19.07.2002
Dönüş Aykul
Hasan Töz
Emine Topçu
Akın Özden
Naciye Seza Türker
Osman Suha Lakay
İnci Arslan
Hamit Akyüz
Pelin Yoru
Mustafa Sabit Ertür
Z. Meliha Toros
Robert Henri Zara
20.07.2002
Burcu Soysal
Serhat Erçolak
Gülhan Ensari
Mehmet Musa Ayla
Hülya Kesken
İsmail Hakkı Çıtıroğlu
Sevgi Tekin
Mustafa Alkan
Deniz Güler
Raşit Ant
Derya Çakar
Özer Yıldız
Aylin Ayşe Eldem
İ. Ufuk Büyüközyaka
Nagihan Gür
Hakan Batır
Gökçe Aral
Ali Yalçınkaya
Elmas Karahan
Ali Taşar
Yazgül Akbulut
Mustafa Yeşilkır
Zeliha Sebla Serper
Hulusi Horozoğlu
Mehtap Gürbüz
Rüştü Fatih Öçal
Yasemin Akgün
Yalçın Işıldak
Mamure Dolunay Kale
H. Gökhan Önderoğlu
Pelin Yüce
Tonguç Tuzcu
Seda Kantürk
Çığtay Tibet
Naciye Aylin Ataay
R.Bilgitay Saybaşılı
21.07.2002
Aylin Nircan
M. Murat Onarcan
F. Deniz Zeybel
Oğuz Bulut
DÖRDÜNCÜ SAYFA
Barbaros Hayrettin Paşa'ya şikayet ettiler
Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi (DSTİ), amatör
denizciliği yapılamaz hale getirenlere bir başkaldırı amacıyla meydana gelen
bir oluşum niteliğini taşıyor. Türkiye'de denizciliğin mevzuat ve bürokrasi
yüzünden gelişemediğini belirten DSTİ, "denizci bir ulus olana kadar biz
buradayız" diyerek meydan okuyor.
DSTİ, gönüllülük ilkesine dayanan ve internet üzerinden birbirine ulaşan bir
oluşum. Dernek olmadığı için herhangi bir başkanı bulunmuyor. Biz de İletişim
Grubu gönüllüsü Erol Kepenek'le DSTİ, denizcilik sorunları ve amatör denizcilik
üzerine söyleştik.
DSTİ'nin oluşum
sürecinden biraz
bahseder misiniz?
DSTİ, yelken sporuyla uğraşan, birbirini tanımayan, denizle ilgili bilgiler
veren, gezi anılarını anlatan yani deniz gibi ortak bir paydada buluşan denizseverlerin
biraraya gelmesiyle oluştu. İnternet üzerinden çağrı yapıldı. Sonra buluşup
yüzyüze sorunlarımızı paylaşmaya karar verdik. Çok yeni bir oluşumuz. Geçen
sene ilk defa biraraya geldik. Bu derneğin ne başkanı, ne masası ne de kasası
yok. Yatay örgütlenmiştir. Sadece gönüllülük ilkesine dayanıyor.
DSTİ, ilk defa Kabotaj Bayramı'nda kamuoyu önüne çıktı. Bir gün önceden tam
sayfa reklam verip herkesi törene davet ettik. Beşiktaş'ta Barbaros Hayrettin
Paşa'nın Anıtı'na çelenk koyarak ömrünü denizleri uğruna tüketmiş olan tüm geçmişimizden
özür diledik. Ulusumuzu denize küstürenlere sitem etmek için düzenlenen bir
törendi. Belki işimiz uzun ama denizciliğimize gereken önemin verilmesi ve sorunların
çözülmesi için var güçle çalışacağız. Çünkü biz bu işe gönlümüzü koyduk.
Misyonunuz ve
vizyonunuz nedir?
Misyonumuz, denize gönül verenlerin bir araya gelerek, güç birliği ile yelkenciliğimizin,
denizciliğimizin gelişmesi ve sorunların çözüm üretilmesine katkıda bulunmaktır.
Vizyonumuz ise, nitelikli insan kaynağına öncelik veren, dayanışma ve fikir
üretme ortamı hazırlayan, bilgiyi üreten ve paylaşan verimli bir ortam yaratmak
istiyoruz.
Türkiye'de denizcilik sorunları ve sizin denizde yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Karada haklar olduğu kadar denizlerde de var. Denizcilik zengin işi değildir.
Dünyanın en güzel denizleri ve en uzun kıyılarına sahip ülkesinde ülkemiz insanlarını
denize küstürüyorlar. Örneğin, 500 milyonluk balıkçı teknesinde 3 milyarlık
can salı bulundurulması isteniyor. Türkiye'de deniz ve denizcilik konusunda
koordinasyon sağlanamıyor. Barınma çok büyük bir sorun. İstanbul'da amatör denizcinin
yelkenini güvenle bağlayacağı bir yer maalesef yok. Biri Kalamış diğeri ise
Ataköy'de olmak üzere iki marina var. Bağlamak istiyorsanız astronomik rakamlar
ödemek zorundasınız. Barınmanın ötesinde bir de mevzuat ve bürokrasi sorunu
var. Uluslararası kurallarla bağdaşmayan mevzuatımız var. Denizcilik yapmak
için 20 küsür yerden izin almanız gerekiyor. Marina, barınak ve iskele yaptırmak
isteyen girişimciler yıllarca süründürülüyor. Bir amatör teknenin denize çıkabilmesi
için 22 milyarlık teçhizat isteniyor.
Denize kıyısı olan ülkelerin diğer ülke denizlerinde 27 ayrı muhatap noktası
var. Neden
bizim yok?
Bizce denizcilik sektörü bir sanayi haline getirilmeli. Ülkemizde denizcilik
gelişirse yeni istihdam yaratılacaktır.
Denizcilik Bakanlığının kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki şaşırtıcı ama istemiyoruz. Zaten gereksiz bakanlıklar şu anda yer işgal
ediyor. Devletin küçülmesi gerekirken neden bir de denizcilik bakanlığı kurulsun.
Denizciliğin gelişmiş olduğu İngiltere, Almanya, Norveç, Hollanda ve Amerika'da
Denizcilik Bakanlığı yok. Tek değişiklik şu anda görevde olan Denizcilik Müsteşarlığı'nın
tabelası indirilip yerine Denizcilik Bakanlığı'nın isminin yazılı olduğu tabela
asılacaktır. Herhangi bir işlevi olacağını sanmıyoruz.
Türkiye deniz ülkesidir
Boğazlar ve Türk Kara Suları'nın yazılıp çizilirken
denizdeki trafikten taşımacılık anlayışına tanker geçişlerinden batıklara kadar
bir çok konuda Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürü Hücum
Tulgar, satır aralarında kalan ve görmezden gelinenleri çekinmeden masaya yatırdı.
Boğazlar söz konusu olduğunda bu konuda sivil toplum örgütlerinin ve akademik
görüşlerin durum belirlemede etkisi olduğunu söyleyen Tulgar şöyle devam ediyor:
"Olması gerekenler ya da hayaller dile getiriliyor bunca zaman. Uluslararası
ülkelerin kara suları boğazlar gibi hukuki kuralları vardır. Her konuyu ulusal
metotlarla ulusal kurallarla belirtmek mümkün olmayabilir her zaman. TC olarak
belirli uluslar arası kurallar dahilinde yapılması gereken yapılmalı, ertelenmemeli.
Sınırlar aşılması sonucunda Birleşmiş Milletlerden tepki görürsünüz. Bu da dışlanmak
demek. Gerek gemi geçişi gerek sizin yaptığınız atılımlar ya da yatırım adı
altındaki etkinlikleriniz sonuçta bu, 'Ben istedim, yaptım' durumuyla dile getirilemez,
bu şekilde söz konusu olamaz."
Boğazların ve Türkiye Kıyıları'nın belirli siyasi amaçlarla mitolojik isimlerle
ülkeler arası bir mücadeleye dönüşüyor. Kıyı Emniyeti ve Gemi İşletmeleri Genel
Müdürü Hücum Tulgar, bu konuda ciddi bir siyasi bir mücadele olduğunu ancak
Türkiye'nin beklenildiği gibi pek suskun kalmadığını dile getiriyor.
"Türk Boğazları 31 km. lik İstanbul Boğazı 225 km.lik Marmara Denizi Geçişi
70 km.lik Çanakkale Boğazı takribi 325 kmlik su yoluna Türk Boğazları deniyor.
Uzun yıllar yapılan hukuki mücadelelerle kazanılmış haklar. Belirli bir siyasi
amaç, mitolojik isimlerle başlatıldı. TC de mücadelesine... Bu amaçla tanıtıcı
yaklaşımlar ve kendimizi kabul ettirmemiz, bir bakıma bu tip yaklaşımların önüne
geçebilecek bir bütünleştirici konular olduğunu düşünüyorum. Hafife alınamaz,
oyuna dönüştürülemez."
Kimi zaman yaratılan polemiklerin gülünç bir çocuk oyununa döndüğünü söyleyen
Tulgar, Türk Kara Suları'nın çeşitli isimlerle anılmasından bunların benimsenmesine
kadar bir çok konuda hassas davranıp takip edilerek yerinde müdahale edilmesi
gerektiğini vurguluyor. Hücum Tulgar, bunca mücadelenin tarihini de unutmadan
altını çizerek sözlerine devam ediyor:
"Turkish Street diye ismi yerleştirdik. Belli bir siyasi egemenlik hakkının
çok basit gibi görünen neticesi büyük olan gelişmelerdendi. 1936 Montrö Sözleşmesi'ne
tabi. Montrö tenkit ediliyor, yanlış aslında bu. Belli kişilerin amaçlarını
destekliyorlar istemli istemsiz. En son ve en mükemmel anlaşma Atatürk'ün.
Lozan'da askersiz ve uluslar arası yönetime tabi olan boğazlar Montrö ile artık
bizim. Türk Donanması'nın altındadır. Türk Egemenliği altındadır. Trafik Düzeni
TC hükümeti denetimindedir. 1936 dan 1996'ya kadar TC bir çivi çakmadı. Uluslar
arası platformda TC bu hizmeti vermiyor denildi. Halkı ve çevrenin büyük risk
altında olduğu söylendi. 8330 km.lik kıyı şeridine sahip Karadeniz gibi çok
önemli kıyı şeridi var. Ege denizi gibi yakın komşusuyla sıcak temasa geçtiğimiz
uzun bir kıyı şeridi var. Boğazlarımız gibi alternatifsiz bir iç denizin olduğu
bir konumumuz var. Böyle bir ülke yok. 90 yıllara kadar deniz ülkesi olarak
anılsak da denizci ülke olmayı 90lı yılların başında benimsemeye başladık."
Ülkemizde deniz taşımacılığının yerleşmemesinin sonuçlarını Karayollarında ve
gazetelerin üçüncü sayfalarına geçen gerçeklerle öğreniyoruz diyor Tulgar. Avrupa'da
çok ucuza işleyen taşımacılığın Türkiye'de % 3 düzeyinde olmasının hazin bir
durum olduğunu ifade ediyor. Tulgar, "taşımacılık yanlış politikalar sonucunda
karayollarına yönlenilmiş, bindirilmiş. Dünya ekonomik konjektörü içinde Türkiye'yi
kara yolları taşımacılığına yönlendirmektedir. Fakat denge unsuru yok bu realitede.
Tek bir alana yüklenmek çözüm alanlarını kısıtlamaktan başka bir şey olamayacaktır"
diye konu hakkında görüşlerini belirtiyor.
Muhtarların Sesi
65 yıllık durak kaldırıldı
İETT, 65 senelik Çarşı otobüs durağımızı kaldırdı. Fırıncı otobüs durağı "Önümü
kapatıyor" gerekçesiyle İETT'ye şikayette bulunmuş. İETT de kapalı ve modern
otobüs durağını kaldırıp yerine tabela astı. Şimdi yaz aylarındayız. Ama yarın
vatandaşlar karda kışta nereye sığınıp otobüs bekleyecekler?
Şeref Boyacı - Dikilitaş Muhtarı
Yollar dar, araç park etmesin
Kırbaç ve Kireçhane Sokaklarında yollar çok kısa ve dar olduğu için araçlar
geçmekte zorlanıyor. İki şeritten oluşan yolun tek şeridine araçlar parkedince
trafik allak bullak oluyor. Belediyenin bu yolları ihale edeceği söyleniyor.
Bu yollar boğaz trafiği açısından çok önemli. Ortaköy Cuma Cumartesi ve Pazar
günleri tıkanır. Akmerkez, Levent ve Etiler istikametine gidecek olanlar dediğim
bu güzergahları tercih ederler. Çünkü kestirme yoldur. Emniyet Müdürlüğü'ne
dilekçe verdim. Fakat bir sonuç alamadım.
Adnan Soysal - Kuruçeşme Muhtarı
Sürati önleyecek bariyer istiyoruz
Asariye Caddesi No 46 ve 83'te, Müvezzi Caddesi No 29'da asfalt çok düzgün olduğu
için arabalar sürat yapıyor. Öğrenciler, dediğim bu yollarda servise binmekte
zorluk çekiyorlar. Sürat azaltıcılar koysalar bu sorun ortadan kalkacak.
Bir de İSKİ'nin kazı çalışmaları yüzünden Döngel Sokak çok bozuldu. İnce bir
asfalt çekilmesini istiyoruz. Aynı zamanda Hasırziveli Sokak ve Asariye Caddesi'ne
de asfalt yaması yapılması da gerekiyor.
Şevki Yıldırım - Yıldız Muhtarı
Yerli yersiz taşıt çekmeyin
Belediyenin temizlik işleri iyi çalışıyor. Ancak kimi yerlerde özellikle bir
bankanın çöp konteynırını salt kurumsal eşyası gibi kullanmasından rahatsızlık
duymaktayız. Trafik ekiplerinin Bebek semtinde yerli yersiz taşıt çektiklerini
tanıklık ediyoruz. Bunlar çirkin durumlar. Ayrıca, sokak lambalarıyla ilgili
sorunlar yaşamaktayız. Neredeyse tamamına yakına sönük durumda. Burada hırsızlara
davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil.
Aydın Onar - Bebek Muhtarı
Yol kenarları ağaçlandırılsın
Sokak lambaları mahalle sakinlerine büyük sorun yaşatıyor. Gerekli yerlere bildiriyoruz
ancak çok yavaş hareket ediliyor. Bundan büyük bir rahatsızlık hissediyoruz.
Su kanallarıyla ilgili sorunlar da yaşamaktayız. Park ve Bahçeler düzenlemesinden
yana bir sorun yaşamıyoruz. Ancak yol kenarları daha fazla ağaçlandırılabilir.
Sabit Akgün - Mecidiye Muhtarı
Mecliste yer almalıyız
Bazı düzenlemeler yapılıyor, kazı çalışmaları ya da bunun gibi bir çok çalışma.
Ancak, bundan vaktinde haberimiz olmuyor. Muhtarlık biriminin belediye meclisinde
yer alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, bulunduğunuz yerde bir takım çalışmalar
söz konusu oluyor ancak mahalle sakinlerinin bundan haberi çalışma başladığında
oluyor.
Cüneyt Doğan - Balmumcu Muhtarı
BEŞİNCİ SAYFA
"Ah o eski günler, ah"
Cengelköy sırtlarından uzanır Arnavutköy'e kadar
bu hikaye... Denizlerle yoğrulur yaz kış... Sohbetler edilir sahil kenarında....
İki dirhem bir çekirdek giyinilip de gidilir sahile en derbeder halle de. Ne
de olsa ekmek de su da denizdir, bir kıyıda başlar çoğumuzun hikayesi gibi mücadeleler...
Bir balık kasasından akşama erene kadar akar Marmara...
Arnavutköy'de akşam saati. Günün sıcaklığından ağaçların altında 50 yılı dinlendiren
Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan. Dar sokakları arasından geçip yanına
vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra başlıyor konuşmaya. Deniz diyor, sığıncam
diyor, dinleyeni meraklandırıyor. Zayıf elleriyle neredeyse 60 seneden önce
kalma ağlarının iliklerini gösterip gülümsüyor.
Arnavutköy'de yaşayan Hüseyin Reis, semtin sevilenlerinden. Semt sakinlerinin
deyişiyle, incisi. Hüseyin Reis, çocuk yaşlarda gelmiş semte. Rumlarla beraber
ilkokulu okumuş ancak tamamlayamamış.
"Ailem zorluklarla başa çıkmaya çalışıyordu. Deli dolu bir çocuktum ama
ailemi yalnız bırakamazdım. Sahile gidip dertleştiğim deniz, ekmeğim aşım sırdaşım
oldu."
Hüseyin Reis, yaklaşık 60 sene önce denizden geçimini sağlıyor başka bir deyişle
denize sığınıyor, denizle gülüyor denizle ağlıyor.
"Deniz, engin derler. Enginliği bizim için kıyı başındaki sohbetlerimiz,
mesleğimizin adabı, terbiyemizdi. Arnavutköy'de seneler öncesinde başladığımız
meslek, bizimle büyüdü. Evlerinin arasından dere akıp denize ulaşan o zamanlar
birkaç kişiyle balıkçılık yaptığımız deniz, bizim evimizdi."
Arnavutköy'ün tarihi dokusu içinde Eski İstanbul'u yaşatan haline kapılmış Hüseyin
Reis. Kıyısında, kıyı balıkçılığı diye bilinen iki direk arasında tutulan balıklarla
geçimini sağlamış. Ancak geçen seneye yaşadıkları bir sorun, Reis'in vazgeçilmezi
haline gelen balıkçılık mesleğinden uzak tutuyor. Son zamanlarda yaşanan boğaz
ve avlanmayla ilgili çıkmazlardan biz de nasibimizi aldık, diyor biraz titrek
bir ses tonuyla. Ancak umudunu yitirmiyor. 'Devam edeceğim denizimle uğraşmaya.
Sırdaşım gibi, ekmeğim aşım benim.' Kıyı balıkçılığı, akıntıdan kıyıya doğru
gelen balıkların yakalanmasından başka bir şey değildir diyor Reis. Hüseyin
Reis, kıyı balıkçılığını şöyle anlatıyor:
"Kıyıdan en fazla 4 metre ötesine kadar çıkılıyor balıkçılığa. Akıntının
istikameti önemlidir, çünkü diğer avlanma metotları hakim değildir burada. 12
metre uzunluğunda 4 metre kıyıdan denize uzanan iki direk arasından ağlarla
hareket edersiniz. Gündüz vakitlerinde, gümüş dediğimiz halkalarla bağlı ağlarla
çıkarız avlanmaya. Denizde Tefal İzmarit yakalardık. Bir nevi yol kenarında
yaşardık. Sabah deniz doyurur akşam deniz dinlendirir."
Hüseyin Reis, seksene merdiven dayamış ihtiyar bir delikanlı. Yaşamında dostlar
sayılıdır diyor. Deniz dosttur, uzun yola çıkacaksın ekmeğini bölüşüp çoğu kısmını
sana veriyorsa git o arkadaşın peşinden derdi büyüklerim diyor. Kaşların kaldırıp
buruk bir gülümsemeyle, 'Deniz kimilerimiz için böyle bir şey işte...' diyor.
Biri yanıyor birileri seyrediyor
Ortaköy sahilindeki Gaziosmanpaşa İlköğretim
Okulu olarak hizmet veren 119 yıllık Naime Sultan Yalısı, çıkan bir yangın sonucu
alev alev yandı. İtfaiyenin saatlerce süren çalışmasıyla kontrol altına alınan
yangında, bina kullanılamaz hale geldi. Konuyla ilgili son dakika haberi ise,
elektrikli su makinesinin ısıttığı kablolarının yangını çıkar- dığı şeklinde!...Geçtiğimiz
ay kamuoyunu meşgul eden olaylar şöyle gelişti;
Okul binasındaki yangınla ilgili sabotaj iddiaları hakkında üç farklı soruşturma
birden başlatıldı. Adli soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı sürdürürken,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı teknik yönden inceleme
başlattı. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ise okul yöneticileriyle ilgili iddiaları,
idari açıdan soruşturma kararını uyguluyor.
"Sürpriz Rapor"
Okul yangınından yaklaşık iki ay önce hazırlanmış "Yangın Güvenlik Raporu"nda
çarpıcı tespitler yer aldı. Okul Müdürü Vedat Balcı tarafından hazırlatılan
raporda, bina yapım tarihinden günümüze kadar geçen süreç içerisinde ahşap malzemenin
çürüme noktasına geldiği, tavan döşemelerinde yer yer sarkma ve deformasyon
izlerinin belirginleştiği vurgulandı. Raporda, "okulun mevcut şekli ile
eğitim ve öğretime açık tutulmasının yüksek derecede yangın riski ve tehlikesi
oluşturduğu kanaatine varılmıştır." denildi. Ayrıca raporda, zorunlu park
edilen araçların dışında park yaptırılmaya izin verilmemesine dikkat çekildi.
"Tarihi eserler okul
olarak kullanılır mı?"
Ortaköy'deki okulun yanmasıyla bir tarihi eser daha kül oldu. Benzer olayların
daha önce de yaşanması, "Tarihi binaların okul olarak kullanılması doğru
mu?" sorusunu gündeme getirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey:
İstanbul'da 40'a yakın okul, tarihi binalarda hizmet veriyor. Tarihe mal olmuş,
ünlülerin yetiştiği okullar olduğu için eğitim yeri olarak kalmalı. İçlerinde
tarihi yaşayan çocuklarımız, ileride bu okullardan mezun olmanın hazzını taşıyacak.
Bina en kısa sürede onarılacak ve okul olarak kullanılmaya devam edecek.
Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu:
Tarihi bir bina okul olabilir ama tüm önlemler alınırsa. Ama görülüyor ki, bu
okulda yeteri kadar önlem alınmamış. Bahçenin otopark olarak kullanılması da
hiç hoş değil. Böyle yerler daha çok müze ya da aynı anda çok fazla insanın
giremeyeceği mekanlar olarak kullanılırsa daha doğru olur.
Tarih Vakfı Başkanı Orhan Silier:
Tarihi binaların okul olarak kullanılmasında sorun olmadığını düşünüyorum. Sorunun,
bu binalara göz dikmiş, bunların bahçelerine, hatta tüm alanlarına asfalt döküp
otopark yapmak isteyen, kimi kamu görevlileriyle işbirliği içindeki mafya olduğunu
düşünüyorum. Şehrin bir çok noktasında benzeri tarihi bina yakılarak otopark
mafyası tarafından işgal edildi.
Yangında sabotaj
var mı?
Pek çok veli ve çevrede oturanlar, yangının sabotaj olduğunu iddia etti. Vatandaşlar,
okulu otopark mafyasının yaktığını öne sürerek, "Yan tarafta bulunan gece
kulübüne gelen araçlar okulun bahçesine park ediyor. Okul yönetimi de park parası
alıyor." dedi. Polis yetkilileri, "Reina otopark sorununu halletmek
için okulla anlaşmış. Biz bu rantın önünü kestik. Bu nedenle okulu yaktılar"
diye konuştu. Yangın çıktığı sırada hemen yanındaki Yüzme İhtisas Kulübü'ndeki
Melek Altaras olayı gördüğünü belirterek, "3-4 yerden aynı anda alevler
yükseliyordu. Herkes bunun sabotaj olduğunu anlayabilirdi. 45 yıllık Ortaköylü'yüm.
Otopark mafyasından korkan insanlar, bu gece kimin evi yakılacak diye beklemeye
başladı." dedi.
"Sabotaj demek
için erken"
İlçe Emniyet Müdürü Behzat Canbazoğlu;
Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu yangını şu anda savcılık tarafından soruşturma
kapsamında bulunuyor. Şu aşamada çıkan yangınla ilgili bir şey söylemek mümkün
değil. Sabotaj ihtimalinden bahsetmek için olay yerinde inceleme yapılması gerekiyor.
Herhangi bir açıklama bilirkişinin vereceği rapora bağlı. Eğer sabotaj gibi
bir durum varsa rapor bize gelir ve biz gereken incelemeyi yaparız.
Yangın vakalarının en çok görüldüğü zaman yaz aylarıdır. Elektrik kaçağı, dikkatsizlik
yangınlara yol açabiliyor. Sabotaj ihtimali de üzerinde en çok durulan nokta.
Her ne kadar görgü tanıkları ve itfaiyenin görüşü sabotaj ihtimali üzerine yoğunlaşsa
da böyle bir tespitte bulunmak şimdiden yanlış olur.
Gazete BEŞİKTAŞ
uyarmıştı
Ortaköy'de daha önce çıkan tarihi ev yangınlarına Gazete Beşiktaş, üzülerek
yer vermişti. Gereken önlemlerin alınması için yetkilileri uyarmıştı. "Tarihimizin
yokolmasına göz yummayın" çağrısında bulunarak, şüpheli yangınların bir
an önce açığa kavuşması gerektiğini belirtmişti.
Evinize sahip çıkın, yıkılabilir
Ortaköy'de ardarda çıkan yangınlar, semt sakinlerinde
huzursuzluğa yol açtı. Bir taraftan tarihi evlerin yanmasına üzülen Ortaköylüler,
diğer taraftan boş ahşap evlerin de yangın tehlikesi yaratması yüzünden tedirginlik
yaşıyorlar. Şimdi dört gözle boş evlerin yıkılmasını bekliyorlar...
Mahalleliler, "Gün geçmiyor ki yeni bir yangın haberi almayalım. Bu da
bizi tedirgin ediyor. Yanan tarihi değerlerimize mi yanalım, yoksa yeni yangınlara
göz mü yumalım? Madem ki evlerin sahibi yok. O zaman yıkılsın. Biz de rahat
edelim" dediler.
Ortaköy'de 25'e yakın eski ve sahipsiz ev bulunduğunu kaydeden Ortaköy muhtarı
Sabit Akgün, olası bir yangın için şimdiden önlem alınması gerektiğini vurguluyor.
Akgün, "Eski evler yıllardır boş ve bakımsız bir biçimde duruyor. Diğer
evlerle içiçe geçmiş. Düşünün bir yangın çıksa yanındaki evler büyük zarar görebilir.
Mahalleninin can sağlığına dikkat etmeliyiz." diyor.
Akgün, belediyeye başvurarak bu sıkıntılarını dile getirdiklerini belirtiyor.
Beşiktaş Belediyesi tarafından koruma altına alınan boş evlerin, herhangi bir
durumda etrafa zarar vermemesi için çitlerle çevrildiğinin altını çizen Akgün,
"Biz belediyeye bildirdik. Belediye de bize ev sahipleri bulunmazsa evlerin
yıkılacağı sözünü verdi. Biz de bütün evlerin önüne bir bildiri astık. Sahipleri
belediyeye başvurmazsa evleri yıkılacak" diye konuşuyor.
Gezici karakol görev başında
Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü, gezici karakolla
hizmeti vatandaşın ayağına kadar götüreceğini açıkladı. Karakolları Yaptırma
ve Yaşatma Derneği tarafından gerçekleştirilen gece sonucu elde edilen gelirle
alınan iki minibüs basına tanıtıldı. Gezici karakolların sayısının artırılacağını
belirten Emniyet Müdürü Behzat Canbazoğlu, "Bu gezici karakollarla hizmet
vatandaşın ayağına gidecek. Özellikle karakola gidemeyecek durumda olanlar bu
araçlardan yararlanabilecek" dedi.
Gezici karakolların her birinde bir olay yeri inceleme ekipmanı, nezarethane
ve bir dizüstü bilgisayarı bulunuyor. İç donanımları 6'şar milyara mal olan
minibüslerde 4 polis görev yapacak. Polisler, nezarethaneye konulan kişileri
bilgisayardan izleyebilecek.
Bilgisayar hırsızlarına dikkat!..
Son zamanlarda bilgisayar hırsızlıklarında şikayetler gelmeye başladı. Büro ve evlere giren hırsızların bilgisayarların beyinlerini alıp başka bir şeye dokunmadan kaçtıkları belirtildi. Yapılan şikayetlerde bu olayların uzun süredir başta Beşiktaş merkez olmak üzere 4 Levent, Etiler ve Gayrettepe'de daha da yoğunlaştığı öğrenildi. Semt sakinleri yetkililerden olayların daha da artmaması için kısa sürede tedbir almasını bekliyorlar.
Çöpçatan Tatiana Beşiktaş'taymış
Ahlak Bürosu ekipleri, uzun süredir peşinde oldukları "Tanya" lakaplı uluslararası kadın satıcısı Tatiana Akar'ın izini Beşiktaş'ta buldular. Müşteri kılığına giren polisler, Tatiana'yı yakaladılar.
Beşiktaş Gazetecisi yenilendi
Beşiktaş semtinde, okuyucuların uğrak yeri olan
Beşiktaş Gazetecisi adıyla anılan bayi, görünümünden içeriğine kadar kendini
yeniledi.
Siyasetten edebiyata sanat dergilerinden günlük gazetelere kadar çeşitli yayınları
okuyucuya artık daha kolay ulaştıracak olan Beşiktaş Gazetecisi, görünümü de
değiştirdi. Yalın ve düzenli görünümüyle müşterilere daha hızlı bir şekilde
yardımcı olabildiğini söyleyen Oğuz Tosun, Beşiktaş'ta yıllardır gazete satımıyla
uğraşıyor. Yirmi yıldır Beşiktaş'ta gazete satımıyla uğraşan Tosun, yeniliklerle
okuyucuların daha çok memnun olduğunu dile getiriyor.
Başkan Namoğlu'nu ağlattılar!
Ortaköy'de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa
İlköğretim okulunun yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu "çocukluk günlerim
aklıma geldi. Göz yaşlarımı tutamadım" dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu
söyleyen Namoğlu "okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım,yetkilileri
harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim.
Destek arayışına başladım" dedi.
ALTINCI SAYFA
Siyasetle yatıp siyasetle kalkıyoruz
Yeni Türkiye Partisi'nin lideri İsmail Cem ve
Hüsamettin Özkan'la birlikte siyaset yapma kararı alan Derviş, ekonomik programın
geleceğinden ve piyasalardan gelecek tepkilerden çekinerek bir süre daha göreve
devam etmeye karar vermişti. Ancak partileşme sürecinde Cem ve Özkan'la yaptığı
görüşmeler ve "Gönlüm yeni oluşumdan yana" mesajı nedeniyle hükümetin
tepkisini çekmişti. Derviş'in bir başka siyasi harekete destek verirken hükümette
kalmasına en şiddetli itiraz MHP'den gelmişti. MHP lideri Devlet Bahçeli, Derviş'in
tutumunu "ahlaki bulmadığını" belirtmiş ve "Sağlayacağı marjinal
fayda sıfıra indi" demişti. MHP kurmayları ise bir adım daha ileri giderek,
Derviş'i önce "Truva Atı", daha sonra da "MGK'ya katılan Yunan
Genelkurmay Başkanı"na benzetmişlerdi.
Bu sert eleştiriler sürerken Başbakan Bülent Ecevit ile görüşen Derviş, Ecevit'in
isteği üzerine 11 Temmuz'da piyasalar kapandıktan sonra istifasını Başbakanlığa
göndermişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer devreye girerek
Derviş'in istifa etmesini önlemişti.
Derviş'in bakanlık görevine devam ettiği gerekçesiyle Yeni Türkiye'ye katılmaması
ve 10 günlük bir program için ABD'ye gitmesi, bir dizi spekülasyonu da beraberinde
getirdi. Derviş'in, Yeni Türkiye'ye katılmayacağı, CHP'de siyaset yapacağı,
erken seçime girmeyip bekle-gör politikası izleyeceği iddialarının ardı arkası
kesilmedi. Derviş'in Ankara'dan ayrılmadan önce, siyasette aktif rol alma düşüncesinde
bir değişiklik olmadığını, Yeni Türkiye'de siyasete atılma eğilimini koruduğunu
söylemesi de spekülasyonları önleyemedi. Derviş'siz Yeni Türkiye ölü doğacaktı.
20 Temmuz günü Türkiye'den ayrılan Kemal Derviş, ABD'de bir dizi kritik görüşme
yaptı. Derviş, siyasetteki belirsizliğin arttığı bir dönemde aktif siyasete
girmek üzere görevden ayrılmadan önce, uygulanan programa desteklerinin devamını
sağlamak için IMF ve Dünya Bankası'nın önde gelen yöneticileriyle görüştü.
İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan'la birlikte merkezde geniş tabanlı bir oluşum
için yola çıkan Derviş'in istifa ettikten sonra bu işbirliği için temaslarda
bulunması bekleniyor. Derviş, bu amaca dönük olarak CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal başta olmak üzere siyaset ve iş dünyasından çeşitli isimlerle bir dizi
görüşme yapmıştı.
Görünen o ki, işler Cem'in umduğu gibi gitmiyor. Önce, Kayseri gezisinde hüsrana
uğradı. Ardından Kemal Derviş'in partisine katılmayacağı söylentileri yayıldı.
Şimdi de partinin amblemi sorun oldu. Amblemin, ABD'de genç erkekleri hayata
hazırlamak için çalışan bir örgütün logosundan alıntı olduğunun ortaya çıkması
üzerine parti yeni bir amblem arayışına girdi. Üstelik partiden istifa haberleri
de gelmekte.
Ama şimdi hepsinden önemlisi Derviş'in kararı. Çünkü, Yeni Türkiye Partisi'nin
kaderi tamamen bu karara bağlı.
Anketler kafa karıştırıyor
Öte yandan olası 3 Kasım seçimleri için yapılan
anketler de kafaları karıştırıyor. Çünkü en büyük parti olarak yüzde 30'luk
Kararsızlar Partisi görünüyor. TÜSİAD'ın Mayıs ayında yaptırdığı ankette kararsızların
oyu dağıtıldıktan sonra dağılım şöyle:
AKP yüzde 30.3, DYP 14.2, CHP 12.3, MHP 10.5, ANAP 11.3, HADEP 6.3, DSP 6.1,
Saadet 2.6.
SONAR'ın yaptığı araştırmada: AKP 20.55, CHP 17.37, DYP 10, MHP 7, ANAP 6.99,
HADEP 6.46, LDP 5.93, DSP 4.77, ÖDP 3.5 SNP 2.22, BBP 1.91, DTP 1.38, İP 1.17,
Diğer 3.39.
FOKUS'un anketinde ise; İsmail Cem'in partisi barajı aşamıyor. AKP yüzde 18.68
ile birinci parti. CHP 14.66, DYP 8.81, YTP 5.69. Fokus'un 3 bin 500 denek üzerinde
son teknoloji ile yaptığı ankete göre, Cem Uzan'ın kurduğu Genç Parti de, yüzde
5.69 oy oranı ile barajın altında kalıyor. HADEP sıralamada 7.32 ile altıncı
parti olduğu araştırmada, kararsızların oranı yüzde 12.56 olarak belirtiliyor.
Erken seçime karşı olduğu halde MHP, DYP ve AK Parti'nin batırmasıyla olası
3 Kasım seçimlerine kerhen 'evet' diyen ANAP, AB yasalarını Meclis'ten geçirip
seçime öyle girmek istiyor. ANAP, paket geçerse iktidar partisi olarak bunun
nimetlerini oya tahvil edebilecek. Yasalar çıkmazsa da Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne
sokmak için çaba harcayan parti imajı bozulmayacak. AB yasalarının seçimden
önce Meclis'ten geçmesi için var gücüyle çalışan ANAP, böylece oylarının İsmail
Cem'in YTP'sine kaymasının da önüne geçebileceğini düşünüyor.
Dünya borsaları yönünü arıyor
ABD borsası şirket yolsuzlukları ve bütçe açığının
yarattığı panik satışlarla dört yılın en düşük seviyesine indi. Avrupa'yı da
içine alan düşüş '1929 buhranı tekrarlar mı' endişesi yaratıyor.
ABD'de yaşanan şirket yolsuzlukları ve bütçe açığı, hızlı bir düşüş trendi içerisinde
olan ABD borsalarında zaman zaman paniğe neden olmakta. Düşüşün daha ne kadar
devam edeceği ise merak konusu. 11 Eylül'ün hemen ardından büyük düşüşler yaşayan
Wall Strett, geçen mart ayına kadar toparlanmış ancak daha sonrda arkası kesilmeyen
şirket skandalları nedeniyle çalkalanmaya başlamıştı. Bunun üzerine sanayi hisselerinin
işlem gördüğü Dow Jones 1998 Eylül'ünden beri ilk kez 8000 puan seviyesine indi.
Nasdaq Endeksi de 1997 yılının Nisan ayından bu yana en düşük noktasına geriledi.
Yapılan yorumlarda ABD ekonomisinin de Japonya'daki gibi deflasyonist bir sürece
girebileceği belirtiliyor.
Öte yandan doların son günlerde diğer para birimleri karşısında yeniden önemli
değer kazanmasıyla, Amerikan borsasında alımlar geldi. Hisse senetleri bir hafta
içinde ortalama yüzde 10 değer kazandı. Avrupa borsaları da bu yükselişi takip
ederek, son beş yılın en düşük seviyelerinden uzaklaştılar. Uzmanlar bunun olumlu
bir gelişme olduğunu, ama hisse senetlerine sadece kurumsal talep geldiğini
belirttiler. Amerika'da şimdi küçük yatırımcının alacağı tavır merak konusu.
Şirket yolsuzluklarıyla güveni sarsılan küçük yatırımcıların da bu trendi izlemesi
durumunda Amerikan ekonomisi ve buna bağlı olarak dünya borsaları rahat bir
nefes alabilecek.
İMKB ise, dünya borsalarındaki gelişmelerden çok Türkiye'deki siyasete endekslenmiş
durumda. Siyasi belirsizlikler aşıldığı ölçüde, ekonomik beklentilerin ve bunun
borsaya yansımasının olumlu olması bekleniyor.
Borç stoku artıyor
Dış borç stoku, yılın ilk çeyreğinde 2.5 milyar
dolar artışla 117.5 milyar dolara ulaştı. Kısa vadeli borçlar azalırken, uzun
vadeli borçların payı artış gösterdi.
Bu yıl 28.4 milyar dolar dış borç ödeyecek olan Türkiye, önümüzdeki yıl 21.4,
2004 yılında 18.8, 2005 yılında ise 15.3 milyar dolar dış borç ödeyecek.
Türkiye'nin toplam dış borç stokunun 40.4 milyar dolarlık bölümü ise 2007 ve
sonrası yılları kapsıyor. Dış borç ödemelerinin büyük bölümü kamu ve Merkez
Bankası borçlarının ana para ve faizleri oluşturuyor. Sözgelimi, önümüzdeki
yıl ki toplam 21.4 milyar dolarlık geri ödemenin sadece 5.5 milyar dolarını
özel sektör dış borç geri ödemeleri oluşturacak.
Bu dönemde kısa vadeli borçlar 1.8 milyar dolar azalırken; orta ve uzun vadeli
borçlar 4.2 milyar dolar arttı. Böylece kısa vadeli borçların toplam içindeki
payı yüzde 14.1'den 12.3'e düştü; orta vadeli borçların payı ise yüzde 85.9'dan
87.7'ye yükseldi.
Konsolide bütçe kapsamındaki kamu kuruluşlarının dış borç stoku 48.4 milyar
dolar olurken; uluslar arası piyasalarda ihraç edilen devlet tahvillerinin miktarı
801 milyon dolarlık artışla 20.9 milyar dolara ulaştı. Konsolide bütçe dışındaki
kamu kuruluşlarının borçları ise 282 milyon dolar azaldı.
İç borç stokunun yapısı ise şöyle: Borçların yüzde 48'ini değişken faizli (FRN)
krediler oluşturuyor. Yüzde 30'u dövize endekslenmiş durumda olan iç borçların,
sadece yüzde 22'si sabit faizli.
Hazine Müşteşarı Faik Öztrak, Hazinenin iç borçları çevirebilmesi için 4-4.5
milyar dolarlık uluslar arası piyasalardan finansman ihtiyacı bulunduğunu söyledi.
Öztrak iç borcun çevrilmesiyle ilgili olarak da "Bu faiz yükünü ancak makul
bir süre çekeriz" dedi.
YEDİNCİ SAYFA
Ortaköy Hamamı'nda eğlenin!
Ortaköy'deki tarihi Ortaköy Hamamı artık Kethuda
Restoran, Cafe-Bar ve Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor. Mimar Sinan'ın eserlerinden
biri olan ve Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde adından övgü ile söz edilen
Ortaköy Hamamı, tarihi dokusuna zarar verilmeden şık bir eğlence ve lezzet mekanı
haline getirildi.
Geçmişle günümüzü modern bir çizgiyle birleştirdiği söylenen restoran, İtalyan
ve Fransız mutfağından mönüler sunuyor. 450 kişi oturma kapasiteli Kethuda'da
sevilen sanatçı ve grupların yanı sıra, haftanın belli günlerinde blues, jazz,
klasik müzik ağırlıklı canlı dinletileri olacak.
Kethuda Restoran'da ayrıca, Amerikan bar, çok amaçlı sergi salonu, özellikle
turistlerin faydalanabileceği kütüphane, özel satış standı da yer alıyor.
Sudi Özkan tarafından restore edilen Kethuda'nın işletmecileri, Bora Soyalp
ve Kadir Çokyapıcı, aylardır sürdürdükleri yoğun çalışmaların sonucu olarak
Ortaköy'e çok şık ve nezih bir mekan kazandırdıklarını belirterek şunları söylüyorlar:
"Tarihi yapıya kesinlikle zarar vermeden her şeyi taşınabilir şekilde yerleştirdik.
Burası özellikle turistlerin uğrak yeri haline gelecek. Çünkü İstanbul'da böyle
bir mekan yok. Gündüz şehir turundan sonra gelerek öğle yemeklerini yiyebilecekler.
Restorandaki video wall'da Türkiye ile ilgili tarihi belgeselleri izleyip, kütüphanede
ülkemizle ilgili dokümanları bulabilecekler. Hoş müzik, kaliteli yemeklerden
hoşlananlar için ideal bir mekan olacak."
Ortaköy Hamamı Tarihçesi
Ortaköy Hamamı olarak da isimlendirilen Hüsrev Kethuda Hamamı, Beşiktaş ilçesinde,
Dereboyu caddesi ile Muallim Naci Caddesi'nin kesiştiği yerdedir. 16. yüzyıla
tarihlenen hamam, Hüsrev Kethüda'nın vakfı olup Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.
"Tezkiretü'l-Mimarin"de "Ortaköy"de Boğazhisarı'nda "Hüsrev
Kethuda Hamamı"diye kaydedilmiştir.
Bu hamamı yaptıran Vezir-i Azam Kara Ahmet Paşa'nın Kethudası Hüsrev Bey'dir.
İnşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Hüsrev Kethuda'nın 1565 yılında
Vefa'daki Darülkurrası'nı yaptırdığı sırada inşa ettirdiği sanılmaktadır.
Sararmış dişler tarihe karışıyor
Son zamanlarda diş beyazlatma yöntemine ilgi
arttı. Dentistanbul, diş beyazlatmada uzman bir kuruluş olarak beş senedir bu
yöntemi uyguluyor. Hastalarının yapılan tedaviden çok memnun kaldığını belirten
Dentistanbul Yönetim Kurulu üyesi Dr. Muammer Çorbacıoğlu, "Sağlıklı olmanın
yanında estetik bir görüntüye de kavuşuyorlar." diye konuştu. Çorbacıoğlu,
diş ağartma ya da diş beyazlatma denilen yöntemi, kişinin mevcut diş renginin
minimum iki ton açılması olarak tanımladı.
Güvenle uygulanabilen en etkin yöntemin lazerle diş beyazlatma olduğunun altını
çizen Çorbacıoğlu, "Lazerle beyazlatma sisteminde ağız sağlığı açısından
geriye dönüşü mümkün olmayan iç bir zarar oluşturmaz. Diş minesine ve diş etlerine
zarar vermeden dişte hassasiyet oluşturmadan güvenle uygulanır." dedi.
Çorbacıoğlu, ekledi: "Beyazlatma sadece dişlerde etkindir. Daha önceden
yapılmış beyaz dolgular ve porselenleri beyazlatmaz."
Diş Beyazlatma, tedavi süresi çok ağır vakalar dışında standartta 6-8 gün, antibiyotik
renkleşmelerinde 15 gün sürüyor. Uygulama sonrasında kazanılan beyazlığın süresi
hastanın diyet alışkanlığı (kahve, çay, sigara) ve fırçalama etkinliğiyle doğru
orantılı olarak artıyor.
SEKİZİNCİ SAYFA
Kriz açlık grevi yaptırdı
Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, kriz yüzünden
kebapçı dükkanı kapanınca açlık grevine başladı. Dükkanının önüne bildiriler
asan Gedikli, Ankara'ya göndermeler yapıyor. 54 yaşındaki Gedikli, "Başımıza
ne geldiyse onlardan geldi. Ülkemizi batırdılar." diyor. Daha önce bir
kez daha açlık grevine giren Gedikli, hükümet yetkililerinden birinin dükkanının
anahtarlarını alana kadar mücadelesini sürdüreceğini belirtiyor. Ancak konuştukça
Ferhat Gedikli'nin ilginç hayatına tanık oluyoruz. Esnaf Gedikli, büyük bir
kararlılıkla "Hayatım boyunca düzen karşıtlarına savaş açtım. Üç kere Ankara'ya
yürüdüm. İş yerlerim yakıldı, iflas ettim. Şimdi her şeyimi kaybettim. Bir canım
kaldı. Gerekirse onu da veririm" diye konuşuyor. Beşiktaş esnafı Ferhat
Gedikli, yaşadıklarını bize anlattı:
"Önce de grev yaptım"
1994'de Gaziosmanpaşa'ya bağlı Arnavutköy'de ayakkabı ve terlik imalathanesi
açtım. 200'den fazla kişi çalıştırıyordum. Arnavutköy yolu çok bozuktu. Kazalar
oluyor, arabalara zarar veriyordu. Belediye başkanı ve kaymakamla görüştüm.
Baktım olmadı. Ben de bir çadır alıp Arnavutköy'ün girişinde açlık grevine başladım.
Yine hiçbir ses çıkmadı. Sonra Anıtkabir'e oradan da Bayındırlık Bakanlığı'na
yürüdüm. Bakan, medyanın önünde yolun yapılacağını söyledi ve söz verdiği tarihte
yol yapıldı. Yapılan yol G.paşa-Habipler-A.köy arasındaki yoldur.
Tepkim Ankara'ya...
Bu eylemden sonra tek başıma neler yapabileceğimin farkına vardım. Atatürk ve
Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitaplar okudum. Okudukça aydınlanıyordum. Bu arada
Erbakan başbakan oldu. Tarikatlara başbakanlıkta yemek verdiğinin ertesi günü
Atatürk resimleri ve bayraklarla Ankara'ya yürüdüm. TBMM'ye beni almadıkları
için ben de kendimi arabaya kilitleyip kendimi yakacağımı söyledim. Polis beni
gözaltına aldı. İkinci yürüyüşüm, Susurluk olayının yıldönümünde gerçekleşti.
Bir ara zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkmaması için refahlılar, Cuma namazlarından
sonra eylemler yapıyordu. Ben de her hafta eylem yaptıkları camiye giderek eğitimin
sekiz yıla çıkması için hazırladığım bildirileri kendilerine dağıtıyordum. Her
gittiğim yerde polis beni göz altına alıyordu. Ama çok iyi davranıyorlardı.
İş yerimi yaktılar
1998'de Düzce Gölyaka'da 120 kişiyle bir imalathane daha açtım. Bu arada 99
seçimleri de yaklaşıyordu. Gölyaka'daki imalatımda parti ve seçim yasalarını
değişmesi için açlık grevine başladım. Açlık grevimin 6. günü Ankara Belediye
Başkanı Melih Gökçek, Çankaya'da Cumhuriyetimizin 75. Yılı kutlamaları için
asılan Atatürk resimlerini ve bayrağımızı aşağıya indirtti. Refah Partisi milletvekili
de ne olmuş bir bez parçası dedi. Böyle olunca hemen bir kara çarşaf giyip Ankara'da
CHP genel merkezine gittim. Mesut Yılmaz'la Deniz Baykal buluşacaktı. Elimdeki
bildiriyi basın mensuplarına ve halka dağıttım. Polis yine beni gözaltına aldı.
Yılmadım. Bırakıldıktan sonra iş yerime dönüp açlık grevime devam ettim. 12.
günümün gecesi gece saat 03.00'de büyük bir patlamayla uyandım. İmalathanemi
yakmışlar.
Bunun üzerine Kıbrıs'a gidip lokantacılığa başladım. Ama iki ay sonra devalüasyon
oldu. Dolar bir gecede 650 binden 1 milyon 500 bine çıktı. İşlerim tamamen durdu.
Lokantayı kapatarak İstanbul'a geri döndüm. Son kalan paramla da Beşiktaş'ta
kebapçı dükkanı açtım. O da kriz yüzünden battı.
Her şeyimi kaybettim.
"Şu sistem değişsin artık"
Seçim ve parti yasaları değişirse ben yine açlık grevini bırakırım. Yeter ki
ülkemde bir şeylerin iyiye gittiğini göreyim. Hep aynı partiler, aynı siyasetçiler...
Hepsini gördük. Ben hiçbir partiye üye değilim. Bütün partilere karşıyım. Benim
çocuklarıma bir vasiyetim var: "Benim oy verdiğim partilere oy verirseniz
size hakkımı helal etmem" diyorum.
"Ailem benden bıktı"
Neyim var neyim yoksa kaybettim. İş sahibiydim şimdi beş parasızım. İlk başlarda
ailemin takdirini kazanıyordum. Zamanla her şeyimi yitirdim. Bir canım kaldı.
Haklı olarak istemiyorlar. Benden bıktılar. Üzülüyorlar. Kimse ailesinden birinin
açlık grevi yapmasına dayanamaz.
"Tansiyonum
çok yüksek"
Açlık grevine başladığım ilk üçüncü gün bir doktor geldi. 16'ya 28 tansiyon
tespit edildi. Doktor çok şaşırdı. Vazgeçirmeye çalıştı. Ama ben istemedim.
Tutanak tutuldu. Kendi rızasıyla açlık grevi yapıyor diye.
"Halkın sesi oldum"
Halk geçim derdinde. İnsanlar hala korkuyor. Duyarsız, tepkisiz bir halde. Ben
hep Bergama Köylülerini örnek gösteriyorum. 10-15 kişi ne mücadeleler veriyor.
Benim gibi 5-10 kişi daha tepki gösterse o zaman bakın neler oluyor.
Çevredekiler ilgi gösteriyor. Dükkanın önünden geçenler durup şu yazıları okusalar
o da yeter.
Mikrop bize vız gelir!
Yaz sıcaklarının adeta kavurucu bir hale dönmesi
ile İstanbullular kendilerini Boğaz'ın sularına attılar. Her yıl olduğu gibi
bu sene de açıklanan deniz kirlilik oranlarının fazlalığı vatandaşları etkilemedi.
Resmi makamların ve sağlık kuruluşlarının tüm uyarılarına rağmen özellikle hafta
sonlarında Boğaz kıyıları halk plajı görünümünden kurtulamıyor. Büyükşehir Belediyesi
Çevre Koruma Daire Başkanlığı'nın açıklamalarına göre kolibasil oranının yüksek
ve denize girmenin tehlikeli olacağı yerler şöyle: Bebek, Beşiktaş, Ortaköy,
Sarıyer, Eminönü, Üsküdar, Küçükçekmece, Kartal, Pendik, Büyükçekmece.
Yapılan açıklama ve uyarılara rağmen denize giren vatandaşlar, denizin kirli
olduğunu bildiklerini ama sıcak havalarda serinlemek için başka çareleri olmadıklarını
söylediler. Bebek ve Ortaköy sahillerinde sık rastlanan bu görüntü çevre sakinlerinin
tepkisini alıyor. Semt sakinleri, kıyıda denize girenlerin görüntü kirliliği
oluşturduğunu, vatandaşların deniz kirliliği konusunda bilinçlenerek, bu görüntüye
artık bir son vermeleri gerektiğini belirttiler.
Sağlıklı yaşam elinizde
Beşiktaş Belediyesi "Sağlıklı Yaşam Kampanyası"yla,
tüm Beşiktaşlılara ücretsiz muayene imkanı sunuyor. Boğaziçi Tıp Merkezi'nin
sponsorluğuyla gerçekleştirilen kampanyaya Beşiktaşlıların ilgisi büyük oldu.
Muayene olmak isteyen vatandaşların, Beşiktaş Belediyesi Kurumsal İletişim ve
Koordinasyon Müdürlüğü'ne başvurmaları gerekiyor. Başvuru yapan vatandaşlardan
kayıt alındıktan sonra ücretsiz muayene kartı veriliyor. Vatandaşlar muayene
kartını aldıktan sonra Boğaziçi Tıp Merkezi'ne giderek ücretsiz muayene olabiliyorlar.
Muayeneler, plastik cerrahi, genel cerrahi, diş, ortopedi, üroloji, dahiliye,
cildiye, kulak, burun ve göz branşlarında yapılıyor. 300 kişilik kontenjanı
olduğu söylenen kampanyanın yarısından fazlasının dolduğu belirtiliyor.
DOKUZUNCU SAYFA
Hem akıllı hem de sevimli
Bu kadar komplo teorisi niye?', 'Futbol din gibi
bir şey', 'Haçlı Zihniyeti var', 'Hakemler her takımı kayırır', 'Sahip olduğumuz
şeylerin hiç farkında değiliz ve hep sahip olmadıklarımızın peşindeyiz'.
Bu sözler, Best Fm'de günün neşesi haline gelen Dejavu adlı programıyla dinleyicilerine
seslenen Yunus Günce ile Beşiktaşlılığı masaya yatırdık. Sohbetimizde gülüşler,
atıflar, umutlar, temenniler karıştı. Bizimle paylaşmak sohbetimize dahil olmak
isterseniz, kurulun köşenize, kahve tadı misaliyle başlayın okumaya...
Beşiktaşlılığı tarif
edebilir misiniz?
Ben de iki tane Beşiktaşlılık var. Bir tanesi zaten tuttuğum takım beşiktaş
ki iyi bir Beşiktaşlıyımdır ama fanatik değilimdir. Onun dışında Fulya'da oturuyorum.
Doğduğumdan beri Beşiktaşlı olan bir ailenin içinde büyüdüm. O günden bu güne
kadar da Beşiktaşlıyım. Hiç takım değiştirmeyi düşünmedim. Bu kadar önemli bir
şey değil benim için, hayatımı bu kadar etkilemiyor Beşiktaşlı olmak, ya da
Galatasaraylı olmak, Fenerli olmak... Evimden rahatsız olsam evimi değiştirmeyi
düşünebilirim, hayatımda önemli bir yeri vardır yaşadığım yerin... Ama tuttuğum
takımın bu kadar önemli bir yeri yok, sadece iyi bir Beşiktaşlıyım ama akıllı
da bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş'a büyük bir sempati duyuyorum. Beşiktaş benim
için vardı ve hep olacak. Çocuğum da Beşiktaşlı olsun isterim Gurur da duyuyorum
Beşiktaş'la. İlhan Mansız'la gündeme gelişimiz biraz canımı sıkıyor olsa da...
Popülist futbol anlayışı ve sunumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyonda futbolla ilgili acayip programlar yapmaya başladılar. Yeni moda
bir terim var, futbol felsefesi, futbolun felsefi yapısı. Bu kadar felsefe ile
yoğrulmuş bir iş olsaydı oyuncuları ilk okul mezunu olmazdı. Herkes felsefenin
peşinde olsaydı, bu kadar felsefi bir şeyi ilk okul mezunu adamlarla yapamazsınız
zaten mümkün değil. Televizyon sektöründe ise, 1-2 saat futbol hakkında konuşuyorlar.
Kumpaslar yaratıyorlar. Bu kadar ciddiye alınıyor olması zararlı çünkü o tip
yorumları herkes izliyor ve kanıyorlar da. Cahil de izliyor okumuş da izliyor.
Basında yer alan
ifadelerden nasıl etkileniyorsunuz?
Mesela Hıncal Uluç'un bir lafını görmüştüm gazetede. Manşet olmuş, Baliç ile
ilgili. Ben bunu sormak istiyorum kendisine gerçekten böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir
diye. Çünkü daha lig başlamadı, fikstür çekilmedi, Fenerbahçe Galatasaray Maçı
ne zaman, nerede oynanacak belli değil. Konusu ise Baliç üzerine. Tartışma söylemlerden
başlıyor: Baliç Galatasaraylı taraftarlarla arasını iyi tutmaya çalışıyor çünkü
geçmişte bir ifadesi var kefen giyerim Galatasaray forması giymem gibi. O da
hayır ben böyle bir şey söylemedim diyor yani. Fenerbahçede oynadım Galatasarayda
oynuyorum, diyor. Hıncal Uluç, böyle bir şeyi geçen yıl sür manşetti sabah gazetesinde
spor sayfasında. 'Baliç'ten Korkuyorum' diye bir başlık ya da buna benzer bir
şey. Aziz Yıldırımın manevi oğlu olan Baliç, Sami Yen'de maçtan önce Yıldırım'dan
bir talimat alırsa ve maçta kötü oynarsa bunun hesabını nasıl verecek?
Bu kadar komplo teorisi niye? İnsanların akılcı olması lazım. İnsanları çok
kolay güdülüyorlar. Düzeysiz futbol tartışmaları yapılıyor yazık ki. Fanatizm
körükleniyor.
Ayrıca, futbola bakışı zorlaştırıyor bu anlayış. Futbol daha basit olması gerekirken
endüstrileşince, yatırım sahası haline dönüşünce artık futbolda futbolla yatıp
futbolla kalkar olduk. Ama bu, realiteden uzaklaşmak ya da gerçekleri çarpıtmak
anlamına gelmemeli. Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu zaman kimse enflasyonu
konuşmamıştı ya da ülke ekonomisi konuşulmamıştı. Kupayı alınıp dönüldüğünde
Türkiye'de acaba ne olup ne bitiyor diye kimse merak etmedi.
Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Ne dersiniz?
İnsanların ait olma hissinden kaynaklanıyor, din gibi. Futbol, din gibi bir
şey. Futbolda bu çerçevede ele alınıyor tarafımdan. Şöyle, dolar bir buçuk milyona
çıktığı zaman 30 kişi yürümezdi Bağdat Caddesinde. Ama Aziz Yıldırım'ı geri
getirmek için 10.000 kişi yürüdü Kadıköy'de. Çok kısa sürede organize olunuyor,
çok kısa sürede tek vücut olunuyor.
Gerçek hayattan kopuluyor bir anlamda, maç ortak zevk ortak üzüntü haline geliyor...
Bu çok ciddi boyutlarda. Sen tanımadığın bir adamın bacağını kesmek ister misin
yahu? Evine saldırmadıkça. Döner bıçağıyla falan. Ben böyle bir şeye anlam veremiyorum.
Ben buna haçlı zihniyeti diyorum. Tanımadığın bir adama sırf senden başka bir
takımı tutuyor diye sen onunla nasıl kavga edersin nasıl döversin nasıl öldürürsün...
Öldürenler var çünkü. Biri beni gelip Beşiktaşlıyım diye öldürecekse bu dünyanın
en primitif olayıdır, yani ilkelliktir.
Sahada tahrik edici
unsurlar var mı?
Fenerbahçe stadında 'Güle güle yavrum güle güle' şarkısı çalıyor mesela. Bu
büyük bir ajitasyondur. İzleyen binlerce Galatasaraylıyı, Beşiktaşlıyı ajıte
etmekten başka bir işe yaramaz. O zaman geri sayım başlıyor, 'Ulan siz de geleceksiniz
İnönüye, Sami Yen'e'... Çünkü cahildir, hırs olur kızgınlıklar yaşanır. Ciddi
bir örtüşme var. Benliğin takımla örtüşmesi gibi bir durum var. Bir anda takımdan
biri gibi oluyorsun. Halbuki takımda oynayanların hepsi trilyoner, hepsinin
arabaları var villaları var, hepsi güzel hayatlar yaşıyor. Bizim kadar üzülmüyorlar
inan bana yani. Üzülüyorlar ama geçiyor. Biz ağlıyoruz bazen maçlardan sonra
bunlara gerek yok. Futbol adı üstünde, temaşa göz zevki oyun.
Beşiktaşlılığın farkı ne?
Kim daha büyük en büyük biz miyiz, gibi bir yarış içinde değiliz. Türk Futbolunun
durumu konuşulduğunda da net olarak başarıyı kabul etmek gerekir. Fanatizme
gerek yok. Ben de isterim Beşiktaş da, o seviyeye gelmesin ama bunun zafer sarhoşluğu
içerisinde yaşanıyor olması yaşatılmaya çalışılması canımı sıkıyor. Evet başarıdır
başarının devamı sağlamaktır önemli olan salt elde etmek değildir. Önemli olan
başarının devam etmesi, bunu ne kadar sindirmişiz, bununla yaşamayı ne kadar
biliyoruz?
'Sinemayı çok seviyoruz'
Anadolu Film Merkezi olarak 1967 yıllarında Beyoğlu
Fitaş sinemasında doğan AFM, Türkiye'nin ilk çoklu sinema merkezi ünvanını hala
üzerinde taşıyor. AFM Sinemalarının genç ve kabiliyetli Genel Müdürü Mehmet
Altıoklar, Magazin Müdürümüz Nilgün Özcan'ın sorularını içtenlikle cevapladı.
Bugün Türkiye çapında 84 sinema salonuna sahip olan AFM'nin 1991 yılından sonra
hızlı bir büyüme tirendini yakaladığını belirten Genel Müdür Altıoklar, şunları
söyledi; "İstanbul dışında, İzmir, Denizli, Isparta, Çanakkale olmak üzere
yedi ilde 84 salonda 20 kopleksle sinema severlere hizmet vermeye devam ediyoruz.
Grubunda lider
AFM sinemalarının grubunda tek lider olduğunu dile getiren Mehmet Altıoklar,
Avşar ve Molipex sinemalarının toplam 20-25 salonu olduğunu , kendilerinin Türkiye
genelinde 84 salon ve on bin koltuk kapasitesiyle grubunda tek lider olduklarının
altını çizdi.
Kriz sinemayı etkilemedi
Yapılan istatistiklere göre Türk insanı ortalama üç senede bir sinemaya gidiyor.
Amerika'da bu 5.5 falandır. Avrupada ise üç ve üzeridir. Biz avrupaya göre çok
daha az sinemaya gidiyoruz. Aslında türk insanı sinemayı çok seviyor ama ülkenin
izlediği ekonomik politika sebebiyle yapılan kısıtlamalar arasında sinema da
yer alıyor" diyen Altıoklar, yıllık 20 milyon dolar ciroları ve 350 personel
ile kaliteli hizmeti sinema severlere sunduklarını dile getiren Altıoklar, 2001
yılında ülkede başgösteren ekonomik krizin sinema lara hiçbir etkisi olmadığını
söyledi. Genel Müdür Altıoklar krizle ilgili olarak şunları söyledi: "Krize
rağmen yüzde iki artış var. 2001 yılı sonuna kadar insanlar sinemaya gittiler
Çünki sinema çok ucuz bir eğlence. 2001 yılı sonunda insanlar maaş artışlarını
alamaz hale gelince, bekledikleri zammı alamadıklarından ötürü aile bütçelerinde
tasarrufa gitmek zorunda kaldılar. 2002 yılının 4. Ayından sonra sinema severler
yine sinema salonlarını doldurmaya başladılar. Çünki sinema öyle bir şeyki insanlar
burada bir saat boyunca bambaşka bir atmosferde eğlenmeye çalıştıklarından kriz
bizi etkilemedi diyebiliyoruz".
Sinema
Dragonfly - Sonsuz Aşk
Yönetmenliğini Tom Shadyar'ın yaptığı Kevin Costner,Joe Morton, Linda Hunt,
Susanna Thompson, Jacob Vargas, Kathy Bates'in rol aldığı bu muthiş film, adından
bahsettirecek. Mutlaka izleyin. Sakın kaçırmayın.
Peter Pan Varolmayan Ülkede
Yönetmenliğini Robin Budd, Danovan Cook, Jan Harrowell'in yaptığı bu süper filmi
özellikle çocukların kaçırmamasını ve mutlaka izlemelerini önemle tavsiye ediyoruz.
WASABİ
Yönetmenliğini Gerard Krawwwwczyk'ın yaptığı , yapımcılığını ve senaryosunu
Luc Besson'un üstlendiği "Wasabi"' de Jean Reno, Michel Muller, Ryako
Hirosue, Michel Scourneau, Christian Sinniger, Jean-Marc Montalto olmak üzere
bir çok sinema sanatçısı rol alıyor.
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ
4 Oscar dahil toplam 46 ödül alan Tüm zamanların en iyi yabancı filmi olan Yüzüklerin
Efendisi filmi tüm dünyada iki ayda 800 milyon dolarlık bir hasılata imza attı.
Bu filmin türkçe ve orijinal seslendirmeli DVD ve VCD'leri Umut Sanat Filmcilik
tarafından 6 Ağustos 2002'den ittibaren tüm dünyada aynı anda Türkiye'de de
satışa çıkıyor. Bu filmi görmeyenlere müjde.
ONUNCU SAYFA
Ambassador Bebek'te
Birbirinden çeşitli deniz mahsulü, tereyağın
kızgınlığıyla tatlanır. Hünerli eller, pain keki havyar ve kremayla buluşturur,
çavdar ekmeği ve yabani dere otlarıyla bezenmiş turşular ağzı tatlandırır. Yanında
isterseniz damak tadınıza uygun bir içki, sarı votka, belki dilerseniz şarap...
Boğazın suları sanki ayaklarınızın altınızda gibidir. Akşama vardığında saatler
ve boğazın görünümü yemeği bir zevke dönüştürür.
Damak tadı söz konusu olduğunda Ambassador, bu konuda iki yıl aradan sonra tekrar
tutkunlarıyla bir araya geliyor. Bebek Otel'in altında yer alan bu mekan, efsaneleşmiş
mutfak kültürünü bugüne değin taşıyor. Yıllar öncesinden başlayan hikaye, iki
yıllık bir restorasyon arasından sonra devam ediyor.
Ambassador'u, titizlikle anlatıyor, Abdullah Karakaya. Zarif ve dinlendirici
ortamda yemekler büyük bir özenle hazırlanıyor. Estetik anlayışın tatla birleştiği
yemekler, birbirinden farklı mutfak kültüründen geliyor.
Karakaya, rahatlatıcı bir ortamın yanı sıra sohbet etmek ve bir çok anı paylaşmak
için uygun bir yer olduğunu söylüyor. Çeşitli dekoratif nakışların işlendiği
mekanda geleni rahatlatıyor, göz zevkine de hatip ediyor. Bununla birlikte,
yıllarını bu işe veren hünerli ahçılar, miras edindikleri Süreyya Geleneği'ni
tüm titizlikleriyle sürdürerek tadınıza tat katıyor, boğaz manzarasının getirdiği
dinginlikse başka bir ayrıcalığı... İstenilirse, çeşitli tören ve kutlamaların
düzenlenebileceği Ambassador, yemekleri, ortamı ve manzarasıyla lezzetin durağı.
Mekanda başlıca ana yemekler arasında Strogonof, Karsky, Kievsky gibi çeşitler
yer alıyor. Örneğin Kievsky, piliç etinin ince açılıp tereyağı, tuz ve karabiber
ile külah şeklinde sarılması ve nihayetinde yağda kızartılmasıyla servis edilen
bir yemek. Dilerseniz, İran Pirinci'nden yapılma Cilav adını taşıyan pilavdan
da yiyebilirsiniz. Mevsim balıklarının hepsinin mevcut olduğu mekanda tatlı
düşkünüyseniz, yaz sıcağında sizi serinletecek gelin duvaklı saçlı parfe denilen
meyveli dondurmadan tadabilirsiniz. Yolunuz Ambassador'a düşerse, Arnavut tatlısı,
limonlu veya çikolatalı sufle ile vazgeçilmez tatlı veya yemeklerle ağzınızı
tatlandıracak bir çok seçenek sizi bekliyor.
Tel: (0212) 358 15 65
Çırağan'da görkemli düğün
Sabancı ailesine Türkiye güzeli bir gelin geldi. Suikast sonucu öldürülen işadamı Özdemir Sabancı'nın oğlu ve Sabancı Holding Perakendecilik Grubu Başkanı Demir Sabancı, halen ABD'de işletme eğitimi gören 1991 yılı Türkiye 2. güzeli Aslıhan Koruyan'la geçtiğimiz ay Çırağan Sarayı'nda dünya evine girdi.
Genç kız gibi
Sabancılar'ın düğününe iş dünyası, siyaset ve bilim çevrelerinden birçok seçkin davetli katıldı. Davetliler arasında sosyetenin ünlü isimleri de vardı. Bu ünlü isimlerden biri de Elif Germiyanlıgil'di. Geçen yıl evlenen ve de bir çocuk sahibi olan Germiyanlıgil kırmızı tuvaleti ile düğünün en çok konuşulan kişisi olmuştu. Germiyanlıgil geçtiğimiz günlerde de süper mini cesur kıyafeti ile yine adından söz ettirdi.
Petek rahatsız oldu!
Son günlerde adından sıkça bahsettiren Petek Dinçöz'ün, başı giydiği süper mini eteklerden dolayı dertli mi dertli. Oturuşuna kalkışına her fırsatta dikkat etmek zorunda kalan Petek, geçenlerde verdiği bir davette de aynı rahatsızlığını dile getirdi. Dinçöz'ün avuç içi kadar minisi başına dert olunca yardımına en yakın arkadaşı Nefise Karatay koştu. Karatay, sık sık Petek'i uyarırken Petek Dinçöz'de "çok zorlanıyorum. ama mini eteği de çok seviyorum. Ne yapayım?" dedi.
Tüketici Köşesi
Yeni cep telefonu verildi
Faruk Yüksel isimli tüketici, Şengüller GSM Center'den aldığı cep telefonun
bozuk çıktığı şikayetiyle Tükoder'e başvurdu. Tüketici tarafından 440 milyona
mal olduğu söylenilen Siemens ME45 markalı cep telefonu, su geçirmez denildiği
halde suya dayanıklı olmadığı belirtildi. Tükoder'in çabaları sonucu tüketiciye
yeni bir cep telefonu verildi.
Ayakkabının derisi bozuldu
Esra Sezer, aldığı ayakkabıyı değiştirme talebiyle Tükoder'e başvuruda bulundu.
Tüketici, Nişantaşı Deriden Mağazası'ndan ayakkabı aldıktan 10 gün sonra derilerinin
açıldığını bildirdi. Tükoder'den verilen bilgiye göre, tamir edilmesi için mağazaya
verdiğini söyleyen tüketici, daha kötü sonuçlarla karşılaşarak derilerin daha
da deforme olduğunu belirtti. Tükoder, 3 haftadan beri cevap vermeyen Deriden'i
Hakem Heyeti'ne gönderme kararı aldığını söyledi.
Yeni araba hurdaya döndü
Suna Aydın, Gedizler Opel Bayisinden aldığı Astra Elegance markalı arabanın
arızalanması şikayetiyle Tükoder'e başvurdu. Tükoder'den yapılan açıklamaya
göre, tüketici arabayı çok az kullanmış olmasına rağmen çabuk arızalandı. Tüketici,
şikayet açıklamasında fren balatalarının, direksiyon kilidinin, sileceklerin
ve motor kulakçığının bozulduğunu ve v kayışının koptuğunu sonra tamir edildiklerini
söyledi. Ancak klima kompresörü sıkışınca arabasının değiştirilmesini talep
etti. Firmadan Tükoder'e, "Arabanın değiştirilmesi mümkün değil. Klima
kompresörü ile ilgili takip yapılıyor" dendi.
Yeni ürünler
Fotoğraf makinaları da artık cebe sığacak
Sektörün öncülerinden Nikon, cebe sığabilecek bir fotoğraf makinası geliştirdi.
Nikon'un yeni modeli Coolpix 2500 modeli küçüklüğünün yanısıra teknik özellikleri
ile de göz dolduruyor.
Bilgisayarlar gittikçe şıklaşıyor
Dell'in piyasaya yeni sürdüğü inspiron 4150 şık tasarımıyla şimdiden gönülleri
fethetti. Kitap ebatlarıyla bire bir aynı olan bilgisayarın performansı da beklenenin
üzerinde.
Şirketlerden
Timsahın modası geçmiyor
Lacoste'nin yeni tasarımcısı Christophe Lemaire ile çalışmaya başladıktan sonra
klasik çizgisinin dışında koleksiyonlarla da karşımıza çıkmaya başladı. 2003
İlkbahar-Yaz koleksiyonunun sergilendiği Paris'teki defilesinde Lacoste 400'e
yakın ürün sergilerken yine beğeni topladı.
Maxi Shopping City Yazlıkçıların gözdesi
Maxi Shopping City, içerisinde bulunan Maxi Mega (Megamarket), Maxi Home (ev,
yapı, hobby market), Maxi Çarşı ve seçkin markaların butikleri, food line, 4
salonu ile Cinecity sinemaları, eğlence merkezleri, çocuk kulüpleri ve diğer
shopları ile tüketicilerin her aradıklarını bulabildikleri bir alışveriş ve
eğlence kenti.
Yaz sezonu gelip, okulların tatil olmasıyla birlikte alışveriş ve eğlence kenti
Maxi Shopping City ziyaretçilerin akınına uğruyor.
Silivri ve çevresindeki tatil mekanlarını dolduran tatilcilerin tercihi olan
Maxi Shopping City, üstün ürün kalitesi ve geniş ürün yelpazesi ile her yaştan
her kesimin tüm ihtiyaçlarına cevap verebiliyor.
Kombini şimdi al karlı çık
Avrupa'nın önde gelen ısıtma sistemleri üreticisi Vaillant, Türk tüketicisine
geleceğin ısıtma teknolojisi ile donanmış yepyeni kombu cihazları, VUW Pro,
VUW Plus, Aqua Plus, Balkon Tipi ve TEc cihazlarını çok özel fiyatlarla sunuyor.
Şimdi Vaillant kombi sahibi olmak isteyenler en yakın Vaillant yetkili satıcısına
giderek ödeme şekillerini belirliyorlar ve yepyeni bir kombinin sahibi olmanın
keyfini sürüyorlar.
Delta Mobilya'ya ödül
Uluslararası bir kalite kuruluşu olan B.I.D. ( Business Initiative Directions
), bu yıl Paris'te 19.su düzenlenen ödül töreninde, Türkiye'den Delta Ofis Mobilya
A.Ş.'ye "International Star Award" ödülünü verdi. Paris'te Bureaux
d'Aujourd'hui-les solutions Fair fuarına katılan ve "Pearl" ürün serisini
bu fuarda tanıtan Delta, aldığı kalite ödülünü ülkesine kazandırmaktan gurur
duyuyor. 20 Mayıs'ta Hotel Concorde La Fayette'de gerçekleşen töreninde İspanya'dan
Guatemala'ya kadar, dünyanın 183 ülkesinden firmalar yer aldı. Çeşitli sektörlerde
faaliyet gösteren şirketlerin farklı kategorilerde ödüllendirildiği organizasyonda
Delta Ofis Mobilya A.Ş.'yi temsilen katılarak ödüllerini alan Yönetim Kurulu
Başkanı Adem YILMAZ ve İthalat -İhracat Müdürü Ayşe Nur YILMAZ ile Paris Türk
Büyükelçiliği Ticaret Ateşesi Sn. Tulu GÜRAKAN yer aldı.
ONBİRİNCİ SAYFA
İpi kim göğüsleyecek?
Bu yıl oldukça zorlu geçeçek. Futbolculardan
çok teknik adamların kıyasıya bir yarış içinde olaçağı 2002-2003 sezonunda ipi
kimin göğüsleyeceği şimdiden merak konusu... Galatasarayın üç yıldızı takmasından
sonra Fenerbahçe'de bu yıl yıldız sayısını arttırmaya çalışacak.Diğer yandan
Beşiktaş 100 yılda mutlak şampiyon biziz diyor.Yeni transferler yeni oyuncular
hiç kuşkusuz eşil sahada tüm hünerlerini gösterip,takımlarını başarıya götürmek
için ter dökecek.
Futbolcuların yanısıra teknik direktörlere de lig boyunca çok iş düşecek.Takımının
başına yeniden geçen Fatih Terim'in çıtayı daada yükseltmesi gerektiğini vurgulanırken,
Beşiktaş'ın başına gelen Lucescu'nun Karakartalı şampiyon yaparak, Galatasaraylılara
kendini ispat etmek istemesi bekleniyor. Diğer andan Ortega'yı kadrosuna katan
ve transfere oldukça yüklü paralar harcayan Sarı-Lacivertlilerin tek hayali
var; O da şampiyonluk...
Bu yıl genç bir kadro kuran Trabzonspor ise,lige apayrı bir hava ile başlayacak.Samet
Aybaba yönetiminde sahaya çıkacak olan Bordo Mavililerin neler yapacağı da merakla
bekleniyor. Anadolu takımlarının ise yeni sezonda çıkış yapabileceklerini kaydeden
otoriteler her yıl olduğu gibi bir veya iki takım sürpriz yaparak ilk üçü zorlayabilir
diyor.
Gözler üzerlerinde
2002-2003 sezonunda gözler yeni transfeler üzerinde
olacak. Başta Sergen olmak üzere Cordoba, Zago ve Nouma'nın üzerlerindeki yük
oldukça ağır. Galatasaray'ı geçen yıl şampiyon yapan Lucescu'nun izleyeceği
yol da merak konusu. 100. yılda mutlak şampiyonluk bekleyen taraftar için de
kısa bir değerlendirme yaptık. İşte futbolcuların son durumları...
Tayfur: Milli takım yorgunu kaptan Tayfur her zamanki gibi istikrarlı bir tablo
çiziyor. Lig maçlarında da takımı yine sırtlayan isim olacak.
İlhan: Milli takımın dünya 3.'sü olmasında büyük rolü olan İlhan, Beşiktaş'ın
yeni sezonda yıldızı olmaya devam edecek
Ahmet Dursun: Büyük bir sakatlık geçiren ve ameliyat olan Ahmut Dursun'un sahalardan
uzak kalacak olması taraftarları şimdiden üzdü
Ali Eren: Saha içindeki agresif yapısı nedeniyle hazırlık maçlarında daha kırmızı
kart gören Ali Eren'in tutumu düşündürüyor.
Tümer: Saha içinde her an klasını gösterebilen Tümer'in, yine dinamo görevi
yapacağı aşikar. İyi bir Tümer'i seyretmek zevk veriyor.
Kaan Dobra: İki ayağını da iyi kullanabilen Kaan Dobra'nın istikrarlı futbolunu
Kartal'da göre- medik. İşi zo görülüyor.
Bayram: Zaman zaman parlayan, zaman zaman da vasatın üstüne çıkamayan Bayram'ın
hazır olması halinde faydalı olacağı bekleniyor
Yasin: Geçen yıl sakatlığından dolayı takıma giremeyen Yasin'in bu yıl performansı
merak konusu.
Ronaldo: Brezilyalı oyunca sakin yapısı ve oyun kurucu özelliğiyle göz dolduruyor.
Fizik ve kondisyon açısından üst seviyede. Sıfır hatayla oynadığı söylenebilir.
Takıma yararı inkar edilemez.
Niyazi: Yeni transferlerden Niyazi'nin oynadığı ilk maçlarda göz doldurması
Beşiktaşlıları sevindirdi. Arkadaşlarını tanıyıp oyun düzenine alışması gereken
Niyazi'ye biraz zaman tanımak lazım.
Tolga: İyi niyetli bir futbolcu olan Tolga'nın hatalı çıkışları ve kademe yanlışları
görüldü. İlk 11'de forma bulması beklenen Tolga işi zora soktu. Çalışkan yapısıyla
eksiklerini kapatması bekleniyor.
Zafer: Sağ kanatta topla birlikte çok seri hareketler yapıp adam eksilten yapısıyla
göz dolduran Zafer de sakatlık problemiyle karşılaştı. İsabetli ara paslarıyla
forveti besliyor ama onunda işi zor.
Serdar: Beşiktaş'taki yuvasına geri dönen Serdar gerçek formunu bulamadı. Fizik
olarak istenilen düzeye geldiğinde sol tarafi kimseye kaptırmaz. Özelliği sık
sık atağa kalkıp süpriz gol bulması.
Radu: Pancu'yla birlikte gelen bu yıl Kartal'a transfer olan Radu'nun performansı
merak edilen konuların başında geliyor. Lucescu'nun takıma kattığı bu iki Romen
futbolcunun durumu sahada anlaşılacak.
Göksel: Dünyaca ünlü bir kalecinin arkasında bir çok şey öğreneceği gerçek.
Zaten iyi bir kaleci olan Göksel'in çok çalışkan Cordoba'ya da yardımcı olması
gerekiyor. Cordoba varken kale zor.
Fikstür
1. Hafta
9/8/2002
11/8/2002
Trabzon-F.Bahçe
G.Antep-Denizli
Göztepe-Elazığ
A.Gücü-Malatya
D.Bakır-Altay
İstanbu-Adana
Kocaeli-G.Birliği
Bursa-Beşiktaş
G.Saray-Samsun
2. Hafta
16/8/2002
18/8/2002
F.Bahçe-A.Gücü
Beşiktaş-Kocaeli
G.Birliği-İstanbul
Adana-D.Bakır
Elazığ-Trabzon
Malatya-G.Antep
Denizli-G.Saray
Altay-Göztepe
Samsun-Bursa
3. Hafta
23/8/2002
25/8/2002
G.Saray-Bursa
A.Gücü-Elazığ
D.Bakır-G.Birliği
G.Antep-F.Bahçe
Trabzon-Altay
Göztepe-Adana
Kocaeli-Samsun
Denizli-Malatya
İstanbul-Beşiktaş
4. Hafta
30/8/2002
1/9/2002
Adana-Trabzon
Elazığ-G.Antep
Bursa-Kocaeli
G.Birliği-Göztepe
Altay-A.Gücü
F.Bahçe-Denizli
Malatya-G.Saray
Beşiktaş-D.Bakır
Samsun-İstanbul
5. Hafta
13/9/2002
15/9/2002
G.Antep-Altay
Malatya-F.Bahçe
Denizli-Elazığ
G.Saray-Kocaeli
A.Gücü-Adana
Trabzon-G.Birliği
Göztepe-Beşiktaş
D.Bakır-Samsun
İstanbul-Bursa
6. Hafta
20/9/2002
22/9/2002
Elazığ-Malatya
F.Bahçe-G.Saray
Samsun-Göztepe
G.Birliği-A.Gücü
Adana-G.Antep
Altay-Denizli
Kocaeli-İstanbul
Bursa-D.Bakır
Beşiktaş-Trabzon
7. Hafta
27/9/2002
29/9/2002
G.Antep-G.Birliği
Göztepe-Bursa
F.Bahçe-Elazığ
A.Gücü-Beşiktaş
Trabzon-Samsun
D.Bakır-Kocaeli
Malatya-Altay
Denizli-Adana
G.Saray-İstanbul
8. Hafta
4/10/2002
6/10/2002
Samsun-A.Gücü
Adana-Malatya
Bursa-Trabzon
G.Birliği-Denizli
Altay-F.Bahçe
Elazığ-G.Saray
İstanbul-D.Bakır
Kocaeli-Göztepe
Beşiktaş-G.Antep
9. Hafta
18/10/2002
20/10/2002
Trabzon-Kocaeli
Elazığ-Altay
Denizli-Beşiktaş
G.Antep-Samsun
A.Gücü-Bursa
Göztepe-İstanbul
F.Bahçe-Adana
Malatya-G.Birliği
G.Saray- D.Bakır
10. Hafta
25/10/2002
27/10/2002
Kocaeli-A.Gücü
Beşiktaş-Malatya
Samsun-Denizli
G.Birliği-F.Bahçe
Adana-Elazığ
Altay-G.Saray
D.Bakır-Göztepe
İstanbul-Trabzon
Bursa- G.Antep
11. Hafta
1/11/2002
3/11/2002
Elazığ-G.Birliği
F.Bahçe-Beşiktaş
G.Saray-Göztepe
G.Antep-Kocaeli
A.Gücü-İstanbul
Trabzon-D.Bakır
Altay-Adana
Malatya-Samsun
DenizliBursa
12. Hafta
8/11/2002
10/11/2002
D.Bakır-A.Gücü
Kocaeli-Denizli
Beşiktaş-Elazığ
Samsun-F.Bahçe
G.Birliği-Altay
Adana-G.Saray
Göztepe-Trabzon
İstanbul-G.Antep
Bursa-Malatya
13. Hafta
15/11/2002
17/11/2002
G.Antep-D.Bakır
F.Bahçe-Bursa
Malatya-Kocaeli
A.Gücü-Göztepe
Adana-G.Birliği
Altay-Beşiktaş
Elazığ-Samsun
Denizli-İstanbul
G.Saray-Trabzon
14. Hafta
22/11/2002
24/11/2002
Trabzon-A.Gücü
Göztepe-G.Antep
Beşiktaş-Adana
Samsun-Altay
G.Birliği-G.Saray
D.Bakır-Denizli
İstanbul-Malatya
Kocaeli-F.Bahçe
Bursa-Elazığ
15. Hafta
29/11/2002
1/12/2002
Beşiktaş-G.Birliği
G.Antep-Trabzon
Altay-Bursa
Malatya-D.Bakır
A.Gücü- G.Saray
Adana-Samsun
Elazığ-Kocaeli
F.Bahçe-İstanbul
Denizli-Göztepe
16. Hafta
6/12/2002
8/12/2002
Göztepe-Malatya
Kocaeli-Altay
G.Saray-Beşiktaş
Samsun-G.Birliği
A.Gücü-G.Antep
Trabzon-Denizli
D.Bakır-F.Bahçe
İstanbul-Elazığ
Bursa-Adana
17. Hafta
13/12/2002
15/12/2002
G.Antep-G.Saray
Elazığ-D.Bakır
Denizli-A.Gücü
G.Birliği-Bursa
Adana-Kocaeli
Altay-İstanbul
F.Bahçe-Göztepe
Malatya-Trabzon
Beşiktaş-Samsun
18. Hafta
1/2/2003
1/4/2003
Denizl-G.Antep
F.Bahçe-Trabzon
Elazığ-Göztepe
Malatya-A.Gücü
Altay-D.Bakır
Adana-İstanbul
G.Birliği-Kocaeli
Beşiktaş-Bursa
Samsun-G.Saray
19. Hafta
8/1/2003
10/1/2003
A.Gücü-F.Bahçe
Kocaeli-Beşiktaş
İstanbul-G.Birliği
D.Bakır-Adana
Trabzon-Elazığ
G.Antep-Malatya
G.Saray-Denizli
Göztepe-Altay
Bursa-Samsun
20. Hafta
15/1/2003
17/1/2003
Bursa- G.Saray
Elazığ-A.Gücü
G.Birliği-D.Bakır
F.Bahçe-G.Antep
Altay-Trabzon
Adana-Göztepe
Samsun- Kocaeli
Malatya-Denizli
Beşiktaş-İstanbul
21. Hafta
22/1/2003
24/1/2003
Trabzon-Adana
G.Antep-Elazığ
Kocaeli-Bursa
Göztepe-G.Birliği
A.Gücü-Altay
Denizli-F.Bahçe
G.Saray-Malatya
D.Bakır-Beşiktaş
İstanbul-Samsun
22. Hafta
29/1/2003
31/1/2003
Altay-G.Antep
F.Bahçe-Malatya
Elazığ-Denizli
Kocaeli-G.Saray
Adana-A.Gücü
G.Birliği-Trabzon
Beşiktaş-Göztepe
Samsun-D.Bakır
Bursa-İstanbul
23. Hafta
5/2/2003
7/2/2003
Malatya-Elazığ
G.Saray-F.Bahçe
Göztepe-Samsun
A.Gücü-G.Birliği
G.Antep-Adana
Denizli-Altay
İstanbul- Kocaeli
D.Bakır-Bursa
Trabzon-Beşiktaş
24. Hafta
12/2/2003
14/2/2003
G.Birliği-G.Antep
Bursa-Göztepe
Elazığ-F.Bahçe
Beşiktaş-A.Gücü
Samsun-Trabzon
Kocaeli-D.Bakır
Altay-Malatya
Adana-Denizli
İstanbul-G.Saray
25. Hafta
19/2/2003
21/2/2003
A.Gücü-Samsun
Malatya-Adana
Trabzon-Bursa
Denizli-G.Birliği
F.Bahçe-Altay
G.Saray-Elazığ
D.Bakır-İstanbul
Göztepe-Kocaeli
G.Antep-Beşiktaş
26. Hafta
26/2/2003
28/2/2003
Kocaeli-Trabzon
Altay-Elazığ
Beşiktaş-Denizli
Samsun-G.Antep
Bursa-A.Gücü
İstanbul-Göztepe
Adana-F.Bahçe
G.Birliği-Malatya
D.Bakır-G.Saray
27. Hafta
5/3/2003
7/3/2003
A.Gücü-Kocaeli
Malatya-Beşiktaş
Denizli-Samsun
F.Bahçe-G.Birliği
Elazığ-Adana
G.Saray-Altay
Göztepe-D.Bakır
Trabzon-İstanbul
G.Antep-Bursa
28. Hafta
12/3/2003
14/3/2003
G.Birliği-Elazığ
Beşiktaş-F.Bahçe
Göztepe- G.Saray
Kocaeli- G.Antep
İstanbul-A.Gücü
D.Bakır-Trabzon
Adana-Altay
Samsun-Malatya
Bursa-Denizli
29. Hafta
19/3/2003
21/3/2003
A.Gücü- D.Bakır
Denizli-Kocaeli
Elazığ-Beşiktaş
F.Bahçe-Samsun
Altay-G.Birliği
G.Saray-Adana
Trabzon-Göztepe
G.Antep-İstanbul
Malatya-Bursa
30. Hafta
26/3/2003
28/3/2003
İstanbul-Denizli
D.Bakır-G.Antep
Bursa-F.Bahçe
Kocaeli-Malatya
Göztepe-A.Gücü
G.Birliği-Adana
Beşiktaş-Altay
Samsun-Elazığ
Trabzon-G.Saray
31. Hafta
2/4/2003
4/4/2003
A.Gücü-Trabzon
G.Antep-Göztepe
Adana-Beşiktaş
Altay-Samsun
G.Saray-G.Birliği
Denizli-D.Bakır
Malatya-İstanbul
F.Bahçe-Kocaeli
Elazığ -Bursa
32. Hafta
9/4/2003
11/4/2003
Trabzon-G.Antep
Bursa-Altay
D.Bakır-Malatya
G.Saray-A.Gücü
Samsun-Adana
Kocaeli-Elazığ
İstanbul-F.Bahçe
Göztepe-Denizli
G.Birliği-Beşiktaş
33. Hafta
16/4/2003
18/4/2003
Malatya-Göztepe
Altay- Kocaeli
Beşiktaş-G.Saray
G.Birliği-Samsun
G.Antep-A.Gücü
Denizli-Trabzon
F.Bahçe-D.Bakır
Elazığ-İstanbul
Adana-Bursa
34. Hafta
23/4/2003
25/4/2003
G.Saray-G.Antep
D.Bakır-Elazığ
A.Gücü-Denizli
Bursa-G.Birliği
Kocaeli-Adana
İstanbul-Altay
Göztepe- F.Bahçe
Trabzon-Malatya
Samsun-Beşiktaş
ONİKİNCİ SAYFA
Teknesini sırtlayan denize koşuyor
Pendik'te çalışmalarını sürdüren Beşiktaş Kürek
Takımı kayıkhanelerinin denizden metrelerce uzak olması nedeniyle, tekneleri
ellerinde bir çok yol katetmek zorunda kalıyor. Daha önce deniz kenarında bulunan
kayıkhane, sahil yolu nedeniyle doldurulan denizden uzaklaştı. Şimdi kürek takımı
etraftaki şaşkın bakışlar eşliğinde teknelerini denize kadar sırtlarında taşıyorlar.
Takımın menajeri Özgen Korkmazlar, kayıkhanenin bir an önce deniz kenarına taşınması
gerektiğini böylece hem antrenman çalışmalarını daha kolay gerçekleştirebileceklerini,
hem de alt yapı kadrosunu genişletebileceklerini belirtti. Korkmazlar, bayanların
tekneleri taşıma güçlüğü nedeniyle bayan takımı da kuramadıklarını söyledi.
Menajer Özgen Korkmazlar kayıkhane sorunlarını ve Beşiktaş Kürek takımını Gazete
BEŞİK- TAŞ'a anlattı.
Kayıkhanenizin denizden uzak
olması ne gibi
zorluklara neden oluyor?
Daha önce deniz kenarında bulunan kayıkhanemiz aradan yolun geçmesi nedeniyle
denize uzak kalmıştır. Bu uzak kalış, her ne kadar biz yansıtmamaya çalışsak
da, tüm çalışmalarımıza yansımaktadır. Antrenman zamanlarında ki bunlar günde
iki defa sabah ve akşam olmak üzere denizde gerçekleşmektedir, sporcularımız
teknelerini denize kadar taşımak zorunda kalıyorlar. Uzunca olan bu yolu atlatmak
sporcularımız için zorlu bir süreci oluşturuyor. Denizden uzak kalmamız nedeniyle
alt yapı kadromuzu genişletemeyerek oldukça dar bir kadroyla çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Bu da uluslararası yarışmalardan yurt içi yarışmalara kadar kendini
gösteren bir sıkıntı yaşatıyor.
Kayıkhanenin
taşınması için
gerçekleştirilen çalışmalardan bahseder misiniz?
Yönetim Kurulumuz, Pendik Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi ile girişimlerde
bulunarak bize sahilde teknelerimizi barındırabileceğimiz, günlük, etrafı çelik
çevrili ama emniyet içerisinde olan bir arazi talep edecekler. Bu gerçekleştiği
zaman bizim hem suya inmemiz kolaylaşmış olacak hem de alt yapıya daha kalabalık
bir sporcu potansiyeli alma şansını yakalamış olacağız. Bizim için çok avantajlı
olacak. Çünkü o zaman bayan takımı kurma şansımız da olacak. Bayanların bu yolu
teknelerle geçmesinde büyük zorluklar olacağı için bu takımı kuramıyoruz.
Kürek sporuyla uğraşmak için ne gibi şartlara
ihtiyaç duyulur?
Kürek ağır bir spordur. Günlük antrenmanımız 4.5-5 saattir. Sabah 2 saat, arada
jimnastik çalışmaları ve akşam da 2 saat. Bu nedenle durma ve dinlenme imkanı
yok. Bu yüzden de canı tatlı olan bir gencin kürek sporu yapma imkanı olmuyor.
Öyle bir şey ki bir kürek dinlenme anında rakibiniz sizi geçebiliyor. Zaman
zaman doğanın verdiği zorluklar oluyor. Karlı ortamlarda bile denize çıkıyoruz.
Hangi
kategorilerde
yarışıyorsunuz?
Gençlerle çalıştığımız halde büyükler kategorisinde yarışıyoruz. Çünkü bizde
çok yaşlı bir sporcu potansiyeli yok. Daha önceden yetiştirmiş olduğumuz sporcular
bazı kulüplere gittiler. Ama bu son 4 yıldır bazı sporcuları seçerek çok dar
bir kadro ile ilerliyoruz. Kadromuz genç ama iyi. Doğal olmayan kürek yapısına
uygun olmayan şartlara rağmen istekliler. Kulübe ve arkadaşlıklarına olan bir
bağlılıkları var. Milli Takım'daki oyuncumuz Mete Yeltepe Büyükler kategorisinde
de birinci oldu. Hem İstanbul hem de Türkiye kategorisinde de girdiği bütün
büyükleri 17 yaşında olmasına rağmen geçti. İyi bir geleceği var.
Milli takımda kaç Beşiktaşlı sporcu bulunuyor?
Şu anda 3 sporcumuz bulunuyor. 6 kişilik kadronun 3'ü Beşiktaşlı ve Dünya Şampiyonasına
gidecek. Milli Takım'da da dar bir kadro bulunuyor. Büyükler Şampiyonasına giden
2 sporcumuzun performansları üst düzeyde. Bu sporcularımız Olimpiyat kadrosuna
dahil oldu. Kürek Federasyonu'nun tertip etmiş olduğu, 2004 Olimpiyatları'na
hazırlanan bu kadroda, Beşiktaşlı oyuncularımız da yer alıyor. 6 kişilik olan
bu kadro şu anda 4 kişilik.
Branş içinde alt yapının önemi
nedir?
Beşiktaş kulübü olarak bir politikamız var. Türkiye'deki sporcular hafif kilo
kategorisinde başarılı oluyorlar. Bizim sporcularımız 3 defa yurt dışına çıktılar.
Üçünde de birincilikler aldılar. Büyükler hafif kiloda yarıştılar. Türkiye'nin
yapısına Büyükler Hafif Kilo kategorisi uygun düşüyor. Dünya genelinde kürek
sporu ile uğraşan sporcular, basketbolcular kadar iri. Türkiye'de böyle sporcuları
bulup o kategorilerde mücadele ettirme şansınız yok. Türkiye hafif kiloda başarılı
olacağı için biz de sporcuları seçerken ince, uzun ama atletik yapıdaki gençleri
seçiyoruz. Hem kuvvetleri olacak hem 70 kilo sınırlarında olacaklar hem de 1.80
boy sınırı olacak. Bu çok zor bir uğraş veriyoruz ama bunun doğru olduğu da
milli takıma verdiğimiz oyunculardan görüyoruz.
Kürek sporunun ülkemizde
gelişmemesinin nedeni nedir?
Kürek Türkiye'de kanal olmadığı için gelişememiş ve tanıtılamamıştır. Bizler
uygun bir yerde ama gözlerden uzak bu sporu gerçekleştiriyoruz. Yarışlar bütün
dünyada yüzme havuzu gibi kanallarda yapılıyor. 30-40 bin seyirci oluyor. Yüksek
ücretlerle buralara girebiliyorsunuz. Özellikle Orta Avrupa ve Amerika'da üst
düzey bir spor. Uluslararası yarışların hepsi naklen canlı yayından verilir.
Bizde bu imkan yok. Yarışlarımız genelde Sapanca'da ya da kenar yerlerde yapılıyor.
Seyircinin oraya gitmesi için özel bir çaba gerekiyor. Bu bir devlet politikasıdır
ve bir kulübün, federasyonun doğrudan gerçekleştirme şansı yoktur.
Önümüzdeki
dönemlerde hangi yarışlar olacak ve nasıl bir başarı bekliyorsunuz?
Eylülün son haftasında Urfa Atatürk Barajı'nda GAP yarışları dediğimiz yarışlar
düzenlenecek. Ekim ayında uzun mesafe maraton yarışımız olacak. Ondan sonra
da kara çalışmalarımız başlayacak. Ya